Çarşamba 22. Mayıs 2012 (Hamburg)
Sabah 01:37
Gün doğuşu 05:09
Öğle 13:17
İkindi 17:36
Akşam 21:58
Yatsı 23:15
Gece yarısı 23:31
Ana sayfa :: Haberler :: Arşiv :: 19.11.2005 - Diyalog, dayatmalarla değil, fikirlerle gerçekleşmelidir.
Yorumlar: 0

Diyalog, dayatmalarla değil, fikirlerle gerçekleşmelidir.

   Ayetullah Kaimmekami’minin, Dr. Muhammed Hatemi’nin 19 Kasım 2005 te İZH’yi ziyareti münasebetiyle yaptığı selamlama konuşması.

 
    Din sosyolojisinin temel taşı olan din kavramını yeterince tanımadıkça, bu kavramı basite indirgeyerek açıklamaya çalıştıkça, dinin aslında toplumsal yapının ve insan zihin yapısının ana direklerinden biri olduğunu kavramadıkça onun hakkında doğru bir hüküm vermemiz mümkün değildir. Dinin insanoğlunun kurduğu medeniyetin esaslarından biri olduğu gerçeğini yadsıyamayız.

 
    Meşhur tanıma göre din ’Ruhsal olana inanç’ (Taylor) dır ki bu, çok kişisel ve bilgi temelli bir tanımdır. Dinin insanoğlunun medeniyetinden hariç tutulması olanaksızdır. Bu nedenle bir medeniyetler diyalogu öncelikle dinler arası diyalogu gerektirir.

 
    Diyalog fikri bizi öncelikle çoğulculuk gerçeğine ulaştırır. Dinler arası diyalog asıl anlamına, çoğulculuk, farklılığın kabul edilmesi ve farklı düşüncelere saygı temelinde kavuşur. Tabidir ki diyalog fikrinin bir amacı vardır. Diyalogun en temel ve en önemli amacı başka fikir ve dünya görüşlerini anlamak veya anlamak için çaba harcanmasıdır. Evet, açıktır ki anlayış ve hoşgörü dinler arası diyalogun en önemli hedefidir. Dinin, toplumun sacayaklarından biri olduğu da göz önünde tutarak, denilebilir ki çoğulculuk ve farklılıkların bir arada yaşayabilmesi için elzem olan karşılıklı anlayış ve saygı ortamıdır. Wilfred Smith’in de belirttiği gibi dinler arasında olabilecek karşılıklı hoşgörü ortamı toplumsal yapıya da olumlu olarak sirayet edecektir.

 
    Karşılıklı anlayış ve hoşgörünün çeşitli aşamaları vardır. Burada önemli olan bu diyalogun hangi ölçüde gerçekleşmesi ve sonuçta neye ulaşılmak istendiğidir. Diğer bir ifadeyle, bu diyalogun kapsamı ve ölçüsü nedir. Bu soruya cevap olmak üzere çok çeşitli tartışmalar yapılmış ve farklı görüşler beyan edilmiştir. Hatta 21.11.1964 tarihli ikinci Vatikan Konsülünde kurtuluşun sadece Hıristiyanlar için olmadığı yönünde karar alınarak büyük bir adım atılmıştır.

 
    Bu konu hakkında daha önceleri de birçok düşünce öne sürülmüştür.  Nispeten faydalı olmalarına karşın, bu fikirler, büyük kitleler üzerinde etkili olamamıştır. İlahiyatçıların ve düşünürlerin tüm çabalarına karşın dinsel hoşgörü fikrinin geniş kitlelerce benimsenmemesinin en önemli sebeplerinden birisi de diğer dinlerin ve fikirlerin yanlış olduğuna olan kesin inançtır. Yani bu fikirler diğer dinlerin ve dünya görüşlerinin doğruluğundan ve samimiyetinden emin olamamıştır. Anlaşılıyor ki şimdi bile dinlerin destekçileri karşı tarafı anlama ve hoş görme noktasında hala eskisi gibidir. Diyalog fikrini savunanlar olarak şu sorulara cevap bulmak durumundayız: Mesela bir Hıristiyan diğer tüm dinlerin mensuplarını da kardeşi olarak görebiliyor mu? Bir Musevi veya Müslüman diğer din mensuplarıyla barış ve huzur içinde yaşayıp yine de inancına sadık kalmış olur mu?

 
    Bu konuda yapılması gereken dinlerin ve takipçilerinin problemlerini de göz önüne alarak sağlıklı bir yaklaşım tarzı oluşturmaktır. En önemli problem burada, dindar kimselerin inançlarına olan bazen tutuculuğa kaçan bağlılıkları gibi görünmektedir. Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler kendi inançlarını en azından çocuklarına ve gelecek nesillere aktarma ihtiyacı içinde görüyorlar. Müslümanların tabi olduğu ilahi kitap Kur’an dinlerin aşkın birliğinden bahseder. Buna göre İslam kelimesi tüm ilahi dinleri ifade eder ve tüm bu dinlerin temelindeki özü tarif eder. Ama buradan Hegelvari bir din tanımı çıkarmaya çalışmak yanlış olacaktır. Bu düşünceye göre din tarih boyunca bütün dinlerde görülmüş olan insan kaynaklı akılcı bir olgudur.

 
    Böyle tanımlar ve yorumlar vasıtasıyla belki alim ve bilginler düzeyinde bir noktaya kadar bir uzlaşma oluşturulabilir. Hegel’inki gibi bir başka yorum da Schleiermacher’ın şu görüşüdür: ‘Her din hakikatten, asıl gerçek dinden bir parçayı temsil eder.’ Fakat ne Hegel ne Schleiermacher büyük kitlelerin ihtiyaçlarına cevap olamamış, bu fikirler genel bir kabul görmemişlerdir. Dolayısıyla başarılması gereken hem bilginler düzeyinde hem de avamın kabul edebileceği etkili ve çözüme yönelik bir diyalog fikri geliştirmektir.

 
    Oluşması gereken diyalog konseptine göre her inanan kendi dini haricindeki insanlara şöyle diyebilmeli: Verdiğiniz karar ve seçtiğiniz din sizin için en iyisidir. Ben de kendi namıma şunu hep söylüyorum: Kararınınız ve seçiminiz sizin için en iyisidir! Ancak böyle bir anlayış geliştirilirse insanlar birbirinin dinine ve dünya görüşüne bakmaksızın karşılıklı hoşgörülü olabilir, yakınlık peyda edebilir ve diğerini düşmanı olarak görmekten vazgeçebilir.

 
    Burada zaman darlığı nedeniyle diyalog üzerine detaylı olarak eğilemeyeceğim. Özet olarak söyleyeceğim şudur: Benim de kesin olarak inandığım vechiyle, Kur’an dan diyalog düşünce ile ilgili olarak net fikirler edinilebilir. Bahsettiğim üzere tüm dinler tek bir ilahi öze sahiptir, bu da tüm inananların tek bir ilaha yönelmesidir. Bazıları buna ‘ilk sebep’, bazıları ‘tüm dinlerin temel direği’ dese de öz budur. Bu temelin yanı sıra her dinin kendine has ritüelleri vardır. Tartışılması gereken bu tür şekilsel uygulamalar değil, dinlerin sacayaklarıdır. Tabi ki kişiler kendi aralarında kendi dinleri hakkında müşavere edip faydalı tartışmalar yapabilirler. Ama bizim asıl tartışmamızda bu tür ayrıntıların yeri yoktur. Çünkü özü kaçırıp detaylarla uğraşmaya başlarsak hakikati ıskalarız. Her dinin kendine özgü bazı kurallar, ilahi kabul ettiği bazı uygulamaları ve tüm bunlar için delileri vardır. Bunlara koşulsuz olarak saygı göstermek durumundayız.

 
    Dini çoğulculuk ve karşılıklı hoşgörü kültürü yerleşirse toplumda birlik ruhu güçlenir ve insanlar kendi dinlerini ihmal etmiş de olmazlar. Fakat herkes birbirine ‘sadece benim dinim haktır’ düşüncesiyle yaklaşırsa asla bir hoşgörü ortamı doğmayacak aksine bu tür söylemler yanlış anlamalara yol açacak ve toplumu daha da gerecektir. Bu sebeple diyalog fikrinin uygulayıcıları tek bir fikrin doğruluğuna saplanıp kalmış kişiler olmamalıdır. Bu tür kişiler orta yolu tavsiye edeceğine kendi din ve dünya görüşünü dayatmaya çalışır. Her dinde böyle kişiler vardır. Maalesef Müslümanlar içerisinde de bilerek ya da bilmeyerek böyle davranan ve insanlar arasında düşmanlığa sebebiyet verenler vardır.

 
    Bugün burada aklın ve dini ılımlığın sembolü sayılan Sayın Dr. Hüseyin Hatemi’yi misafir etmekten büyük onur duyuyoruz. O gittiği her yerde dini mutlakçılığa ve fanatizme karşı daima diyaloga vurgu yapmış, dinler ve medeniyetler arasındaki benzerliklere dikkat
çekmiştir. Onun sloganı daima ‘diyalog’ olmuştur.
 
 
 

pdf iconDiyalog, dayatmalarla değil, fikirlerle gerçekleşmelidir.