Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 94320
Yayın Tarihi : 2/3/2016 12:25:22 PM
تعداد مشاهدات : 166

İslamı Tanıma 166 (İslam ve Ahlaki Hukuk 11)



Tarih: 25.12.2015
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani

Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salatve selam ise kalblerimizin mahbubu,nefislerimizin munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya, Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

Kur’an açısından insanın yaratılışının asıl maksadı kulluktur. Bunun anlamı şudur: İnsan Allah’ın kulluğuyla Allah’ın ilim ve hikmet gibi kemali sıfatlarını kendisinde tahakkuk ettirip dışarıya yansıtır. Bunun gereği de marifet ve ibadetle bu yolda adım atmaktır. İnsanın yaptığı her ameli kulluk çizgisinde şekillenmiş olmalı. Bunun içindir ki Yüce Allah Kur’anı Kerimde insanı muhatap alarak şöyle buyurmkatdır:

Ey insanlar! sizleri ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz umulurki takvalı (kötülüklerden ) korunmuş olursunuz.Bakara 21

Bir başka ayeti kerimede ise Yüce Mevla şöyle buyurmaktadır: “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” Zariyat 56

Her ikisi birer yaratılış aşaması olan insanın maddi neş’esi (oluşumu) ile manevi neş’esinin bir arada insanda bulunmuş olması. Onun mahlukatın en güzeli ve mukemmeli olması ünvanını kazanmış olması ve ontolojik (yaratılış) olarak özel bir konuma sahiplenmesi ve Allah’ın yeryüzündeki halifesi olmaya layık görülmesine sebep olmaktadır: Nominel (ismi ve potansiyel) olarak insana biçilen bu makamlara fiilen ulaşmanın yolu halisane ve arifane kulluktan geçmektedir. Kulluğun en belirgin ve somut alameti ve sembolü ise namazdır:

Namazın Hakkı
İbadi bir ameli hakkıyla yerine getirmenin gereklerinden biri de, bu ibadi amel ve davranışın konumunu saptamaktı ve haiz olduğu önemi idrak etmektir. Buna binaendirki secde edenlerin efendisi İmam Seccad (a.s) hukuk risalesinde kulun ibadi amellerinin haklarına değinmekte ve İbadetlerin haklarının başında namazın hakkından söz etmektedir: Çünkü namaz ibadetler içerisinde en kapsamlı, kuşatıcı ve en önemli olandır. Ayetler ve rivayetler açısından ibadetlerin başında yer almaktadır. Bundan dolayıdır ki bütün peygamberler Allah’ın rızası ve yakınlığının tahsili için namaz konusuna büyük bir önem atfetmişlerdir.. Örneğin beş büyük peygamberden biri olan Hazreti Musa (a.s) Allah’ın vahyine mazhar olurken ve sözünü iştirken ilk olarak tevhid, İbadet ve namaz ile emrolunmaktadır. Ayeti kerimede konuyla ilgili olarak şöyle denilmektedir: “Ben seni seçtim o halde vahy olanı dinle. Kuşkusuz ben Allahım, benden başka ilah yoktur, bana kulluk et ve beni anmak için hakkkıyla namaz kıl.” (Taha 13.14) Namaz Allahı hatırlamk içindir ve ancak Allah’ın adı ve zikriyle insan huzur ve sükunetı yakalamış olur. “Kalpler ancak Allahın zikriyle güven (huzur) bulur.” İnsanın kendi namazından gerekli olan fayda ve behreyi temin etmesi için altı noktaya dikkat etmesi lazım. Feyzi Kaşani, Elhakaik adlı kitabında kounuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır.

1-Kalp huzuru
2-Anlama (fehm etme)
3-Tazim büyükleme
4-Heybet
5-Umut
6-Haya

İnsanın, huzuru kalbe kavuşmasına sağlayan hususların başında üstün bir çaba ve gayret gelmektedir. Dolyısıyla dünyanın ahirete nisbeten çok naçiz ve basit bir şey olduğuna teveccüh etmek. Bunun için kendimizi geçici olan dünyaya kaptırıp gaflet bataklığına saplanmamalıyız. Çünkü ebedi ve kalıcı hayat ahiret hayatıdır. Bu bağlamda Rabbimiz şöyle buyurmaktadır. “Bu dünya hayatı boş bir eğlence ve oyundur, başka bir şey değildir. Ahiret yurdu gerçek dirilik odur. Keşke bunu bilselerdi.” (Ankebut 65.) Başka bir ayette Rabbbimiz şöyle buyurmaktadır. “Ama ahiret daha iyi ve daha kalıcıdır.

(A’la 17) Dünya ile ahiret hayatının en güzel bir şekilde karşılaştırıldığı ve birisinin geçiciliğiyle diğerinin bakiliğinin en güzel bir biçimde beyan edildiği ayetlerden biri de Hadid suresinin 20. Ayeti kerimesidir. Rabbul Alemin iki hayat hakkında da şöyle buyurmaktadır. Bilin ki, kuşkusuz dünya hayatı oyun eğlence, süslenme, aranızda övünme, mal ve evlat çokluğuna düşkünlükten ibarettir. Dünya hayati bir yağmura benzer, bitirdiği bitkiler ekincileri sevindirir. Sonra o bitkiler kurur ve sen onun sapsarı olduğunu görürsün sonrada çerçöp olur ahirette ise ( kafirler için ) çetin bir azap ve (müminler için de) Allah katından bağışlanma ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.”

Kalp huzuru ve güvencesinden sonra, ta’zim (büyükleme) konusu gelmektedir. Ta’zime de varmak için okuduğumuz Kur’an ayetleri ve telaffüz ettiğimz zikirlerin yüce ve ülvi anlamı üzerinde derin bir şekilde yoğunlaşmamız gerek. Bu derin teveccüh insanı gafletten kurtarıp ağirete yönelmesinde bir saik olur. Ayrıca bu dikkat ve teveccüh ile kişi Hakk Taala’nın huzurunda nasıl bir edeb ve tevazuya riayet edilmesine dikkat eder. Ta’zim derin bir irfan ve bilgiden kaynaklanan bir haleti ruhiyedir. Çünkü Allah’ın celal, cemal ve kemalı hakkında bilgi ve irfan sahibi olan kimse, Allah karşısında ne kadar küçük ve aciz olduğunu anlar ve bu anlayışa uygun olarak acz ve teslimiyetini tam bır tevazuyla sergiler.

Allah’ın sonsuz güç ve kudreti ile sayısız nimetlerinin ve vergilerinin derki ve diğer saydığımız hususlar insanda Yaratıcıya karşı ta’zimin oluşmasına katkı sağlar. Nitekim Kadiri mutlak olan Rabbimiz, aynı zamanda Reufun Rahimdir,Ğafurun Halimdir. Bu Rabbe karşı umudumuzu hiç bir zaman elden vermemeli çünkü ümitsizlik dinimizde en büyük günahlardan biridir. Bu halet ve davranışlardan haya hasıl olur. Marifetin bu aşamasına varan insan kendi ayıp ve noksanlıklarının bilinciyle ve dergahı ilahide tam bir haya ve hicapla namazını eda eder. Yani mümin insan, hakkıyla Rabbine kulluk ve şükür borcunu yerine getiremeyip onu hakkıyla tahmid ve tesbih edememenin utancını duyar. Bu ilahi vecibenin ehemmiyetine binaendir ki. Şehidi Evvel namazın farzları konusunda bin meseleye ve namazın mustahapları konusunda ise üç bin mesleye Elfiye ve Nefeliye adlı kitaplarında yer vermiştir.

 İmam Seccad namazın hakkı hususunda şöyle buyurmaktadır. “Namazın senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisinki namaz Allah’ın huzuruna çıkmaktır. Sen bu halde Allah’ın huzurunda duruyorsun. Bunu bildiğin takdirde kendi küçüklüğünün farkında olan, ilahi nimetlere meyleden, korkan, ümitli, miskin ve yalvarıp yakaran, sükunet halinde başını ve gözlerini öne dikip, kollarını sarkarak, huzurunda bulunduğu kimseye tazim eden, gönlünde onunla güzel münaccat eden bir kulun makamında olur. Hata ve helak edici günahlarla çevrilmiş olan bir kul gibi kurtuluşunu istemeye layık olursun. Ve kuvvet ancak Allah’tandır. “ (Tühefül Ukul 251)

İmamın buyurduğu perspektiften namazın hakkını tanıyıp bu hakka munasip olarak bu ibadeti eda etmeye gayret gösterirse, yavaş yavaş bu namazın dünyevi, uhrevi, fiziki ve ruhi, bireysel ve toplumsal faydalarını ve etkilerini görmeye ve hissetmeye başlar. Mezkur şartlara dikkatle kılınan namazın bireysel faydlarına gelince. Kişi kendisini Rabbinin huzurunda görür, ruhi huzur ve sükunet elde eder, Kibir, gurur ve bencillikten kurtulur. Hakka karşı azami derecede toprakvari tevazü gösterir. Aslında namaz müminin miracı (tekamul ve yükselişidir). Namaz bir taraftan insanı hodhahlık ve bencillikten kurtarırken diğer yandan insanı hakikatperver ve Khodamihver (Allah talibi) kılar, Hakk talebini ve hakikat arayışını sürekli olarak hayatında zinde kılar. Namazın toplumsal etki ve faydalarına gelince: Namaz başkalarına karşı sorumlu ve duyarlı olmayı öğretir. Buna binaendir ki İslam dininde cemaat ve Cuma namazı üzerinde önemle durulmaktadır. Bu vesileyle müslümanlar günde bir kaç defa veya en azından haftada bir kez olsun birbirleriye görüşebilsinler, dertleşsinler, sevgilerini ve muhabbetlerini dillendirsinler, birbirlerinin sorunları ve proplemleri hakkında bilgilenip icabı halinde yardımcı ve derman olmaya çalışsınlar. Önemli olan müminleri bu vecibeyi en güzel bir şekilde yerine getirmek için harekete geçirmek ve mobilize etmektir. Muminlere bu vecibeyi eda ederken huşu ve huzur içinde yerine getirmeyi ve bu vesileyle namazın hayır ve bereketinden yararlanmayı öğretmek gerek. Tabiki her müslümanın dini ahkamın hikmet ve felsefesi ve namazın adab ve esrarı hakkında bilgilenmesi ve her türlü tezahür ve gösterişten uzak olarak namazın vecibeleri ve sünnetlerine ihtimam göstererek namazı mümkün olduğu kadar en güzel bir şekilde eda etmelidir.

 

Son Söz
Bu hütbemi namazın günahların bağışlanması ve insanın manen ve ruhen temizlenmesindeki rolü hakkında Allah resulünden bir hadisle bitirmek istiyorum:

İmam Caferi Sadık ceddi Resulullah’tan şu hadisi nakletmektedir: “Eğer sizden birinizin evinin önünden bir nehir geçerse ve her gün o nehirde beş defa yıkanırsa, kirden bir şey bedeninde kalır mı? Ashab hayır dedi. Resululllah namaz bu akan nehir misalidir. İnsan her namaz kıldığında iki namaz arasındaki günahlar affedilmiş (örtülmüş) olur.” (Tusi, tehzib-ul Ahkam c 2. S 237)


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :