نماز جمعه

 
Tarih:
11.03.2016
Hatip:
Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Dr. Ramazani

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden
odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz.
Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet
talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin
munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz
Hatemul Enbiya, Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin
varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile mucadele ve dava arakadaşlarından
seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların
ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine
olsun.

İmam Seccad’ın Hukuk Risalesinde değindiği haklardan birisi de, adil olan yöneticinin
hakkıdır. Konumuza giriş yapmadan hemen şu açıklamada bulunmakta fayda görüyoruz.
Toplumda kaosa fırsat verilmemesi, düzenin ve güvenliğin sağlanması için bir yöneticiye
ihtiyaç vardır. Konuyla ilgili olarak İmam Ali a.s hazretlerinden şöyle bir rivayet
nakledilmiştir. “İyi olsun veya kötü olsun insanlara bir yönetici lazım
dır ki mümin adaletinden yararlanarak kendi işlerini görebilsin ve vecibleriyle
amel etsin ve kafir de sayesinde hayatını idame ettirebilsin.” Nehcü’l Belağe
hutbe 40

Genel anlamıyla tebaa, halk huzur ve istikrar içerisinde yaşama fırsatı bulmuş
olur. Hükümet vasıtasıyla vergiler bu cümleden olarak zekat, humus, tebberular,
toprak, Ticaret ve diğer vergiler beytul malda devlet hazinesinde toplanır. Hakimiyeti
temsil eden hakim yönetici sayesinde memleket savunması yapılır, sınırlar korunur.
Yine adil yönetici sayesinde yolların, şehirlerin ve ticari güzergahların emniyet
ve güvenliği teminat altına alınmış olur. Ezilmişlerin ve fakirlerin hakkları zorbalardan
ve zenginlerden alınmış olur. İyi insanlar refahta yaşar ve kötülerin şerrinden
emanda olurlar.

Bir hükumet şekillenip başına adil bir yönetici geçince usulen insanların haklarının
temini için çabalamalı. Böylesi bir durumda bu hakimin yöneticinin bilinmesi ve
riayet edilmesi gereken bir takım hakları olur. Tabiki bu hak karşılıklı olur şu
anlamda yönetilenlerin de yönticiye karşı eda edilmesi lazım olan bir takım hak
ve talepleri olur. Emir-ul Müminin Ali a.s Nehcü’l Belağenin 34 hutbesinde konuyla
ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: “Ey İnsanlar benim sizin üzerinizde hakkım
var, sizin de benim üzerimde hakkınız var. Benim üzerimde olan hakkınız size öğüt
vermek hayrınızı istemek Beytülmalınızı adaletle bölüştürmek, cahil kalmıyasınız
diye sizlere öğretmek ve bilmeniz için sizleri terbiye etmektir.”

Ama sizin üzerinizdeki hakkım: ettiğiniz biate vefa
etmeniz. Gizli aşikar bana nasihat etmeniz, hayrımı istemeniz. Çağırdığım zaman
bana icabet etmeniz ve emrettiğim zaman itaat etmenizdir.

İSLAMİ YÖNETİCİDE ARANAN ŞARTLAR
İslami bir yöneticide aranan başlaıca şartlar şunlardır: İlim sahibi olmak,
adil olmak ve devlet idaresi ilmi ve siyasetine haiz olma. Bir toplumu idare edip
vatandaşların hak ve hukukunu temin edip korumanın bir takım ilke ve prensipleri
mevcut bulunmaktadır. Müslüman bir yöneticinin bu ilke ve prensiplere vakıf olması
lazım. Yani toplumun devam ve bekasını ve dinamizmini sağlayan usul ve ilkeleri
bilmelidir. Yönetici dindar toplumu kültürel, siyasi ve ekonomik olarak idare etmesini
bilmelidir. Memleketi idare ilminden maksat toplumu maddi ve manevi olarak terakki
ve tekamule doğru götürmektir. Toplumun sevk ve idaresiyle ilgili plan ve programlamasında
adalet ve ıslahı esas almalıdır. Oldukça önemli olan hususlardan biri şudur: Din
toplumun gerçek ihtiyaçlarına dikkatle hükumet ile ilgili program ve icraatın büyük
bir kısmını halkın oyuna yani karar ve meşveretine bırakmaktadır.

 Buna binaen dinin siyesetten ayrı olduğuna
dair iddialar üzerinde ciddi olarak düşünmek lazım. Çünkü dinin bir çok emir, yasak
ve öğretisi toplum bireylerinin terbiye, ıslah ve adaletiyle ilgilı olduğuna göre
dini siayestten nasıl ayırabiliriz. İnsana doğru yaşama yolunu göstermek ve onu
hakka ve adalete yönlendirmek için gelmiş olan dinin, insanların bireysel ve toplumsal
ihtiyaçlarına cevap verecek çözüm ve reçeteleri mevcut bulunmaktadır. Öyleyse dini
insanın şenine yakışır ve onu her iki alemdede mutlu ve bahtiyar kılacak programlamada
bulunabilir. Günlük yaşamda insanın ferdi ve toplumsal boyutlarını birbirinden ayırt
etmek mümkün değildir. Çünkü insan yaşamının farklı boyutları birbirini etkilemektedir.

Buna binaendir ki Resulü Ekrem a.s Medineye yerleştikten sonra hükumetin teşekkülü
için gerekli olan yapıları oluşturmaya başladı. Peygamber efendimiz Mekkede insani
ve tevhidi bir yaşam için alt yapı mahiyetindeki temel bilgileri ve vahyi esasları
tebliğ ettikten sonra, Medinede ilahi kanunlara uygun olarak ve Mekkede atılan temel
üzerine hükumet inşa etmeye başladı. Bu hükumetin en temel esası ve ilkesi insanın
onur ve haysiyetini muhafaza etmektir.Peygamberin hükumetinde bütün etba eşit haklardan
yararlanmaktaydılar. Adalet gerçek anlamda onların arasında uygulanıyordu.

Buna binaen Müslüman bir yönetici bir devlet başkanının bir diğer önemli vasfı
ise adil olmasıdır. Çünkü en önemli yükümlülüğü insani ve islami toplumda adaleti
uygulamaktır. “Adalet her şeyi yerli yerine koyar” Nahcu’l Belağe hikmet
132 Adaleti uygulamak için yöneticinin adalet vasfıyla muttasıf olması lazım. Tabiki
bütün Peygamberler için adalet en önemli unsur ola gelmiştir. “Gerçekten biz
elçilerimizi apaçık delillerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye
onlarla birlikte kitap ve ölçü indirdik” Hadid 25 Adil olan yönetici insanları
zulümden ve hidayetten kurtarabilir. Nıtekim Mevle’l Muvahhidin İmamu’l Muttakin
Ali a.s konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır. “Salih bir raiyet tebaa
adil bir yöneticiyle kurtuluşa erir. Günahkar bir raiyette günahkar bir önderle
helak olur.” El-irşad c1.S 26 Kur’an açısından Hazreti Yusuf zamanının insanları
arasında toplumu idare etme liyakatına her yönüyle haiz bulunuyordu. Çünkü insanların
mallarını en iyi bir biçimde muhafaza ediyordu. En iyi emanetçiydi. Mali ve ekonomik
bilgiye de her kesten daha fazla sahip bulunuyordu. Bunun için Mısır kralına şu
öneride bulundu. “Yusuf, bu toprakların hazinelerinin maliye yetkisini
bana ver, ben koruyucu ve bilen birisiyim, dedi” Yusuf 55

O ilahi peygamber bu önemli vazifeyi yüklendikten sonra. Mısır ülkesini kıtlık
yıllarında o zakıcı ekonomik krizden kurtardı. Yusuf Mısırı ekonomik olarak bu kıtlık
yıllarında komşu ülkelere de yardım edecek şekilde güçlü kıldı. İmam Seccad hazretleri
ise yöneticinin hakkı hususunda konuşurken, halkın hakkına riayet eden ve adaleti
temine çabalayan yönlere değinmektedir. İmamın değindiği hususları yönetici ve raiyet
uygulasalar, toplum her yönüyle adalet, huzur. güvenlik ve barışı yakalamış olur.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment