Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 86661
Yayın Tarihi : 11/5/2015 1:59:11 PM
تعداد مشاهدات : 251

İslamı Tanıma 156 (İslam ve Ahlaki Hukuk 1)


Tarih: 18.09.2015
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salatve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya, Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-I Beyti ile mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık cennetin anahtarı ve cehennem ateşine karşı ise koruyucu siperdir.'

 Onlarca hafta süren, İslam açısından insan hakları konusunun akabinde İslamın genel anlamıyla hukuk olmak üzere ahlak hukuku ile ilgili ahkam ve öğretilerinin daha fazla açıklık kazanması için İmam Zeyn-ul Abidin ( a.s)’ın Hukuk Risalesine değinmeyi uygun bulduk. Bu risalenin güçlü ve sahih içerik ve muhtevası, bu risalenin sened silsilesi hakkında incelemede bulunmamıza gerek bırakmamıştır. Hukuk risalesinde varit olanlar farklı kitaplarda bu cümleden Tuhef-ül Ukulda zikredilmiştir. İmam Hazretleri bu risalede insanın ahlaki ve manevi hayatında çok önemli bir rol ifa eden elliden fazla hakka değinmektedir.

Hukuk risalesinde ele alınan ilk hak Yüce Rabbimizin kulları üzerindeki hakkıdır. Bütün haklardan daha büyük olan Allah’ın kulları üzerindeki hakkına gelince: “Ona ibadet etmen, hiç bir şeyi Ona ortak koşmaman, Allah’ın bu hakkını, ihlas ile itaat edip kulluk vazifenle yerine getirdiğinde, Allah dünya ve ahiret işlerinin rayına oturtulmasında sana kifayet edeceğini kendisine vacip kılmıştır.” Bu hakkın izahatında şunu söyleyebiliriz ki, ilahi Peygamberlerin tüm insanlığa yönelik temel öğretilerinin başında Allah’a itaat ve tağutlardan uzak durma gelmektedir. Konuyla ilgili olarak Rabbimiz Nahl suresi 36. Ayeti kerimede şöyle buyurmaktadır.

 
Her ümmete “ Allaha ibadet edin ve tağuttan kaçının” diye bir peygamber gönderdik. Onlardan bazılarını Allah hiadayete erdirdi ve bazıları da sapıklığı hakkettiler. Öyleyse yeryüzünde gezin ve yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün.” Nahl 36

Allaha yönelişin fıtri bir husus olduğu apaçıktır. Bu eğilim her insanın derununda ve yapısında mevcut bulunmaktadır. Sevgili Peygamberimiz konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır “Her doğan islam fıtratı üzerine doğar” ( Kafi c 2. S 13) Bu eğilim Allah’ın insanın derununa, hilkatine yewrleştirmiş olduğu ve ömrünün sonuna kadar kendisiyle eşlik edecek olan en pak ve mukaddes bir eğilimdir.

Tabiki günahlarla ve kötülüklerle iştiğal etmekten ve zulüm ile küfre bulaşmaktan dolayı bazı insanlarda bu eğilimin paslanarak işlevini yitirmiş olması ve sonuç olarak bu insanların Allah’ın varlığından tutun ilahi peygamberlerin hakkaniyeti ve ilahi adalet mehkemesinin ahirette kurulmasını inkar etmeleri mümkündür. Fıtri olan bu duygu ve ilahi yöneliş, insan ciddi sıkıntılarla karşılaştığında ve her taraftan ümidin kesilmiş olduğu bir durumda daha fazla kendisini göstermiş olur. Ateist olan insanlar dahi her taraftan ümidin kesilmiş olduğu bir hal ve durumla karşılaştıklarında, Allaha yönelir, Ona ferzad eder ve ondan yardım talebinde bulunurlar. Kur’anı Kerim bu haleti ruhiyeyi farklı bir kaç ayeti kerimede çok veciz bir beyanla dile getirmektedir. Peygamberlerin gönderiliş hedeflerinin başında, fıtri olan bu misaka insanları çağırmak ve bu misaka bağlılığın insan hayatındaki hayati önemin anımsatmaktır. Nitekim Emir-ul Müminin İmam Ali Hazretleri konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır. “Böylece Allah onları fıtri misaka bağlılığa çağırmak için elçilerini ard arda onların arasında gönderdi” ( Nehc-ul Belağe Hutbe 1)

 

Öte yandan Allaha yaklaşmak ve Onun dostlarından olmak isteyen insanlar için, fıtrat Allah’ın varlığı ve birliğine delalet ve tanıklık eden en büyük nişanelerden biridir. Fıtrat ile ilgili İmam Caferi Sadık hazretlerinden varit olan bir rivayette şöyle denilmektedir: “Adamın biri İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna çıktı, Allah ile ilgili bilgi malumatıyla ilgili şaşkınlık ve çıkmazını dile getirip şöyle dedi: Ben bu konuda bir çok kimseyle konuşmuşum ama kimse beni bu konudaki şübhe ve çıkmazımdan kurtaracak ikna edici bir cevap bana vermiş değil. İmam hazretleri kendisine ey Allah’ın kulu şimdiye kadar hiç gemiyler yolculuk yaptın mı? Evet dedi. Gemi yolculuğunda hiç gemi batma tehlikesiyle karş karşıya kaldı mı? Evet dedi. Herkesten ve her taraftan kurtuluş için umudun kesildiği zaman, kalbinin derinliklerinden seni kurtaracak olan her hangi bir güce yönelp ferzad edip yalvardın mı? Evet dedi. İşte mutlak güç ve kuvvet olan Allah budur.” (Bihar-ul Envar c 89 s 232)

İmam Seccad Allah’ın fıtri olan hakkıyla ilgili kısa beyanının devamında şöyle diyor: ”Ona ibadet ve itaat etmen ve Ona ortak koşmaman gerek.” Ubudiyetin özü Allah’ın emir ve yasaklarına boyun eğmek ve Onun sonsuz güç ve kudreti konusunda kendini güçsüz ve onun zenginliği karşısında kendini fakir görmek ve onun yaşam için belirlediği sınırları aşmamak kalben ve kalıben onu tazim etmek ve onun dışındaki tağuti güç ve otorıtelerin veya nefisn kulluğundan uzak durmaktır. İbadet ve kulluk Allaha mahsustur. Buna binaendir ki Rabb-ul Alemin şöyle buyurmaktadır. “Bana ibadet et, beni hatırlamak için namaz kıl” (Taha 14) Başka bir ayeti kerimede de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Ancak bana ibadet etsinler diye cinleri ve insanları yarattım” (Zariyat 56)

Kur’an ibadet ve kulluğu yaratılışın asıl maksadı olarak sunmaktadır. Çünkü kulluk ve ibadet vasıtasıyla insan varlığının kaynağı olan Rabbbinin rızasını tahsil edp ona doğru yol alıp Onu tanıma ve onunla yşama fırsatı yakalamış olur. “Ez insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin umlurki takvalı (kötülüklerden korunmuş)olursunuz. (Bakara 21)

İslam dininde Allah rızası ve başkalarının faydası için yapılan her şey ibadettir. Allah’ı bilmek ve tanımaktan tutun, onun nimetlerine şükür ve helal dairede çalışıp çabalamak, ilim tahsil etmek, başkalarına faydalı olmak, akraba ve yakını gözetmekten tutun tüm güzel insani ve ahlaki davranışlar ibadet kategorisinde değerlendirilmektedir. Tabiki ibadetin özü dua ve Duanın en güzel şekli de namazdır. Namaz da haddi zatında insanı güzel erdem ve faziletlerle donatır ve rezaletler ve kötülüklerden uzak tutar ve insanın Allah hakkındaki bilgi ve marifetini artırıp insanı Arifi billah kılar.

İslami ahkam ve öğretilerden anladığımız şudur: İnsan bütün amel hareket ve davranışlarının ibadet rengi kazanması için çaba göstermelidir. Namaz, oruç, sadaka, halka hizmet ibadet olduğu gibi bir alimin yüzüne bakmak veya anne ve babanın yüzüne bakmak ta ibadet sayılmaktadır. Konuyla ilgili olarak Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Alimin yüzüne bakmak ibadettir. Adil olan bir öndere(imama) bakmak ibadettir, Anne ve babanın yüzüne sevgi ve merhametle bakmak ibadettir, Allah için sevdiğin bir kardeşinin yüzüne bakman ibadettir” (Amali . s 454)

İbadet hususunda en önemli olan husus bunun bilinçli, şuurlu ve alimane bir şekilde gerçekleşmesidir. Kişi ibadetinde ifrat ve tefritten sakınmalıdır. İbadete huzur,yakarış,yalvarış ve konzentrasyon hakim olmalı ve ubudiyetin ruhu tüm hal, hareket ve davranışlarda kendisini göstermiş olmalı.





 


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :