Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola bulamızacaktık. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz. Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu,  nefislerimizin munisi günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,RahmetenlilaleminHz.Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyi ile mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşler ile  ğaib  olan ve  bu  hutbeleri okuyan  herkesin üzerine  olsun

PEYGAMBERİMİZ HAZRETİ  MUHAMMEDİN KUR‘ANDAKİ VASIFLARI

 8- GECE  NAMAZI  VE  YAKARIŞI

Peygamberler  ağır  bir  söylem ve  sorumlulukla yükümlü  kılındığından  dolayı, özel  bir  ibadi ve ahlaki  donanımla  mücehhez  kılınmış olması  gerekiyordu. Bu donanımlardan  biri de gece  namazı  ve  yakarışıdır. Kur’an  bu hususta  şöyle  buyurmaktadır.  وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا؛

Gecenin bir vaktinde kalkıp kendine mahsus nâfile bir ibadet olarak da namaz kıl ki, rabbin seni övülmüş bir makama yükseltsin.

İnsandaki yalvarış ve  yakarış ruhu, Kişinin  varlıktaki büyük ve  ilmi  sonsuz  olan  bir   gücün  varlığı  hakkındaki  bilinci ve  o  güç ile  olan  irtibatını    yansıtmaktadır. Bu  bilinç  insanı bu  güç  karşısında huşu,  tazim ve teslimiyete  yönlendirir. Bu da  ibadet  şeklinde  kendisini  gösterir,  Tabiki  ibadet  yapanlar ve  dua edenler  hepsi  bir  değildir.

إِنَّ قَوْماً عَبَدُوا اللَّهَ رَغْبَةً فَتِلْكَ عِبَادَةُ التُّجَّارِ، وَ إِنَّ قَوْماً عَبَدُوا اللَّهَ رَهْبَةً فَتِلْكَ عِبَادَةُ الْعَبِيدِ، وَ إِنَّ قَوْماً عَبَدُوا اللَّهَ شُكْراً فَتِلْكَ عِبَادَةُ الْأَحْرَارِ

İnsanlardan bir grup, Allah’a rağbet (mükâfat) için kulluk eder; bu tüccarların ibadetidir. Bir grup da Allah’tan korkarak kulluk eder, bu da kölelerin kulluğudur. Bir grup da Allah’a şükür etmek için kulluk eder, bu da hürlerin ibadetidir.

 

Hazreti Aliden varid  olan  bu  rivayete  göre ibadet  yapanlar üç  gruptur. Tüccarlar, köleler ve  hürler.

Cennet  karşılığı  ibadet  yapanlar ve  yaptıkları  ibadet  için  hemen  bir  karşılık bekleyenlerin   tüccar  misalidirler. Cehennem ve  ceza  korkusundan  dolayı  ibadet  yapanlar ise  köle  misalidirler. Ancak  Allahı yalnız ve  yalnız  ibadete  layık  gördüğünden dolayı ibadet edenler. Hür  olan  insanlardır. Ve en  makbul  kulluk ve  ibadet  bu  taifenin  ibadetidir.

مَا عَبَدتُكَ طَمَعًا فِي جَنَّتِكَ، وَلَا خَوفًا مِن نَارِكَ، وَلَكِن وَجَدتُكَ أَهلًا لِلعِبَادَةِ فَعَبَدتُكَ

Ancak  ben  cennete  olan  tama, veya ateşinden  duyulan  korku için sana  ibadet etmedik.  Seni  ibadete  ehil ve  layık  grdüğüm  için sana  ibadet ediyorum.

Fıkıh kitap­larında yatsı, namazı dışında geceyi ihya etmek, ibadet etmek için kılınan nâfile namazlara teheccüd namazı denmektedir. Âyetin ilgili kısmındaki üslûptan hareketle bu namazın Hz. Peygamber’e farz olduğu ileri sürüldüğü gibi, bunun gerek Hz. Peygamber’e gerekse diğer müslümanlara nâfile olduğu kanaatini taşıyanlar da vardır. Teheccüd namazı  gecelşeyin  kılınır ve  11 rekattır.

“övülmüş bir makam” diye çevrilen makamen mahmû­den ifadesini, Hz. Peygamber’in kıyametteki şefaat makamı, yine kıya­mette kendisine “hamd bayrağı” verilmesi gibi değişik şekillerde yorumlamış. Bunun belirli bir makam olmayıp çeşitli mazhariyetleri içerdiği de belirtilir.

övülen makam”ın dünyevî bir makam olduğunu düşünmek de mümkündür. Gerçekten Allah, resulünü daha dünyada üstün bir makama yüceltmiş; her şeyden önce onu “hâtemü’l-enbiyâ” (peygamberlerin sonuncusu) ve âlemlere rahmet yapmış; kendisine, zorlukları aşarak hiçbir peygambere nasip olmayan başarılar elde etme, Câhiliye denilen bir devirden kısa sürede dünyaya yayılan bir uygarlık dönemine geçişin yolunu açma onurunu ve mutluluğunu yaşatmıştır.

Tabiki  yapılan  ibadetlerin  maksat ve   gaye  farklılığının ibadetin  kudsiyeti  üzerinde  bir  etkisi yoktur. İnsanlar amel ve  kulluk  açısından  farklı derece ve  merhalelerde  bulunmaktalar. Konuyla  ilgili  olarak  ahkaf  suresi 19. Ayeti  kerimeya  teveccüh  etmek  gerek

. وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا وَلِيُوَفِّيَهُمْ أَعْمَالَهُمْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

Her birinin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Allah herkesin yaptığının karşılığını haksızlığa uğratılmaksızın tastamam vermek için böyle yapmıştır.

 

İbadet ehli  olanlar, İyiler ve  kötüler de tek dereceli değildir; iyiliğin ve kötülüğün hem nicelik hem de niteliğine göre sahipleri derecelendirilmiş, ceza ve ödülleri de bu derecelere göre verilmiştir ve verilecektir. Böylece hiçbir kimsenin zerre kadar hakkı zayi edilmemiş, her şey karşılığını bulmuştur.

 

رو حدیث ما عبدتک، ای فقیر                        از کلام شاه مردان، یاد گیر

چشم بر اجر عمل، از کوری است                 طاعت از بهر طمع، مزدوری است

عابدی کاو اجرت طاعات خواست                 گر تو ناعابد نهی نامش، رواست

تا به کی بر مزد داری چشم تیز!                  مزد از این بهتر چه خواهی، ای عزیز

کاو تو را از فضل و لطفش با مزید              از برای خدمت خود آفرید

 

Ey  Fakir git şahı  merdan  Alinin  ben sana ancak

Seni  ibadete  layık gördüm hadisinden  öğren.

Amelin  karşılığına  göz dikmek  körlüktür

Tama  için  kulluk  yapmak ücret karşılığında  çalışmaktır.

İbadet  için  karşılık  bekleyen abidi

Abid değildir desen yerinde  olur.

Sen  ne  zamana  kadar gözünü  ücrete diker durursun

Bundan  daha  büyük  ücret   ne olabilir sana ey aziz

O sana  bu  kulluğu  bir  lütuf  olarak  ihsan etti

Seni  bunun  için  yarattı, bundan daha  büyük  karşılık varmı ?

Müzemmil  suresi peygambere  görevini  güzel ve  mükemmel  bir şekilde  yürütmesi  için  bir  takım kurallar ve  prensipleri Peygambere emir  buyurmaktadır.

يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ؛ قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا؛ نِصْفَهُ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا؛ أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا؛ إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا؛ إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْئًا وَأَقْوَمُ قِيلًا؛ إِنَّ لَكَ فِي النَّهَارِ سَبْحًا طَوِيلًا؛ وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًا؛ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَكِيلًا؛ وَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَمِيلًا ﴿مزمل:1-10

 

Ey örtüsüne bürünen Rasûlüm!   2: Kalk ve insanları Allah’ın azabıyla uyar. 3: Yalnız Rabbini büyük tanı; O’nun sonsuz büyüklüğünü ilan et!  4: Elbiseni tertemiz tut.  5: Maddi-manevî her türlü pislik ve kötülükten uzak dur.  6: Yaptığın iyiliği çok görüp başa kakma. 7: Rabbin rızâsı için sabret.  8: Sûra üflendiği zaman,  9: İşte o gün, gerçekten pek çetin bir gün olacak! 10: Kâfirlere hiç de kolay olmayacak bir gün!

Bu ayetlerde  İslâm’ı tebliğ vazifesinde başarılı olabilmesi için lazım gelen imanî ve ahlâkî olgunluğu kazanmanın esasları hatırlatılır:

Birincisi; Allah’ın en büyük olduğunu, O’nun karşısında her şeyin küçük, aciz, hakîr ve değersiz bulunduğunu kalben idrak etmek, bu gerçeğe tam olarak inanmak,

İkincisi; elbisenin tertemiz olması. Bu gerçekten çok şumüllü bir ifadedir. Buna göre; giyilen elbise her türlü pislik ve necasetten arındırılmalı, böylece giyim kuşam temiz ve tertipli olmalıdır.

Üçüncüsü; maddi-manevî her türlü pislikten uzak durulması. Hülasa olarak akidedeki pislik, düşüncedeki pislik, ahlâkî pislik, amelî pislik, beden ve elbisedeki pislik ve hayatın her alanındaki pislikten uzak durulmalıdır

Dördüncüsü; din adına yapılan iyilik ve hizmetin kesinlikle başa kakılmaması.

Beşincisi; peygamberlik sana Allah’ın büyük bir lutfudur. Senin aracılığınla insanlara hidâyet ulaşmaktadır. Bu yüzden “başka insanlara ihsanda bulunuyoruz” diyerek bir gösterişe kapılma ve bundan şahsî bir çıkar peşinde olma.

Altıncısı; ihsanda bulun, bağış yap, cömert ol, iyi muamelede bulun. Bunların hepsini sadece ve sadece Allah rızâsı için yap. Bunları yaparken hiçbir dünyevî menfaat bekleme. Yani Allah için ihsan et, kendi menfaatini sağlamak için ihsanda bulunma.

Yedincisi; sadece  Allah’ın mükâfat ve rızâsına ermek için sabredilmesi. Çünkü Allah’ın dinin tebliğ, onu yaşama, yaşatma ve yayma yolunda pek çok musibet, eziyet ve sıkıntılarla karşılaşmak mukadderdir

  • اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَيِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَٓائِفَةٌ مِنَ الَّذٖينَ مَعَكَؕ وَاللّٰهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَؕ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِؕ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰىۙ وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِۙ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِؗ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُۙ وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناًؕ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْراً وَاَعْظَمَ اَجْراًؕ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَؕ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

 

Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını, üçte birini ibadetle geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir grubun da (böyle yaptığını) rabbin elbette bilir. Gece ve gündüzü belirleyen ancak Allah’tır. O, sizin (istenen) vakti tesbit edemeyeceğinizi bilmektedir. Bu yüzden de sizi bağışlamıştır. Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah bilmektedir ki içinizde hastalar bulunacak, bir kısmınız Allah’ın lutfundan rızık aramak üzere yeryüzünde yol tepecek, diğerleri de Allah yolunda çarpışacaktır. O halde Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı kılın, zekâtı ödeyin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz; işte bu daha iyidir ve mükâfatı daha büyüktür. Allah’tan bağışlanmayı dileyin, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı çok esirgeyicidir.

 

İlk âyetlerde gece namazına kalkılması ve bunun belli bir vakit içinde eda edilmesi emredilmişti. Uygulamada hem gece namaza kalkma hem de istenen vakti tesbit etme hususunda zorluk ortaya çıkınca yükümlülük hafifletilmiş veya maksadın kesin olarak vakte riayet etmek ve mutlaka kılmak olmadığı, emrin teşvik ve tavsiye mahiyetinde olduğu açıklanmıştır. Gece namazının başlangıçta hem Hz. Peygamber’e hem de ümmete farz kılındığını, daha sonra halkın zorlandığı ortaya çıkınca onlar için nâfile, Hz. Peygamber için farz haline getirildiği görüşünde olanlar da vardır

“Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun” meâlindeki bölümü iki türlü yorumlanabilir. Geceleri kolayınıza gelen miktarda teheccüt namazı kılın; b) Gece namazında Kur’an’dan kolayınıza gelen miktarda

Birinci yoruma göre müminler geceleyin belli bir vakte bağlı kalmadan ve farz olmaksızın kalkıp kolaylarına geldiği miktarda nâfile namaz kılarlar; ikinci yoruma göre ise gece kalkıp kıldıkları namazda Kur’an’dan kolaylarına gelen miktarda ve kolay gelen âyetleri okurlar, Kıraatten  maksadın  gece  namazı  olduğunu da  söyleyen  alimler  vardır.

Âyetin bundan sonraki bölümünden anlaşıldığına göre hastalıktan, geçim temini için veya başka maksatlarla yapılan yolculuklardan; vatan savunması, özgürlük, bağımsızlık vb. yüce amaçlarla cihadda bulunmak gibi mazeretlerden dolayı Allah Teâlâ kullarına kolaylık lutfetmiş, müminlerin gece kalkıp kolaylarına geldiği miktarda namaz kılmaları farz değil, mendup olmuştur.

Son bölümde ise yüce Allah müminlere, namazlarını usul ve âdâbına uygun olarak kılmalarını, zekâtlarını vermelerini, Allah rızâsı için hayır yapmalarını, iyilikte bulunmalarını, fakirlere karşı şefkat ve merhametle davranıp onlara yardım etmelerini buyurmakta, dünyada bu tür iyi işler yapanların âhirette bu yaptıklarının karşılığını Allah katında kat kat alacaklarını haber vermektedir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment