Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah  Ramazani
Tarih: 19.09.2014

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd
Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden
odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik.
Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona
ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet
talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu,
nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz
Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz.
Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve
sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele
ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun.
Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm
müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem
bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

Başta kendi nefsim
olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya
ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum.
Takva en iyi azık 
cennetin anahtarı ve cehennem 
ateşine  karşı  ise 
koruyucu  siperdir.

İslamda  oldukça 
önmeli  bir  yer 
işgal eden  ve oldukça  vurgulanan hususların  başında insan 
hakları  konusu  gelmektedir. Semavi  dinlerin temel  öğretilerine de  bir 
göz  attığımızda, bu  hususun 
ne  kadar  büyük 
bir  öneme  haiz 
olduğunu  daha  iyi 
anlamış  oluruz. Çünkü  tüm 
ibrahimi  dinler  insan  
haklarının   tahakkuku ve uygulamasında  önemli 
bir  rol  oynamışlardır. Dolayısıyla  tarih sürecinde  şekillenen 
insan  haklarıyla  ilgili bahis ve  tartışmalarda 
dinlerin  rolü  belirgin  
olmuştur. Bunun nedeni de oldukça 
açıktır.  Çünkü ibrahimi  dinlerin asıl 
amaçlarından  biri insanın  hakikatı ve asil  cevherini 
açıklamaktır.  İnsan  çok önemli ve 
ülvi  bir hedef için  yaratılmıştır. İnsan kendisini  tanımak, Rabbini  tanımak ve 
Rabb tarafından  kendisine  verilmiş 
olan   yetenek ve
kabiliyetleri  kullanarak insani  tekamüle 
varmak için  yaratılmıştır.
Allaha  kulluk ve  tağutlardan 
uzaklaşmadan bu hedefin tahakkuku mümkün 
olamaz. Tabiki  
tebliğ  sürecinde    ilahi 
peygamberlerin  kendileriyle  en 
fazla  mucadele ettikleri
grupların başında,  kendi   iğrenç emellerini ve  maddi   
çıkarlarını  temin etmek  için 
insanları  istismar eden, sömüren
ve  farklı  şekillerde 
köleleştiren envai-çeşit 
zulümler  reva  gören, 
onur  ve  haysiyetleriyle,  temel 
haklarını  ayaklar altına alan  zalimler ve 
tağutlar  gelmektedir. 

İnsanlık tarihine  baktığımızda peygamberlerin, zer, zur ve  tezvir para, güç ve yalansiyaset   sahibi zalimlerle, adaleti  temin etmek, sınıfsal  ayrıcalık ve 
imtiyazlara  son  vermek ve insan  haklarını 
muhafaza etmek için  sürekli
kavga  ettiklerini  görüyoruz. Buna  örnek 
olarak Peygamberlerin  babası
ve  tevhidin  münadisi 
olarak  tanınan Hazreti  İbrahim a.s ’ı verebiliriz. İbrahim a.s
zamanının  uluhiyet  iddiasında 
bulunan   tağutu  Nemrud 
ile  mücadele edip  nemrudluk 
fikrine  son  verdi ve 
Nemrud  ile   Nemrudileri 
cehenneme  gönderdi. Nemrud  insan 
haklarına  hiç  bir önem 
atfetmiyor ve  insanları kendi
hegemonyasına alıp  kendine  kul 
yapmaya  çalışıyordu. Hatta  kendi 
batıl zannıyla  insanların  hayat ve 
ölümünün kendi  elinde  olduğu 
düşüncesiyle  kimini  öldürüyor ve 
kimini de  serbest  bırakıyordu. 
Kur’anı  Kerim  konuyla 
ilgili olarak  şöyle  buyurmaktadır.
“Allah
kendisine saltanat  verdi  diye Rabbi 
hakkında İbrahimle  tartışan
kimseyi  görmedinmi? Hani  İbrahim 
ona, Rabbin  dirilten ve  öldürendir dedi. O   Ben
de  diriltir ve  öldürürüm dedi. İbrahim Allah 
güneşi  doğudan  getirir sen 
onu  batıdan  getir dedi. İnkar eden kimse  tutulup 
kaldı.  Allah zalimler  topluluğunu 
hidayete  erdirmez.“  Bakara 258

Ayeti  kerimeden anlaşıldığı  üzere Nemrud 
istikbari  ahlakından dolayı  insanların hayat ve  mematının 
kendi  elinde  olduğunu 
zannediyordu. Zalimlere 
karşı  peygamberlerin duruşlarının
ve  onlarla  mücadelenin 
bir   diğer  örneği de Hazreti Musa  a.s ‘ın 
Mısırın  Tağutu  Fravuna 
karşı  verdiği  mücadeledir. Firavun    tebaasını 
ikiye  bölmüştü  seçkinler ve ezilmişler. Mustazaflar  için  hiç  bir 
hak tanımıyordu.  İstediği  zaman 
istediği  her kesin   hayatına 
son  veriyordu. Bunun için  Hazreti 
Musa  Firavunların  istikbarına zalimane  büyüklenme karşı durup   firavuni 
düşünceyle  sonuna  kadar 
mucadele  etti. Kur’an  Firavunun zulmü ve  tekebbürünü 
şu  şekilde  dile 
getirmektedir.

‘‘Firavun,
o  topraklarda  ululandı ve 
halkını  gruplara ayırdı. Onlardan  bir 
grubu eziyor, erkek çocuklarını 
boğazlıyor ve  kızlarını  sağ 
bırakıyordu. Kuşkusuz  o  bozgunculardandı.‘‘Kasas 4

Kur’anın  diğer 
ayetleri  de   Firavun 
ile  askerlerinin insan  haklarını 
nasıl  payimal ettiklerine  işaret 
etmektedir. Buna  karşılık  olarak 
Yüce Allah hazreti  Musayı  bu 
müstekbire  karşı  durmak ve 
onun  zulüm ve  cinayetlerine 
son vermek ve  insanların  onurlu ve izzetle  yaşamalarını 
sağlamak  için  onların  
haklarını   savunmakla
görevlendiriyor.  Hazreti  İsa 
a.s ‘da  romalılarla ve  onlarla işbirliği  yapan din adamlarının  din adına 
insanlara   zulüm ve  haksızlık 
yapmalarına ve  ağır  vergiler 
yüklemesine ve onların  dini   sömürü 
ve  baskılarına  karşı 
çıkmaktadır. Varolan  zulüm
ve  şiddetten dolayı  o 
dini  mesajında   insanlar arası aşk,  sevgi ve 
dostluğa  öncelik  veriyor. 
Bunun için  onun dini  aşk ve 
sevgi  dini  olarak 
şöhret  bulmuştur.  Aslında 
bütün  ilahi  dinler  
bir  dinin   farklı 
halkalarıdır ve  o  dinde 
İslam  yani  Allaha 
teslimiyet  ve  barış 
dinidir. Ancak  zaman ve  mekan  şartlarına  göre farklı 
halklarda  dinin   farklı 
boyutlar  ön  plana 
çıkmaktadır.  Hazreti  İsa 
hitabe  ve  mevizeleriyle insanlara  saadet ve 
mutluluk dersini  veriyor ve  insanları 
birbirlerinin  hak ve  hukukuna 
saygılı  davranıp ilahi  manevi 
saltanata ulaşmalarını öğretiyordu. Kur’anı   Kerime de 
başvurduğumuzda,  Kur’an ve  İslam 
öğretilerinin tüm  insanların  hak ve 
hukukunu   savunduğunu  muşahede ediyoruz.

Cahiliye  dönemi 
dikkatlice  bir  şekilde 
analiz  edilip   insan  
haklarının  nasıl  ve  ne  şekilde  
payimal edildiği  görüldüğü  takdirde, Peygamber  Efendimizin 
talim, terbiye ve  öğretilerinde
insan  haklarının  savunulmasına 
öncelik  verdiği ve  bunu  
risaletinin  en önemli bölümü  olarak nitelediği gerçeği  görülecektir. Peygamberin  en 
önemli  kaygılarından  biri, 
hiç  bir  insanın kendi 
hak ve  hukukundan  mahrum 
kalmaması  olmuştur. Hakimiyet
her  zaman  ve mekanda 
insanların temel  haklarını  temin etmekle 
yükümlüdür. İslam  dinin de  hakimin ve 
hükumetin  varlığı mazlumun  hakkını 
iade ve  zalimin  zulmünü 
engellemek  içindir.  Eğer 
bir  hakimiyet  bunu 
gerçekleştiremiyorsa hikmeti 
vücuduna  aykırı  hareket 
etmiştir.

Peygamber  Efendimizin ahlaki, ekonomik, kültürel, dini,
siyasi ve  toplumsal  mufsitlere ve 
canilere karşı  verdiği  mücadele, İbrahimi  dinler 
açısından  insan haklarının  savunması için  en büyük delil ve  kanıttır. Örnek  olarak 
İmam  Alinin,  insan 
haklarının  tüm  boyutlarının ihlali ve  her 
türlü  hakka karşıtlığı  yansıtan   cahili 
kültür ile  ilgili  beyanını 
verebiliriz. Islam öncesinde nasıl 
bir  kültürün  hakim 
olduğu    mülahaza
edildiğinde.  Peygamber   Efendimizin  
insan  haklarının   temini ve 
tahakkuku  konusunda   nasıl bir 
rol  ifa ettiği  daha  
iyi  anlaşılmış  olacaktır.

İmam  Ali 
hazretleri, iğrenç,  fasit ve
insanlık  dışı  cahili 
kültür  hakkında  şöyle 
diyor:

“Allah 
Peygamberini  fetret
döneminden  sonra  gönderdi. Geçmiş  peygamberlerini gönderdikten  bir 
zaman sonra ümmetler  uzun
uykular ve  büyük  fitneler içinde, işlerin darmadağın,
savaş  ateşinin  tutuşmuş, dünya  nurunun kararmış, aldatışların apaçık  olduğu bir 
çağda  gönderdi. Dünyanın yaprağı
sararmış, meyvesinden  ümit  kesilmişti. Suyu çekilmiş,hidayet  meşaleleri yıpranmıştı. Azgınlık  bayrakları 
dalagalanmaktaydı. Dünya 
ehline  karşı  yüzünü  ekşitmiş, isteyene  surat 
asmıştı. Meyvesi fitne,  yemeği  leş, içi 
korku  dışı  ise 
kılıçtı“  Nehc-ul
Belağe  Hutbe 88

Bir  başka  hutbesinde İmam  Ali 
cahili  kültürü ve  Peygamberin 
gelişini  şu  şekilde 
dile  getirmektedir.

‘‘  Allah-u Teala
Muhammed’i  alemleri  korkutmak-sakındırmak ve  indirdiği hükümleri emin bir halde korumak
için  gönderdi.

  Siz Arap  toplumu en kötü  bir 
din  üzereydiniz  ve en kötü 
bir  yeri yurt edinmiştiniz. Sarp
taşlar/kayalar ve seslerden ürkmeyen zehirli 
yılanlar vardı  çevrenizde.
Bulanık  pis  sular içiyor. kertenkele,  hurma 
çekirdeğinden  yapılmış un gibi
sert şeyler  yiyiyor,birbirinizin kanını
döküyor, akrabalık hakkını 
gözetmiyordunuz. Putlarınız aranızda dikilmiş, günah  işliyor, çekinmiyordunuz.“  Nehc-ul Belağe  Hutbe 26

Dolayısıyla islam öğretileri ve  Peygamberin 
sünnetinde insan  onuru,
özgürlük,  sosyal  adalet, ırkçılığın yasaklanması, din  kavim ve 
sınıf  ayrımcılığının  haram oluşu gibi  insan haklarını  ilgilendiren 
konuların önemli  bir  yer işgal 
ettiği kesindir ve  bu  konuda 
hiç  bir  kuşku ve 
şüpheye  mecal ve mahal  yoktur. İslam sürekli  olarak 
bu  hususları  savunmuş ve 
tahakkukuna  çalışmıştır.
Önümüzdeki  hutbelerde  bu 
konuları  bir  bir  
ele  alıp  detaylıca 
etrafında  konuçacağız.  Tabiki 
bu meyanda Biz İnsan  Hakları
Evrensel  Beyannamesini ve 1990 beş  ağustos‘ta 
yayınlanan Kahire İslami İnsan
Hakları Beyannamesini  ele  alacağız.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment