Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 96751
Yayın Tarihi : 3/18/2016 5:34:11 PM
تعداد مشاهدات : 162

İslamı Tanıma 170 (İslam ve Ahlaki Hukuk 15)


 
Tarih: 11.03.2016
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Dr. Ramazani


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya, Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.


İmam Seccad’ın Hukuk Risalesinde değindiği haklardan birisi de, adil olan yöneticinin hakkıdır. Konumuza giriş yapmadan hemen şu açıklamada bulunmakta fayda görüyoruz. Toplumda kaosa fırsat verilmemesi, düzenin ve güvenliğin sağlanması için bir yöneticiye ihtiyaç vardır. Konuyla ilgili olarak İmam Ali (a.s) hazretlerinden şöyle bir rivayet nakledilmiştir. “İyi olsun veya kötü olsun insanlara bir yönetici lazım dır ki mümin adaletinden yararlanarak kendi işlerini görebilsin ve vecibleriyle amel etsin ve kafir de sayesinde hayatını idame ettirebilsin.” (Nehcü’l Belağe hutbe 40)

Genel anlamıyla tebaa, halk huzur ve istikrar içerisinde yaşama fırsatı bulmuş olur. Hükümet vasıtasıyla vergiler bu cümleden olarak zekat, humus, tebberular, toprak, Ticaret ve diğer vergiler beytul malda(devlet hazinesinde) toplanır. Hakimiyeti temsil eden hakim (yönetici) sayesinde memleket savunması yapılır, sınırlar korunur. Yine adil yönetici sayesinde yolların, şehirlerin ve ticari güzergahların emniyet ve güvenliği teminat altına alınmış olur. Ezilmişlerin ve fakirlerin hakkları zorbalardan ve zenginlerden alınmış olur. İyi insanlar refahta yaşar ve kötülerin şerrinden emanda olurlar.

Bir hükumet şekillenip başına adil bir yönetici geçince usulen insanların haklarının temini için çabalamalı. Böylesi bir durumda bu hakimin (yöneticinin) bilinmesi ve riayet edilmesi gereken bir takım hakları olur. Tabiki bu hak karşılıklı olur şu anlamda yönetilenlerin de yönticiye karşı eda edilmesi lazım olan bir takım hak ve talepleri olur. Emir-ul Müminin Ali (a.s) Nehcü’l Belağenin 34 hutbesinde konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: “Ey İnsanlar benim sizin üzerinizde hakkım var, sizin de benim üzerimde hakkınız var. Benim üzerimde olan hakkınız size öğüt vermek ( hayrınızı istemek) Beytülmalınızı adaletle bölüştürmek, cahil kalmıyasınız diye sizlere öğretmek ve bilmeniz için sizleri terbiye etmektir.”

Ama sizin üzerinizdeki hakkım: ettiğiniz biate vefa etmeniz. Gizli aşikar bana nasihat etmeniz, hayrımı istemeniz. Çağırdığım zaman bana icabet etmeniz ve emrettiğim zaman itaat etmenizdir.



İSLAMİ YÖNETİCİDE ARANAN ŞARTLAR
İslami bir yöneticide aranan başlaıca şartlar şunlardır: İlim sahibi olmak, adil olmak ve devlet idaresi ilmi ve siyasetine haiz olma. Bir toplumu idare edip vatandaşların hak ve hukukunu temin edip korumanın bir takım ilke ve prensipleri mevcut bulunmaktadır. Müslüman bir yöneticinin bu ilke ve prensiplere vakıf olması lazım. Yani toplumun devam ve bekasını ve dinamizmini sağlayan usul ve ilkeleri bilmelidir. Yönetici dindar toplumu kültürel, siyasi ve ekonomik olarak idare etmesini bilmelidir. Memleketi idare ilminden maksat toplumu maddi ve manevi olarak terakki ve tekamule doğru götürmektir. Toplumun sevk ve idaresiyle ilgili plan ve programlamasında adalet ve ıslahı esas almalıdır. Oldukça önemli olan hususlardan biri şudur: Din toplumun gerçek ihtiyaçlarına dikkatle hükumet ile ilgili program ve icraatın büyük bir kısmını halkın oyuna yani karar ve meşveretine bırakmaktadır.

 Buna binaen dinin siyesetten ayrı olduğuna dair iddialar üzerinde ciddi olarak düşünmek lazım. Çünkü dinin bir çok emir, yasak ve öğretisi toplum bireylerinin terbiye, ıslah ve adaletiyle ilgilı olduğuna göre dini siayestten nasıl ayırabiliriz. İnsana doğru yaşama yolunu göstermek ve onu hakka ve adalete yönlendirmek için gelmiş olan dinin, insanların bireysel ve toplumsal ihtiyaçlarına cevap verecek çözüm ve reçeteleri mevcut bulunmaktadır. Öyleyse dini insanın şenine yakışır ve onu her iki alemdede mutlu ve bahtiyar kılacak programlamada bulunabilir. Günlük yaşamda insanın ferdi ve toplumsal boyutlarını birbirinden ayırt etmek mümkün değildir. Çünkü insan yaşamının farklı boyutları birbirini etkilemektedir.

Buna binaendir ki Resulü Ekrem (a.s) Medineye yerleştikten sonra hükumetin teşekkülü için gerekli olan yapıları oluşturmaya başladı. Peygamber efendimiz Mekkede insani ve tevhidi bir yaşam için alt yapı mahiyetindeki temel bilgileri ve vahyi esasları tebliğ ettikten sonra, Medinede ilahi kanunlara uygun olarak ve Mekkede atılan temel üzerine hükumet inşa etmeye başladı. Bu hükumetin en temel esası ve ilkesi insanın onur ve haysiyetini muhafaza etmektir.Peygamberin hükumetinde bütün etba eşit haklardan yararlanmaktaydılar. Adalet gerçek anlamda onların arasında uygulanıyordu.

Buna binaen Müslüman bir yönetici bir devlet başkanının bir diğer önemli vasfı ise adil olmasıdır. Çünkü en önemli yükümlülüğü insani ve islami toplumda adaleti uygulamaktır. “Adalet her şeyi yerli yerine koyar” (Nahcu’l Belağe hikmet 132) Adaleti uygulamak için yöneticinin adalet vasfıyla muttasıf olması lazım. Tabiki bütün Peygamberler için adalet en önemli unsur ola gelmiştir. “Gerçekten biz elçilerimizi apaçık delillerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla birlikte kitap ve ölçü indirdik” (Hadid 25) Adil olan yönetici insanları zulümden ve hidayetten kurtarabilir. Nıtekim Mevle’l Muvahhidin İmamu’l Muttakin Ali (a.s) konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır. “Salih bir raiyet (tebaa) adil bir yöneticiyle kurtuluşa erir. Günahkar bir raiyette günahkar bir önderle helak olur.” (El-irşad c1.S 26) Kur’an açısından Hazreti Yusuf zamanının insanları arasında toplumu idare etme liyakatına her yönüyle haiz bulunuyordu. Çünkü insanların mallarını en iyi bir biçimde muhafaza ediyordu. En iyi emanetçiydi. Mali ve ekonomik bilgiye de her kesten daha fazla sahip bulunuyordu. Bunun için Mısır kralına şu öneride bulundu. “Yusuf, bu toprakların hazinelerinin (maliye ) yetkisini bana ver, ben koruyucu ve bilen birisiyim, dedi” ( Yusuf 55)

O ilahi peygamber bu önemli vazifeyi yüklendikten sonra. Mısır ülkesini kıtlık yıllarında o zakıcı ekonomik krizden kurtardı. Yusuf Mısırı ekonomik olarak bu kıtlık yıllarında komşu ülkelere de yardım edecek şekilde güçlü kıldı. İmam Seccad hazretleri ise yöneticinin hakkı hususunda konuşurken, halkın hakkına riayet eden ve adaleti temine çabalayan yönlere değinmektedir. İmamın değindiği hususları yönetici ve raiyet uygulasalar, toplum her yönüyle adalet, huzur. güvenlik ve barışı yakalamış olur.






Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :