Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 88497
Yayın Tarihi : 12/1/2015 2:13:00 PM
تعداد مشاهدات : 178

Aşura Kıyamında Adalet ve Akıl


Yazar: Ayetullah Cevadi Amuli


Allah, kamusal düzeni sağlamak için toplumları adalete davet etmiştir…
Her ne kadar Hüseyin bin. Ali’nin (a.s) kıyamı inanç, ahlak ve hukuki değerlerin tamamını kapsasa da, kıyamın asli unsurunu ‚adalet isteği‘ teşkil etmektedir.

Çünkü adaletin gölgesinde toprak, ekonomi ve kültür güvenliği garanti altına alınır. Bağımsızlık ve özgürlük elde edilir. Elbette adaletten kastımız sadece bireysel hak ve özgürlükler değildir.

Allah, kamusal düzeni sağlamak için toplumları adalete davet etmiştir. Peygamber (s.a.a) de bu konuda şöyle buyuruyor:
„Ben aranızda adaleti sağlamak için görevlendirildim.“

Adaletin olduğu toplumda insanlar kendini güvende hisseder. Kimse kimseye zulmetmez. Ne yolsuzluklara meyledilir, ne de başkasının yoluna taş konur. Ne yanlışa sapılır ne de başkasının yanlışını onaylanılır. Ne zulüm kabullenilir, ne de başkasına zulmedilir. Hem ülke güvenlidir hem bireysel haklar güvence altındadır.

Bir hükümette var olan kamusal ve bireysel sorunların temelinde adaletsizlik yatar. Ferdin kendi bireysel haklarının sırını ihlal edip başkasının kişisel hakkına tecavüz etmesi, toplumsal güveni yok eder. Şehitler Şahı Hüseyin bin. Ali’nin kıyamı bu adalet anlayışını icra etmek içindi. Yani hem kendi haklarımızın ne olduğunu bilmeli ve istismar edilmesine izin vermemeliyiz hem de diğerlerinin haklarını resmiyette tanımalıyız.

Adil olan bir toplum hiç şüphesiz akildir de. Toplumsal adalet, toplumun aklıyla uyum içerisindedir. Hz. Ali’den (a.s) „Adalet nedir?“ diye sorulunca cevap olarak şöyle buyurmuştur;
„Adalet, bir şeyi olması gereken yere koymaktır.“

Adalet, toplumsal bir mühendislik ve mimarlık sanatıdır. Herkes olması gereken yerde olmalı, her söz kendi yerinden söylenmeli, her iş zamanında yapılmalı. Bu, usta bir mimarlık ve mühendislik anlayışı isteyen iştir. Neden temelleri sağlam bir evde kendimizi güvende hissederiz? Çünkü sağlam bir evin temeli, sütunları, kapı ve pencereleri işin ehli bir mimarın eseridir.

Başka bir hadiste Hz. Ali’den „Akıl nedir?“ diye sorulunca ise şöyle cevap vermiştir;
„Akıl, her şeyi lâyık olduğu yere koymak.“

Akil, her sözü yerinde söyler, her yazıyı yerinde kaleme alır. Akil insan, söylemi ve eylemleri ile vardır. Akıl kuvvesine Hz. Ali’nin (a.s) penceresinden baktığınız zaman; aklın adalet, adaletin ise akıl olduğunu görürsünüz. Yani; bir şeyi olması gereken yere koymak (adalet) ve her şeyi lâyık olduğu yere koymak (akıl) aynı şeydir. Toplum, akil insanları sever.

Toplumu, akil insanlar inşa eder. Akiller toplumun mimarları ve mühendisleridir. Eğer bir devlet varsa erkanını akil insanlar teşkil etmelidir.

Hüseyin bin. Ali’nin (a.s) kıyamı; yani toplumu aklın etrafında toplamak, toplumu adalete teşvik etmek. Mimarlık ve mühendislik kolay bir iş değildir. Bir usta bir edip, şair ve vaiz her sözü yerli yerinde söyler. Sözlerini hem kendisi anlar ve muhatabı kavrar. Mimarlık sadece bina inşasında değil, her alanda aranan ve olması gereken bir vasıftır. Kültür, ekonomi, bütçe dağılımı, eğitim vb. her alanda mimarlık ve ustalık gerekir.

Allah, Kabe’nin faziletini beyan ederken ‚Bu şehirde insanlara hem can güvenliği verdiğini hem de ekonomik gelir kapısını araladığını‘ söyler. Yani insanlara ‚adalet‘ olgusunu emreden Yüce Allah, adil davranır.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçer;
إِنَّ اللَّهَ یَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَ الاحْسنِ وَ إِیتَای ذِی الْقُرْبی
Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder…“ (Nahl-90)

Şunu da unutmamak gerekir ki adalet, ilk basamaktır. Adaletten daha üstün olan ihsandır.

Bizlere bu iki öğretiyi sırasıyla öğrenmemiz ve amel etmemiz söylenmiştir. Adaletten bir sonraki aşama ‚ihsan‘ diye tabir edilen ahlaki erdemdir. Elbette adaletin merhaleleri vardır; inzali (nazil olan) adalet, orta adalet ve yüce adalet. Aynı şekilde aklında merhaleleri vardır; zayıf akıl, orta akıl ve güçlü akıl. Allah’ın bizlere adaleti emretmesi, her ne kadar adaletin toplumsal bir ihtiyaç olduğunu ve herkesin uygulaması gerektiğini gösterse de ‚ben adaleti icra etmek için görevlendirildim‘ diyen Peygamber (s.a.a), adaleti icra edilmesi gereken zaruri bir iş olarak kabul etmişti.

Hz. Hüseyin (a.s), kıyamının ana sebebinin ‚adalet‘ olduğunu vurgulayarak;
Hak üzere amel edilmediğini ve batıldan kaçınılmadığını görmüyor musunuz?“ buyurmuştur.

Hz. Hüseyin’in (a.s) pak varlığı, Peygamber’in (s.a.a) mübarek varlığıyla aynıysa (ki öyledir) حُسِینٌ مِنّی bu durumda nasıl ki Peygamber (s.a.a) adaleti hayata geçirmekle görevliydiyse Hz. Hüseyin’de (a.s) aynı vazifeye sahipti.

Zalim toplumlar, cehalete esir olan toplumlardır. Zulmün arka perdesinde cehalet yatar. Hz. Hüseyin’in (a.s) kıyamı hem cehaletle mücadele hem de toplumu bilinçlendirme hedefi taşıyordu. Adalet mühendisliğinin ve akıl mimarlığının toplumda hâkim olması için bir yandan insanlara iyiliği emredip, adalet ve akıl olgularını ihya etmeye çalışıyor, diğer taraftan da insanları cehalet ve zulüm elbisesinden sıyırarak, inançlardaki yozlaşma ve düzenlikten kurtarmaya gayret gösteriyordu.

 
 


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :