نماز جمعه

Hüccetül  İslam  Dr. Muhammed Hadi Mufettih

Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz. Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya, Rahmetenlilalemin Hz.Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun

وَ لَا يَشْمَتُ بِالْمَصَائِبِ

 Başkalarının Musibetlerınden  dolayı  sevinmez.

Şematet, sözcük  anlamıyla düşmanlarının sorun,sıkıntı ve musibetlerine sevinmek anlamına gelmektedir.

(Lisanu’l arap c 2 s 51) Musa   aleyhı selam   Sina dağından  halkına  geri donup  onların buzağıya  taptıklarını görünce, Çok  öfkelendi, ve kardeşi  haruna  bağırıp şiddetli  bir  dilde azarladı. Harun  Musaya  şu  şekilde  cevap verdi: فَلا تُشْمِتْ بِيَ الْأَعْداءَ   sen beni azarlayarak  düşmanı sevindirme.” (A’raf 150)

Taqva ehli   düşmanlarının  musibet ve  sıkıntılarından hiç  bir  zaman sevinç ve  hoşnutluk  duymazlar.Hazreti  Eyyubun büyük  ilahi imtihanlara, Bir  çok  bela, hastalık ve  musibete  karşı  gösterdiği sabır şarkta  ve  garbta  meşhurdur.Hazreti  Eyyub  tüm   semavi  dinlerde  sabır ve  şükür  semboludur. Kötü  haberlere de  avrupai  dillerde, Eyyub haberi  denilir. Hazreti  Eyyub  imtihanları  başarıyla atlattıktan, sağlık ve  sıhhatına  kavuştuktan  sonra. Allah  Ona  sordu  bu  zorlu ve  sıkıntılı  imtihan  günlerinde en fazla  sen  sıkan ve  azarlayan  şey  ne  oldu. Hazreti  Eyyub  cevaben dedi.  Düşmanların sevinci. ( Kummi  tefsiri c 2 s 242)

Konuyla ilgili  olarak  İmam Caferi  Sadıq  hazretleri  şöyle  buyurmaktadır:

امام صادق علیه السّلام می فرماید: «لَا تُبْدِي الشَّمَاتَةَ لِأَخِيكَ‏ فَيَرْحَمَهُ اللَّهُ وَ يُصَيِّرَهَا بِكَ؛

Kardeşinin  başına  gelen  musibetlerden  dolayı sevinme, olurki  Allah  onu  musibetten  kurtarır ve  sevincinden  dolayı  seni   sıkıntılara  sokar.”

Yine  konuyla ilgili olarak  İmam Caferi  Sadıq hayretleri  şöyle  buyurmaktadır:

«مَنْ شَمِتَ بِمُصِيبَةٍ نَزَلَتْ بِأَخِيهِ لَمْ يَخْرُجْ مِنَ الدُّنْيَا حَتَّى يُفْتَتَنَ

Kardeşinin  başına gelen  bir  musibetten  dolayı sevinen  bir  kimse,  böyle  bir  musibete  düçar olmadan  göçüp gitmez. ( Kafi c 3. S 359)

Dolayısıyla  mümin  düşmanı da  olsa,  kendi   dini, meslek ve  meşrebinden  olmazsa dahi, başkalarının  başına  gelen  zorluk ve  sıkıntılardan  dolayı  sevinmez.  Eğer istemeden kalbinde  sevinse dahi,  musibet  görenin  daha fazla  acı  çekmemesi ve ıstırap  duymaması  için  bunu açığa  vurmaz.

Babasınının,  kardeşlerinin ve ashabı Huseynin şehadeti ve Ehli  Beyti  Resululllahın  esaretinden  dolayı  sevinen ve  şenlik  yapanların acı  ve  ıstırabını yaşamış   ve görmüş olan  bir  İmam  olarak,  İmam Zeynu’l Abidin sahifei  Seccadiyede  şöyle  diyor.

نَعُوذُ بِكَ مِنْ شَمَاتَةِ الْأَعْدَاءِ

Allahım düşmanların sevinç ve  hoşnutluğundan sana  sığınırım. ( Sahife Seccadiye s 56. Sekizinci münacat.)

Muttaqilerin  64. Özelliği

وَ لَا يَدْخُلُ فِي الْبَاطِلِ وَ لَا يَخْرُجُ مِنَ الْحَقِّ

Batıla  saplanmaz. Haktan çıkmaz.

Taqva ehli batıl yola koyulmaz ve hakkın  sınırlarını çiğnemez. Insanların  bir  çoğuna baktığımızda inanç  ve davranışlarda çok  farklı  yollarda adım  atmakta olduklarını görüyoruz. Bütün  bu  inanç ve davranış  biçimlerinin  hepsinin  olması  mümkün değildir. Öte  yandan senelerce  yanlış  bir  inanç  üzeri  olan ve  ona  göre  hareket eden  kimsenin  yanlış  inanç ve   yaşam normlarından el  çekmesi  mümkün değildir. Ancak  muttaqi  olan  insan akıl, delil, burhan ve  vahiy ışığında  hakk ve dogru  nerde  olursa olsun yakaladığında  ona  sarılır ve  körü  körüne  batıl ve  yanlış  yolda  ısrar etmez. Tabiki  yeri  gelmişken  hak ve  batıl  kavramlarını  izah etmeliyiz.

 Kur’ân’da hak ve bâtılla neyin kastedildiği üzerinde durmada yarar görmekteyiz. Hak, Arapça’da; bâtılın zıddı, sabit, gerekli (vâcip) ve pay anlamlarına gelir. Râgıb el-Isfahânî, bu kelimenin temel anlamının muvafakat ve mutabakat/uygunluk olduğunu söyler ve bu uygunluğu hikmete uygunluk olarak açıklar. Beydâvi ise hak kelimesini şu şekilde açıklar: Hak, inkârı mümkün olmayacak şekilde sâbit olan demektir; bu da, a’yân-ı sâbiteyi, isabetli fiilleri ve doğru sözleri kapsar”. Ebülbekâ (ö.1094/1683) da bu kelimeyi, vâkıaya/realiteye mutâbık olan hüküm ve bu tür bir hükme mutabık olan dinler ve yollar şeklinde açıklamaktadır.Vahye ve akl-ı selîme mutabık olan fiilerin, sözlerin ve inançların hak olmasına karşılık, başta şirk ve inkâr olmak üzere, hevâ (bencillik, öfke, şehvet, gibi insan ruhundaki kötü duygular) ve zandan kaynaklanan, aklın ve vahyin reddettiği her tür inanç, söz ve fiil, “bâtıl” kavramı içinde yer almaktadır. Dolayısıyla bâtıl, hakkın zıddıdır. Hak kelimesi, bazı âyetlerde tek başına zikredilmiş olmakla birlikte, bazı âyetlerde, bâtıl kelimesi ile bir arada zikredilmektedir. Âyetlerin bazılarında, hakkelimesi ile -konumuz bağlamında -farklı kavramların ifade edilmiş olduğu da görülür. Bu kavramlardan bazıları şunlardır: Allah, Kur’ân, İslâm, tevhîd.Hak kelimesi bazı âyetlerde, İslâm anlamına gelen (dînü’l-hak/hak din)ifadesi içindegeçmektedir.

Taqva ehli ilahi hidayet ve  klavuzlukla, aklı kullanıp araştırma  yaparak doğru  yolu  yakalar ve  kainatın  hakikatını  idrak ederler. Bu  yolla  hakikatı elde ettikten  sonra haktan ayrılmaz ve  batıla  yönelmezler ve  rıza  göstermezler. Kur’anı  Kerim alemin  hakikatını insanlık ve  hak arayışında  olanlar  için şu  şekilde  izah etmektedir.

ذلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَ أَنَّ ما يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ هُوَ الْباطِلُ وَ أَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ

Bu böyledir, zira Allah hakikatin kendisidir; O’nun dışında taptıkları şeyler ise asılsızdır ve Allah, yalnızca O, çok yücedir, çok büyüktür.” 

Allah’ın irade, ilim ve kudreti hakkındaki bu kesin bilgilerden sonra lokman  30. âyette artık reddedilmesi mümkün olmayan kesin hüküm ortaya konmaktadır: “Allah hakikatin kendisidir; O’nun dışında taptıkları şeyler ise asılsızdır ve Allah, yalnızca O, en yücedir, en büyüktür.” 

Imam  caferi  Sadıqın  ifadesiyle

  الْبَاطِلُ فَهُوَ مَا يَقْطَعُكَ‏ عَنِ‏ اللَّهِ 

Batıl seni  Allahtan koparandır

  • pastedGraphic.png
  • pastedGraphic_1.png

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment