Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 88216
Yayın Tarihi : 11/27/2015 2:11:29 PM
تعداد مشاهدات : 179

Aşura’nın Dersleri ve İbretleri


Aşura’nın Dersleri;
Aşura, mesajlar ve derslerle dolu bir mekteptir. Aşura, dinin korunması için fedakârlıkta bulunmak gerektiğini öğretir. Kur’an-ı Kerim için her şeyden vazgeçilmesi gerektiğini öğretir. Hak ve batıl savaşında, büyük ve küçük, erkek ve kadın, yaşlı ve genç, soylu ve köylü bir safta yer alır. Düşman zahiren ne kadar güçlü gözükürse gözüksün zarar verilebilir yapıda olduğunu öğretir. (Nitekim Emevi cephesi esirle kervanıyla Küfe’de zarara uğradı. Şam’da yıkıma uğradı. Medine’de rezil oldu. Nihayetinde bu kervan, Süfyani Cephesi’nin yok olmasına sebep oldu.)
Aşura, dinin savunulması noktasında, her şeyden önce insanların basirete sahip olması gerektiğini öğretir. Basireti olmayanlar kolay aldanır. İstemeden batıl cephede yer alır. Nitekim İbn. Ziyad’ın cephesinde fasık ve fasit olmayan insanlar vardı. Ama basiretten yoksundular.
Bunlar, Aşura’nın bir toplumu zillet çukurunda çıkarıp izzet sahillerine taşıyacak derslerdir. Bu dersler, zulüm ve diktatör cepheyi yerle bir edebilir. Aşura’nın dersleri hayat bahşeder.

Aşura’nın İbretleri;
Aşura’nın dersleri dışında bir de ibretlik sayfası vardır. İbret almak için bu sayfaya da dikkat etmek gerekir. ‚İbret almak‘ ne demektir? Yani; insan içinde bulunduğu durumu o dönemin olaylarıyla mukayese etmelidir. Kendisini nelerin tehdit ettiğini analiz edebilmelidir. İşte buna ‚ibret almak‘ denir. Aracınızla geçtiğiniz yolda başka bir aracın devrildiğini, kaza yaptığını görünce kenara çekip kazanın nasıl olduğuna bakarsınız. Başka bir tabirle kazadan ibret alırsınız. Kazaya hangi hızın, hangi hamlenin, nasıl bir şoförlüğün sebep olduğunu, kazanın ibret alınacak yönleridir. Bu da bir nevi derstir ama ibret yoluyla alınan bir ders.
 
Aşura’nın İlk İbreti;
Aşura kıyamındaki ilk ibret; Peygamber’in (s.a.a) vefatından 50 yıl sonra İslam toplumunun büründüğü ruh halidir. Bu toplum nasıl bir değişim yaşadı ki Hz. Hüseyin’in (a.s) gibi birisi dini ihya etmek ve İslam toplumunu kurtarmak için böylesi bir fedakârlık yoluna başvurdu?
Hz. Hüseyin bin. Ali’nin bu fedakârlığı eğer İslam’dan 10 asır sonra olsaydı veya İslam’a muhalif bir toplumun ya da kültürün kalbinde olsaydı o zaman konu farklı olurdu. Ama Hz. Hüseyin’in (a.s) İslam’ın merkezinde, vahyin nazil olduğu Mekke ve Medine’de gördüğü toplumsal yozlaşma fedakârlıktan başka çare olmadığını gösterdi. Hem de böylesi yüce ve kanlı bir fedakârlık!

Acaba Müslümanlarda nasıl bir değişme olmuştu ki Hz. Hüseyin (a.s)  İslam’ın sadece fedakârlıkla dirileceği kanısına vardı? İbret, işte bu sorunun altında yatıyor.
Bir zamanlar Peygamber (s.a.a), kendi eliyle İslam bayrağını bu Müslümanlara emanet ediyor, onlar da Aksa’ya Şam’a hatta Rum diyarına yürüyor, düşmanlar Müslümanların karşısında korkudan titriyor ve zafer Müslümanların oluyordu. Tebük Savaşı bunun en bariz örneğidir.

Bir zamanlar Müslüman toplumdaki mescit ve camilerin minberlerinde Kur’an ayetleri okunuyor, Peygamber, melekuti nefesiyle ilahi ayetleri halka tilavet ediyor, onları uyarıyor ve Müslümanlarda hidayet yolunda hızla ilerliyordu.
Peki, ne oldu da aynı Müslümanlar, aynı şehirler İslam’dan bu kadar uzaklaştı ve Yezit bin. Muaviye gibi birisi Müslümanların halifesi oldu? Hüseyin bin. Ali gibi (a.s) birisinin fedakarlıktan başka bir seçeneği kalmadı?! Tarihte bir benzeri daha olmayan bu ince nükteden bugün ders ve ibret almalıyız.

Bugün Müslüman toplumun birer üyesi olan bizler, o dönemin Müslümanları nasıl bir hata yaptı ki Yezit gibi bir belaya müptela oldu diye düşünmeliyiz. Ne oldu da Hz. Ali’nin (a.s) şahadetinden 20 yıl sonra Hz. Ali’nin (a.s) hükümet karargâhı olan şehirde Ali’nin çocuklarının kesilen başları mızrak ucunda sokak sokak dolaştırıldı?

Küfe dinden bihaber bir şehir değildi! Küfe, Hz. Ali’nin sokaklarında, pazarlarında yürüdüğü şehirdi. İnsanlara iyiliği emredip kötülükten sakındırmak için İslami kanunları bu şehrin sokaklarında icra ediyordu. آنَاء اللَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَى (Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında tespih et ki hoşnut olasın) ayeti bu şehrin mescitlerinde tilavet ediliyordu. İşte bu şehir çok kısa bir süre sonra pazarlarında Hz. Ali’nin (a.s) kızlarının esir olarak gezdirildiği şehre dönüştü. 20 yılda ne oldu da iş bu boyuta taşındı?

Aşura’nın En Önemli Mesajı;
Ben Aşura’nın mesajları ve dersleri içerisinde en önemli mesajın bu olduğunu düşünüyorum. İslam toplumunun başına nasıl bir bela geldi ki Peygamber’in omuzlarının süsü ve Peygamber’in halifesinin oğlu Hz. Hüseyin’in (a.s) kesik başı babasının hilafet şehrinde sokaklarda dolaştırıldı ve hiç kimse buna itiraz etmedi? Nasıl oldu da bu şehrin ahalisi olan insanlar, Kerbela’da Hz. Hüseyin (a.s) ve yaranını şehit ederek Hz. Ali’nin (a.s) mahremini esir alma cesareti gösterdi?

Bu konuda söylenecek çok söz var. Ben bu sorulara cevap mahiyetinde bir ayeti aktarmak istiyorum.
Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.“ (Meryem-56)

Sapkınlığa düşmenin iki asıl sebebi vardır;
Birincisi; Allah’ı anmaktan ve zikrin mazharı olan namazdan uzaklaşmaktır. Maneviyatı unutmak, ahireti dünya hayatından soyutlamak. Tevekkül, tevessül, ibadet, dua ve zikir gibi kavramları dünya hayatının dışına itmek.
İkincisi; Nefsanî isteklerin peşinde koşmak. Tek bir cümleyle; dünya ve makam perestlik. Mal ve servet toplamak düşüncesine kapılmak, dünyevi şehvetler çukuruna düşmek. Asıl değerleri unutup bu geçici sloganları hedef kılmak, en büyük bela ve derttir.

Eğer bir toplumda manevi değerler yok olur veya zayıflarsa o toplumun aynı belaya müptela olması muhtemeldir. Savaş meydanında ölenlerden geriye kalan ganimetleri ‚Onlar kendileri için topladı, biz de onlardan toplayalım‘ fikrine sahip olan bir toplumun hezimete uğrayacağı aşikârdır.

İlahi Değerlerin Değişmesine İzin Vermeyin!
O dönemlerde dünya Müslümanların kontrolündeydi. Allah’ın rızasını kazanmak söz konusuydu. Dini öğretiler ve maarifler ön plandaydı. Hedef, Kur’ani ilimlerle aşina olmaktı. İslami hükümet vardı. Hükümetin başında dünyanın ve nefsanî isteğin esiri olmayan yöneticiler vardı ve insanlar ilahi kemale doğru yol alıyordu.

Ali ve Hüseyin (a.s) gibi seçkin insanlar, ilahi ve manevi değerlere herkesten daha fazla sahipti. Olgu; din, takva, adalet, dünyadan yüz çevirmek ve Allah yolunda mücadele etmek olursa bu olgulara sahip insanlar her zaman sahnede olur. Devlet idaresini eline alır ve topluma çeki düzen verir. Ama toplumun değer yargıları değişirse, dünyaya ve nefsine en çok düşkün, şahsi çıkarlarını korumak için herkesten daha kurnaz, doğruluk ve sadakatten daha çok uzak insanlar yönetimi ele geçirir. Böyle bir toplumun örneği, Ömer bin. Sad, Şimr ve Ubeydullah bin. Ziyad gibi insanlar tarafından yönetilen topluma benzer. Böyle toplumlarda Hüseyin bin. Ali (a.s) gibi insanlar, Kerbela’da şehit edilir, başı bedeninden ayrılır!
Bu, iki kere iki dört eder hesabı kadar açık bir hesaptır. Toplumu düşünen insanlar, toplumda hâkim olan ilahi değerlerin değişmesine müsaade etmemelidir. Takva olgusunun kaybolduğu toplumlarda Hüseyin bin. Ali (a.s) gibi insanların kanı dökülür. Eğer kurnazlık, dünya işlerine gönül bağlamak ve yalancılık vb. rezillikler insanlara İslami değer olarak tanıtılırsa Yezit bin. Muaviye gibi insanların iktidara geleceği malumdur. Ubeydullah gibi birisi Irak’ın kontrolünü eline geçirir!

Dayatılan Saptırma Politikası Karşısında Durulmalı!
Günümüz dünyası, maddi değerlerin manevi değerlerin yerini aldığı, yalanın ve günübirlik yaşamın tercih edildiği ve nefsin her istediğine boyun eğildiği dünyadır. Bugünün dünyası budur!
Elbette bu durum sadece bu asra has değil. Asırlardır manevi değerler dünyada yok olmaya yüz tutmuştur. Paraya tapan sermaye babaları, maneviyatın yok olması için tüm çabalarını harcadılar. Güç sahipleri dünyada maddecilik üzerine kurulu bir sistemi hayata geçirmeye çalıştılar. Kurulan bu sistemin başına herkesten daha yalancı, daha sahtekâr ve diğer insanların haklarına karşı daha merhametsiz olan Amerika gibi bir güç geçti.

Böyle bir dünyada İslam’ı yeniden ihya etmek, ان اکرمکم عنداللَّه اتقیکم (Allah katında en değerli olanınız, en çok takva sahibi olanınızdır) sloganını yeniden hayata geçirmek, dünyaya hâkim olan yanlış düzeni yıkmak ve yeni bir düzen kurmak için İslam Devrime ortaya çıktı.

Maddeci dünya düzeninin isteğine göre Muhammed Rıza gibi fasit, sapkı ve şehvet düşkünü birisi ülkenin başında olmalı, İmam Humeyni gibi manevi birsi de sürgün edilmeliydi! Böyle bir düzende İmam Humeyni gibi birisine yer yoktur.

Zorbalık, fesat, yalan ve rezilliğin hakim olduğu toplumda arif, sadık, faziletli ve Allah’a adanmış insanın yeri sürgündür. Sonu ölüm, kurban edilme veya katledilmedir. Ama İmam Humeyni gibi birisi iş başına gelince çark tersine döndü. Nefis ve dünya istekleri inzivaya sürüldü. Fesat ve başkasına bağımlı yaşamak kenara itildi. Takva, nur, cihat merhamet, kardeşlik, fedakârlık ve candan geçmek gibi değerler, hükümetin idaresini ele aldı. İmamın hükümetin başına geçmesiyle bu değerlerin, bu olgularun ve bu faziletlerin iktidar dönemi başladı. Eğer bu değerlere sahip çıkılırsa İmamet düzeni de baki kalmaya devam edecektir. İşte o zaman Hüseyin bin. Ali’ler yeniden kurban edilemeyecek.

Aşura’dan ibret almak budur! İnkılâp ve devrim ruhunun varlığını yitirmesine izin vermemeliyiz.
Aşura ibretleri hakkında söz ederken, Kerbela kıyamından alınacak ‚dersler’in dışında bir de ‚ibretler’in olduğunu söylemiştik. ‚Ders‘ bize neler yapmamız gerektiğini, ‚ibret‘ ise hangi olayın yaşandığını ve hangi olayın yaşanabileceğini öğretir.

Hz. Hüseyin’in (a.s) Kerbela macerasından alınacak ibret; Müslümanların başında sıradan bir insan değil, 10 yıl boyunca insan tasavvurunun ötesinde olan iktidar mekanizmasına, ilahi vahiy okyanusa ve sonsuz hikmet deryasına sahip Peygamber gibi eşsiz bir insan vardı. Peygamberden bir müddet sonra Müslümanları, Ali bin Ebu Talib (a.s) yönetmişti. Önce Medine sonra da Küfe, İslam hükümetinin karargâhı oldu.

Ama Peygamberin (s.a.a) vefatından yarım asır, Hz. Ali’nin (a.s) şahadetinden ise 20 yıl sonra Müslümanların bedenine nasıl bir virüs bulaştı ki, aynı Müslümanlar ve İslam ümmetinin arasından sıyrılan insanlar Hüseyin bin. Ali gibi bir insanı şehit ettiler?
Böyle bir katliama sebep olacak hangi hadiseler yaşandı? Hz. Hüseyin (a.s), sıradan, ismi, lakabı ve soyu belli olmayan bir insan değildi. Peygamber’in kucağına alıp mescitte minbere çıktığı dizlerine oturtup Müslümanlara vaaz verdiği bir çocuktu Hz. Hüseyin (a.s).

Hz. Hüseyin (a.s), Peygamber’in (s.a.a) hakkında „Hüseyin bendendir, bende Hüseyin’denim“ dediği bir çocuktu. Bu dede ve torun arasındaki gönül bağı çok güçlüydü. Hz. Hüseyin (a.s) babasının hükümet yıllarında devlet erkânındandı. Savaş ve barışlarda ön saflardaydı. Siyaset arenasında güneş gibi parlamaktaydı.

Müslümanlar Peygamber’in ‚oğlu‘ olan, takvada üstün, onurlu ve izzetli bir şahsiyete sahip, Medine’de ashabın büyük bir ilgi duyduğu, sevdiği bu insanı muhasara altına aldı, susuz bıraktı ve şehit etti. Sadece Hz. Hüseyin’in kendisini değil yaranını, çocuklarını hatta 6 aylık oğlunu bile şehit ettiler. Sonra Hz. Hüseyin’in (a.s) ailesini ve kızlarını tıpkı savaş esiri gibi şehir şehir dolaştırdılar. Neden? Ne yaşandı? Bu soruların cevabı Aşura’nın ibretidir.

Sizler kendi toplumuzla o dönemin toplumunu mukayese edin ve iki toplum arasındaki farkları bulun. Bizim ülkemizde zamanın seçkin isimlerinden olan İmam Humeyni vardı. Ama İmam Humeyni nere yüce İslam Peygamber’i (s.a.a) nere?
Böyle eşsiz bir güç, o dönemde Peygamber’in Müslümanlara hediye ettiği iktidar nimetinin neticesidir. Elde ettiğiniz başarıların ve ilerlemelerin Peygamber’den bağımsız olduğu fikrine kapılmayın. Bu kazanımların hepsi Peygamber’in (s.a.a) Müslümanlara hediyesidir. Bu nedenle Peygamber’in (s.a.a) başarıları hem o dönemin Müslüman toplumunda hem de bugün bizim toplumuzda tezahür etmiştir.

Öğrenciler ve Öğretmenler Tarihi Ciddiye Almalıdır!
Ben her zaman havza öğrencilerine, üniversitelilere ve gençlere tarihi ciddiye almalarını tavsiye ediyorum. Bakın tarihte neler yaşanmış.
تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ (Onlar birer ümmetti, gelip geçtiler…) Bakara-134

Geçmiş ümmetlerden ders ve ibret almak, Kur’an’ın emri ve öğretisidir.
Kerbela’nın Asıl Sebepleri;
Fesat ve Dünyaperestliğin Revaç Bulması

Böyle bir hadisenin yaşanmasındaki ana etkenlerden biri, dünyaperestlik, fesat ve kötülüğün revaç bulması, İslami gayretin ve takvaya dayalı yönetim sistemine yönelik hassasiyetinin yok olmasıdır. Bizim iyiliği emretmek ve kötülüğü nehiy etmek sloganı üzerinde önemle durmamızın genel sebebi, fesat ve günahın bir toplumun uyuşturulmasına yol açmasından dolayıdır.

İlk İslam hükümetinin kurulduğu Medine şehri bir müddet sonra meşhur müzisyenlerin ve şarkıcıların ve rakkasların merkezine dönüştü. Öyle ki akşam yemeğinde en iyi şarkıcılar istendiğinde Medine’deki müzisyenlere ve şarkıcılara haber verilirdi. Bu pervasızlık, Peygamber’de (s.a.a) 100-200 yıl sonra değil Hz. Zehra’nın (s.a) ciğer paresi ve Peygamber’in (s.a.a) gözlerinin nuru Hz. Hüseyin’in (a.s) şahadet günlerinde başlamıştı!
 
Medine, fesat ve günahın merkezi olmuş, eşrafın gençleri ve hatta Beni Haşim’den bazıları da bu günahlara bulaşmıştı. Hükümet yöneticileri neler yapması, hangi yollara başvurması ve neleri popüleştirmesi gerektiğini biliyordu. Bu bela sadece Medine’yi tehdit etmiyordu. Medine dışında birçok şehir benzeri günahlara müptela olmuştu.
İslam’a, dini değerlere ve maneviyata önem vermenin, ahlaki erdemlere bağlılığın önemi işte burada ortaya çıkıyor. Bizim gençlere tekrar tekrar günah bataklığına karşı uyanık olmakta ısrar etmemizin sebebi budur.

Müslümanların Kaderi Etkileyecek Hamle;
Hak Ehlinin Suskunluğu

Kerbela başta olmak üzere Ehlibeyt imamlarının yaşamında göze çarpan olayların bir diğer ana etkeni; temel sütunlarını velayet ve imamet taraftarlarının oluşturduğu hak cephesinin İslam dünyasının geleceğine karşı sorumsuz davranması, önem vermemesi ve umursamaz tavırlardır.

Bazı insanlar ayaklandı ya da ayaklanmalara öncülük etti ama hükümdarların cevabıyla karşılaştı. Yezit zamanında Yezit aleyhine Medine’ye yürüyenlerin Yezit’in göndermiş olduğu acıması ve zalim bir insan tarafından katledilmesi gibi. Ayaklanmaya katılanlar, hiçbir şey olmamış gibi bir kenara çekildi ve yaşananları unuttu. Elbette ayaklanmayı başlatanların hepsi Medine halkı değildi. Kendi aralarında ihtilaf olan farklı şehirlerden insanlardı. İslami emrin aksine hareket ettiler. Ne İslami vahdete riayet ettiler, ne teşkilatlandılar ne de ayaklanan birlikler arasında irtibat sağladılar. Bu nedenle daha ilk adımda düşmanın karşı hamlesiyle karşılaşarak geri adım attılar. Bu ince detay, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken önemli bir konudur.

Hak ve batıl savaşında hamleler karşılıklıdır. Hak cephesinin her hamlesine batıl cephesi karşılık verecektir. Savaşın kaderini belirleyecek asıl hamle, yorgunluktur. İlk yorulan tarafın yenilgiyi tatması kaçınılmaz sondur.


Yazar: İmam Hamanei


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :