نماز جمعه

 

Tarih: 01.04.2016
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Dr. Ramazani

 
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet
eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz.
Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet
talebinde bulunuyoruz. Salatve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin munisi,
günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul
Enbiya, Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi
ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile mucadele ve dava arakadaşlarından
seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların
ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine
olsun.

İnsanın maddi, manevi ve ruhani terbiyesinde çok önemli
bir rol ifa eden ustadın ve alimin hakkına dair Hukuk Risalesinde, İmam Seccad hazretlerinin
önemli bir çok hususu dile getirmiş olmasına dikkatle ve toplumun eğitim, kültür
ilimi ve ahlaki şekillenmesi ve terakksinde öğretmenin sahip olduğu yükümlülük ve
sunduğu önemli hizmete binaen, öğretmenin ve alimin hakkının daha detaylı bir şekilde
izah edilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

İNSANIN İLK TERBİYECİSİ
Öğretmenin terbiyemizde ve kişiliğimizin şekillenmesinde
ne denli bir rol ifa ettiğini şu husustan açık bir şekilde anlamaktayız. İnsanın
en önemli varlıksal sermayesi kalbi ve aklıdır. Biz bu iki sermayenin de neşvu nema
bulması ve rüşdünü yakalayıp filizlenmesi ve iy bir şekilde terbiye edilmesi içn
alime ve öğüretmenin emrine sunuyoruz. İnsanın hayatına yön veren, insani ve ahlaki
erdem ve değerleri insana aşılayan, insana ilim ve irfan öğreten kişi öğretmendir
alimdir . Haiz olduğu öneme binaendir ki İmam Cevvad a.s hazretleri, öğretmenin
sözünün dinlenmesini ibadet hükmünde değerlendirmiştir. Imam hazretleri nurani beyanatında
şöyle buyurmaktadır. „Bir konuşmacının konuşmasına inanarak
kulak vermek o kişiye ibadet etmek anlamına gelmektedir. Eğer konuşanın konuşmaları
Allah canibinden ise kişi Allaha ibadet etmiş sayılır. Eğer konuşan kişi şeytan
adına konuşuyorsa, bu durmda inanarak bu sözleri dinleyen kişi şeytana kulluk etmiştir.” El-Kafi c 6.s 434

Dolyısıyla kişinin hayat yolunu ve rotasını iyi tanıması
ve yaşam felsefesini öğrenmesi için ilim ve irfanla donanmış olması lazım. İnsanın
gerçek varlığı da her yerde ve her zaman onunla birlikte olan, elinden tutan ve
hiç bir zaman ondan ayrılmayan ve tükenmeyen bir sermayesi olan ilmi ve marifetidir.
Tabiki ilim ve irfan kişinin eti ve kanıyla yoğrulup can ve ruhunun bir melekesi
haline geldiği zaman bu durum söz konus olur. Aksi takdirde ilim kendisi bir ağırlık
ve vebal olur. İlin canla yoğrulursa yar olur yalnızca kafada olursa yük olur. Yani
kişi ilımle kendisine yar olacak bir şerkilde davranmalı ve bir yük olmasına fırsat
vermemelidir. Buna binaen kim olduğunu ? Nasıl yaşaması gerektiğini? Ve neden iki
boyutlu bir varlık olduğunu? Bu varlığının iki boyutunu veya kendisine bağışlanmış
olan maddi ve manevi varlıkları nasıl eğitip yönlendirmesi gerektiğini bilmelidir.
İlim hakikatı öğrenmemize, kendimiz tanımamıza, yolu ve rkanı öğrenmemize katkı
sağlamalı. Türk arif ve şair Yunus Emrenin de ifade ettiği gibi:

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmesen
Bu nice okumaktır.
Okumaktan mani ne
Kişi hakkı bilmektir.
Çun okudun bilmezsen Hakk
Bu bir kuru emektir

Dini öğretilerimiz bizlere bilmediklerimizi öğrenmemizi,
ilim v bilgi ehline sorularımızı yöneltmemizi emir buyurmaktadır. “Eğer bilmiyorsanız
zikir ilim ehline sorun” Nahl 43

 Konuyla ilgili olarak sevgili Peygamberimiz bir hadisi
şerifde şöyle buyurmaktadır: “Alimlere sorun, hekimlerle konuşun ve fakirlerle
oturun” Caferiyat, Muhammed bin Muhammed. S 230

 İmam Ali hazretleri,
valisi Malik Eştere gönderdiği bir mektupta müslüman bir yöneticiye yönetim ile
ilgili bir ders olarak şu tavsiyede bulunmaktadır. “Ey Malik! idaren altındaki
ülke işlerini düzenlemek için ve senden önceki insanların ortaya koyduğu şeyleri
ayakta tutmak için daima alimlerle görüşmeyi ve hikmet sahipleriyle de danışmayı
tartışmayı çoğalt.” Nehcu’l Belağe hutbe 53

 Insanin maddi
ve manevi terbiyesini üstlenecek ve hayatında ona klavuz ve ışık olacak, onu yönlendirecek
bir alime bir ustada ihtiyacının olduğu gün ışığı gibi açıktır. Kişinin aklını ve
zihnini teslim edeceği bu hocanın faydalı ve onun dünya ve ahiret saadetinin teminine
yardımcı olacağından emin olması lazım. Buna binaendir ki İmam Bakır hazretleri
“İnsan yiyeceğine bir bakı versin” ayeti kerimesinin şerhinde şöyle
buyurmaktadır: “ Zeyd Eşşeham şöyle diyor: Ebu Cafer İmam Bakır hazretlertine,
“İnsan yiyeceğine bir baksın” ayeti kerimesinin maksadı nedir? Diye sorduğumda
şöyle buyurdular: “Aldığı ilmi kimden aldığına baksın” Kafi c1. s 50

Safi tefsirinin sahibiyse yiyeceği ikiye ayırmaktadır.
Fiziki ve ruhani yiyecek. Çünkü insan fiziki ve ruhani iki boyuta haiz olan bir
varlıktır. Insan maddi gıdasına dikkat ettiği oranda manevi gıdasına da gereken
teveccühü göstermiş olmalı. Vahiy kanalıyla gelen ilmi hangi kaynaktan ve kimden
alması gerektiği hususunda duyarlı olmalı.

 ÜSTADA SAYGI VE HAKKINA RİAYET
Ustada saygı konusunda Kur’anı kerimin Kehf suresinde
yer alan Hazreti Musa İle Hazreti Hıdırın ilginç kıssasına bir tevvccüh etmek yerinde
olur. Bu kıssada Hz. Musa a.s kendisini ustadın emrine amade ve ona tabi olan
bir kimse olarak tanıtmaktadır. Hazreti Hıızıra soru yöneltme biçimiyle tam bir
edep ve tevazü örnekliği sergilemektedir: Ustadına karşı kendisini bilgisiz ve ilim
ile irfan arayışında olan bir kimse olarak tanıtmaktadır. Dolayısıyla İmam Ali hazretleri
alim ve ustadın sahip olduğu makama ve konuma binaen Ustadın hakkını şu şekilde
tanımlamaktadır. “İmam caferi Sadık a.s Emiru’l Müminin Ali a.s ’ın ustadın hakları
konusunda şöyle söylediğini beyan buyurmaktadır: “Ustadın hakları hususunda şu
noktalara dikkat etmek gerek: Ustada fazla soru sormamalı, eteğinden tutmamalı,
huzuruna çıktığında başkaları yanındaysalar hepsine selam etmeli, ustadın arkasında
oturmamalı, Ustadın sözlerine aykırılık arzedecek şekilde kaş ve göz işaretlerinde
bulunmamalı, onu yoracak şekilde oturumu uzatmamalı. Alim meyve ağacı misalidir.
Bir meyvenin yetişmesini ve düşmesini beklemek gerek. İlim meyvelerinin dökümün
beklemek için ustadın ağzına bakmak gerek.” Kafi c1. S 50

 Bu konuda İmam
Gazzalinin görüşlerine de bir atıfta bulunmak yerinde olur. İmam Gazzali ilim ile
malın tahsili ve kulllanımı konusunda bir kıyas yaparak şöyle diyor: “İnsan öğrendiği
ilimler hususunda malı toplayan kişi gibi dört durumla karşı karşıyadır: Servet
elde etmek peşinde olan kimse gibi. 1- Mal kazanmak ve toplamak. 2- Biriktirmek
ve depolamak. 3- Maldan ve servetten şahsen yararlanmak. 4- Infak etmek, başkalarına
yardım etmek, başkalarının onun telaş ve çabalarının sonuçlarından yararlanmasına
fırsat hazırlamak. Son durumda olan maldan en güzel bir şekilde yararlanan ve en
iyi behreyi elde eden kimsedir. Böyle bir durumda kişi cömert ve bağışlayıcı olarak
tanımlanır. Alim de böyledir. 1- Önce ilmi tahsil eder, toplar. Bu halette kişi
kazanç elde eden kimseye benzer ama kazancı para veya mal cinsinden değildir. 2-
İkinci halet, öğrendiği ilmi konuları depolamak, korumak ve muhafaza etmek. 3- Kişinin
kendisinin elde ettiği ilimden yararlanması. 4- Dördüncü halet, kişinin elde ettiği
ilmi başkalarına öğretip onları helaket ve felaketten kurtarmaya çaba göstermesi.”
İhyau Ulumu Din c 1, S 93 İmam Gazali

Eğer alimler kendi görevlerini tam anlamıyla yerine
getirseler ve toplumu, akleden, düşünen bilgi ve irfan tahsiline çalışan bir topluma
dönüştürseler ve diğerleri de öğrendikleriyle amel etseler, bu durumda beşeri toplumun
bir çok sorunları kendisinden halledilmiş olur ve insanlık bilgisizlik ve cehaletin
esaret ve karanlığından kurtulmuş olur.

 

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment