نماز جمعه

Tarih: 14.08.2015
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd
Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden
odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik.
Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona
ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet
talebinde bulunuyoruz. Salatve selam ise kalblerimizin
mahbubu,nefislerimizin  munisi,    
günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz
Hatem-ul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz.
Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve
sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele
ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun.
Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm
müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem
bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

Başta kendi nefsim olmak üzere
hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya
ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum.
Takva en iyi azık 
cennetin anahtarı ve cehennem 
ateşine  karşı  ise 
koruyucu  siperdir.

Geçen  haftaki  
hutbemizde    İnsan  hakları 
evrensel   beyannamesindeki   bazı eksiklikleri  ve tutarsızlıkları   dile 
getirmiştik. Bu   günkü hutbemizde
ise diğer bazı  eksikliklere  değineceğiz. Bu   deklerasyonun 
bir  diğer  eksikliği 
ise   bir  çok 
maddeleri  arasında   bir 
uyumun ve  insicamın  olmamasıdır. Hatta  bazen     bu   maddeler 
arasında  bazı  çelişkiler 
  bile göze  çarpmaktadır.

Örneğin  insan
hakları  beyannamesinin  26. Maddesinin  üçüncü fıkrasında  şöyle 
denilmektedir.  Anne ve  baba 
kendi  evlatlarının   eğitim ve terbiye  biçimini 
seçmekte  başkalarına    göre 
daha  önceliklidirler.
Halbuki,  bu  maddenin 
birinci  fıkrasında  temel 
eğitimin  zorunlu  olduğundan 
bahsedilmektedir.  26.  Madde tümüyle 
şöyle:

1- Her şahsın öğrenim hakkı
vardır. Öğrenim hiç olmazsa ilk ve temel safhalarında parasızdır.
İlköğretim mecburidir. Teknik ve mesleki öğretimden herkes istifade
edebilmelidir. Yüksek öğretim, liyakatlerine göre herkese tam eşitlikle
açık olmalıdır.
2- Öğretim insan şahsiyetinin tam
gelişmesini ve insan haklarıyla ana hürriyetlerine saygının
kuvvetlenmesini hedef almalıdır. Öğretim bütün milletler, ırk ve din
grupları arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu teşvik etmeli ve Birleşmiş
Milletler’in barışın idamesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.
3- Ana baba, çocuklarına verilecek
eğitim türünü seçmek hakkına öncelikle haizdirler.
Yani  eğer  ebeveyn 
çocuklarını   yedi  yaşında 
okula  göndermeyip  te 
meslek sahibi  olmak için  çıraklığa 
gönderirlerse,  böyle  bir 
seçimi  yapma  hakkına 
sahipmiidirler.?

Söz  konusu 
maddenin  üçüncü  fıkrasına 
göre  evet   bu 
hakka  sahiptir. Ama  birinci 
fıkraya   göre  ise 
cevap  menfidir. Görünürde   bu  iki  madde 
arasında  bir  çelişki 
söz  konusudur. Meğer   bu 
çelişkiyi  bertaraf edecek   bir 
ilave   yorum  yapılmış 
olsun..  Bu   uyumsuzluk 
3.  madde  ile  
18.  Madde  arasında da 
göze   çarpmaktadır. Bu  maddeler 
şöyle: Yaşamak,
hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.  18. Madde :

Her şahsın, fikir, vicdan ve din
hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyeti, dinini
veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim,
tatbikat, ibadet ve ayinlerle izhar etmek hürriyetini içerir.
 Üçüncü  maddede şartlar   ne 
olursa  olsun  hayat 
hakkının  korunması  üzerinde 
durulmaktadır. Ama 18.  Maddede 
ise din,  düşünce  ve 
vicdan  özgürlüğünden  bahsedilmektedir. Durum  böyle 
iken  Hinduizmde  insan 
kurban  etmek  dinen 
caizdir.  Ancak    deklerasyonun  üçüncü 
maddesi  ise   bunu 
kesin   bir  şekilde 
yasaklamaktadır. Eğer  ek   bir 
yorumla  bu  konuya 
açıklık  getirilmezse,  bu 
iki  madde  arasındaki 
çelişki  devam edecektir.
Her  halukarda  kanun 
maddeleri arasında  görünürde
dahi  olsa   bir çelişkinin  olmaması 
gerek. Dolayısıyla genel  bir  yasama 
için  vahiyden  yararlanmak 
gerek. Çünkü  vahye dayalı   yasamada teşride   insanın 
varlıksal  tüm  boyut ve 
şartları  bütün zaman ve  mekanlarda 
mülahaza edilmektedir. Bundan 
dolayı  vahiyden  ilham alınarak tedvin edilen  kanun maddeleri  arasında 
bir  uyumsuzluk ve  çelişki 
söz  konusu   olmaz.  
Bu   kural  Kur’an için de  geçerlidir.  
Eğer  bu  Kur’an 
Allah’tan  başkasından  olsaydı, onda 
bir  çok  çelişki ve 
uyumsuzluk görecektiniz. 
Allah’tan  olduğundan dolayı  Kur’anda 
bir  ihtilaf  yoktur ve ebedi  bir 
mucize  halini  almıştır. 
Konuyla  ilgili  olarak 
Nisa  suresi  81. 
Ayeti  kerimede  şöyle 
denilmektedir. „ Hala Kur’an üzerinde gereği  gibi 
düşünmeyecekler mi? Eğer  o,  Allah’tan 
başkası  tarafından  gelmiş 
olsaydı onda  bir  çok 
tutarsızlık bulurlardı.”   Dolayısıyla  eğer  
cin ve  ins tüm  varlık 
el ele  verseler  Kur’anın 
bir  mislini  hatta bir suresinin  mislini 
getirmekten acizdirler.. 
Isra   88. Ayeti  kerimede 
ise  konuyla  ilgili 
olarak  Yüce  Rabbimiz şöyle  buyurmaktdır:   „De 
ki: Andolsun, bu  Kur’an’ın  bir 
benzerini ortaya  koymak  üzere 
bir  araya  gelseler, birbirlerine destek de  olsalar, onun 
benzerini ortaya  getiremezler.”
Veya  bir başka  ayeti 
kerimede   bu  konuda 
şöyle  denilmektedir.  „Eğer kulumuza indirdiklerimizden
herhangi  bir  şüpheye düşüyorsanız.  Haydi 
onun  benzeri bir  sure 
getirin, eğer  iddianızda
doğru  iseniz Allah’tan  gayri şahitlerinizi   yardımcılarınızı da  çağırın.” Bakara  23

İnsan  haklarıyla  ilgili  
bu  beyannamedeki  bir 
diğer   eksiklik veya  tutarsızlık ise şudur: İnsanların  hak ve 
özgürlüklerinden   büyük ölçüde bahsedilmiş, ancak bireylerin
ve  toplumların  sorumlulukları ve  yükümlülüklerine değinilmemiştir.  Şu 
bir   gerçektir ki  toplumsal 
yaşamda   her  ne  zaman 
bireylere bir  hak  öngörülüyorsa, buna  karşılık 
olarak  bir  takım 
sorumluluklar ve  yükümlülüklerin de
getirilmesi  gerek.  Hukuki 
bir  sistemde, bilhassa  insanlar 
için    yapılan  hukuki 
düzenlemelerde hem  hakların ve  hem de 
sorumlulukların  birlikte  zikredilmesi 
gerek.  Uluslar arası bir  deklerasyonda   insanların  
sorumluluk ve  yükümlülüklerinin
cüz’i  bir  şekilde 
zikredilmesi  yeterli  değildir. Bu 
ibham,   bu  deklerasyonun 
başka  maddelerinde de  göze 
çarpmaktadır. Örneğin  özel  mülkiyete işaret  eden 17. 
Maddede,  devletlerin bir  zaruret gereği, zorunlu  olarak 
bireylerden aldığı  vergi ve  harçlara 
bir  açıklık  getirilmemiştir. Çünkü   bu durum 
özel  mülkiyete  bir 
tasarruf ve  müdahele  sayılmaktadır.   Biz  burada  devletlerin 
kamu  hizmetleri veya  diğer konularda  toplum 
bireylerinden   vergi   almalı veya 
alabiliriler  konusunu    tartışmıyoruz.  Bu 
konuda  bir   şaffaflığın olması  gerektiğine 
vurgu  yapmak  istiyoruz. 
Maalesef    bu  deklerasyonda 
vergiler ve   harçların   nedeni ve 
gereksinimi  konusunda
gerekli  olan  izahat 
yapılmamıştır.   İslam da  özel 
mülkiyeti  meşru  gördüğü 
gibi, yöneticiler  tarafından    vergilerin 
toplanması da  meşru bir  husus 
olarak   teşride  yerini 
almıştır.  17.  Madde şöyle

1- Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte
mal ve mülk sahibi olmak hakkını haizdir
2- Hiç kimse keyfi olarak mal ve
mülkünden mahrum edilemez

Bu  eksiklikler  ve 
zikredilmeyen  diğer  bir 
çok   benzeri  husustan da anlaşıldığı  üzere 
bu deklerasyon,  insan  hakları alanında  kapsamlı, kuşatıcı ve   sürekli 
geçerli  olabilecek  olan 
bir  beyanname  olarak  
nitelenemez.  Bu deklerasyon  hakkında 
yapılan değerlendirmede 
farklı  dinler ve  yaşam 
okullarının  göz  ardı 
edilemeyen   hukuki  yaklaşımlarındaki  farklılıklarını   da göz 
önünde  bulundurmak  lazım. 
Farklı  din ve  kültürlerin 
varlığına  rağmen, insan  hakları alanında bütün  din ve 
milletlere  mensup  insanların haklarını  teminat altına alacak  bir 
insan  hakları doktrini  beyannamesini tedvin etmek  mümkündür.

Kur’anın 
ifadesiyle,  İslam’ın  son 
ilahi  din  olduğunu 
kabul edersek,  Bu dinin gerek
diğer  semavi  dinlerin 
mensupları ve  gerekse  beşeri 
dinlerin  mensupları  veya  
hatta  herhangi  bir  dine  mensup 
olmayan  insanlara  karşı 
hukuki  olarak  nasıl davranılması  gerektiği ve  
bütün  insanlık ailesi  mansuplarıyla nasıl  sağlıklı 
bir  teamülde  bulunması 
gerektiği ve  herkesin  hakkını 
nazarı itibare  alan  bir 
hukuki  düzenleme  yapmak için 
gerekli  olan  programa 
haiz  olduğunu da  kabul etmeliyiz. Dünyanın  akıllı ve düşünür  insanları ve 
hukukçuları  eğer  gerçekten 
adalet, maneviyat, güvenlik, akılcılk ve 
ilahi  rahmet ve  ahlaki değerler  ekseninde   kapsamlı 
ve  kuşatıcı  bir 
hukuk   düzenlemesini amaçlıyorlarsa,
bu alandaki  yasama  hakkını 
vahiy  yoluyla  Allaha 
bırakmaları  veya  başka  bir 
ifadeyle  yasamada önceliği
Allaha  vermelidirler. İnsan  haklarıyla 
ilgili  düzenlemeleri  insanın 
onur ve  saygınlığına  uygun 
ve tüm  maddi ve  manevi 
ihtiyaçlarına  cevap  verecek 
bir  nitelikte şekillenmesi  gerek. Gerçek 
dışı  yapmacık  ihtiyaçlar 
oluşturmak  suretiyle insan  haklarının tedvininin asıl  maksadı ve 
rotasından  saptırılmasına  fırsat 
vermemek lazım.  Bazen de  kanun 
maddelerine  mübhem ve  belirsiz olan 
güzel ve  çekici  bir  
görüntü  verilerek insan  haklarıyla 
ilgili tevdvin sürecine gerçek 
dışı mantıksızca yarum ve 
anlamların yüklenmesine 
tanık  oluyoruz. İnsan  haklarıyla 
ilgili kanunların   uygulanmasını
teminat altına  alacak  yolları ve 
metotları  bulmak, bu  kanunların  tedvininden 
daha önemlidir.  Yani  her 
kesin  insanca  ve 
ahlaki ölçülere  uygun  olarak 
yaşamasını,  hak ve hukukna  kavuşmasını 
sağlamak lazım..

İnsanlık aleminin akilleri ve düşünürleri insanlığın yaşadığı
dramlardan,  trajedilerden, katliamlar
ve  kıyımlardan  da 
ders  alarak, insanların  dünya ve 
ahiret saadetini temin ertmek için din ve  ahlakın özüne 
dönüş  yapılması  yolunda 
çaba  göstermeleri  gerek. Hukuk 
temelinde  haklar ve  sorumluluklar 
belirlenmeldir. Bu  meyanda   eğitim sistemi  büyük 
bir  rol  oynamaktadır.  Eğitim ve öğretim  ile 
ilgili  düzenlemeler ilahi  fıtrata uygun olarak  düzenlemelidir. Bu vesileyle  yeni nesil ve 
bilhassa   gençlik kendi  gerçek   
kimliğini  tanımış ve  bu 
doğrultuda  adım atmış olacaktır. Bireylerin
Kendilerin  tanıma ve  kendine 
öz güven  sayesinde zinde,  dinamik 
ve  maneviyatla  yoğrulmuş bir 
toplum   şekillenmiş  olur. 
Bu vesileyle    depresyonlara, nihilizme,
kimliksizliğe, karamsarlığa ve 
kötümserliğe son  verilmiş ve
insanların  istidat ve  yeteneklerinin  inkişafıyla 
dünyada  cennet denenmiş  olur.


Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment