Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 85494
Yayın Tarihi : 10/17/2015 12:23:43 PM
تعداد مشاهدات : 383

İslamı Tanıma 157 (İslam ve Ahlaki Hukuk 2)



Tarih: 25.09.2015
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.

 

Allah’ın  insanlar üzerindeki  hakkı  en  büyük  haktır. Şöyleki  insan önce  Allahı  hakkıyla  tanımalı, ona  itaat etmeli ve kulluğu  yanlızca  Allaha  mahsus  bilmeli ona  karşı  huşu ve  tazarru  içinde  olmalı ibadet ve  kulluk  ile  ona  yaklaşmaya  çalışmalıdır. Bu durum  insan  için  en büyük  kemal ve  olgunluk  sayılmaktadır. Aslında  ibadetin  ruhu ve  maksadı da  Allaha  yaklaşmak  ve  onun  rızasını  tahsil etmek  ve  ilahi   sıfatlarla   donanmış  olmaktır. Buna  bianendir  ki  insanlar tekamul  basamaklarını  birbir  katetmek  için Hakk  Teala  tarafından  sürekli  olarak  imtihandan  geçmekteler ve bu  hedefe  matuf olarak  İmam  Zeyn-ul Abidin  ibadeti  Allah’ın  hakkı  bilmektedir. Kişi ibadet ve  kulluğunda  Allaha  ortak  koşmamalı. Çünkü  şirkin  her  türlüsü  insanın rüşdü ve    tealisi  önünde  bir  engeldir. Şirk te  iki  çeşittir  ya  gizli  veya  açık.


Açık  şirkten  maksat,  açıktan  Allah  için  şerik ve  ortak  koşmaktır..  Bu tür  şirkin    tevhidi  düzenin  tersine  bir  durum  olduğu apaçıktır. Çünkü  varlığın  yaratıcıs  tektir ve  birdir. Bütün  peygamberlerin  öğretilerinde   her  türlü  şirk   nefyedilip  insanlar   tevhide  davet edilmişlerdir.  Bakara  suresi  163  ayeti  kerimede    Yüce  Allah  konuyla  ilgili  olarak  şöyle  buyurmaktadır.

 

Sizin  ilahınız  tek  bir  ilahtır. Ondan  başka  ilah yoktur, O  Rahman ve  Rahimdir. (merhameti  her  şeyi  kapsayan ve sürekli merhamet  edendir.)”  Bu cümle  tüm  Peygamberlerin    davetini  ilk ve  temel  prensibini  oluşturmaktadır. Peygamber  Efendimiz de  şu  cümleyi  davetinin  parolası  kılmıştır. “Allah’tan  başka  ilah  yoktur   deyip, kurtulun” İlahi ayetlerde  şirk  affedilmiyecek  bir   günah  olarak  tanımlanmıştır.  “Muhakkak  ki  Allah  kendisine  ortak  koşulmasını  affetmez. Bunun dışındaki  günahları  affeder

 

Şirkin  diğer  çeşidi  ise  ameli  şirktir.  Yani  insan  ibadetinde ve amellerinde  başkalarının rıza ve  teveccühünü  kastederse veya  bağışlanma ve hidayeti  yakalama  konusunda     Allah  ile  birlikte  başkasından yardım  talep ederse, şirke  bulaşmış  olur. Böylesi  bir  şirk  her  yönüyle  zararlı ve insanın  tekamulü  önündeki    ciddi bir  engel  niteliği  taşımaktadır. Bunun için  insanlar  sürekli  olarak bu  tür  gizli  şirkten  sakındırılmaktalar.

Buna  binaendir  ki   Rabbul Alemin  Kehf  suresi 110.  Ayeti  kerime de  şöyle   buyurmaktadır.  De  ki: “Ben ancak  sizin  gibi bir beşerim.  Sadece bana  sizin ilahınız  tek  bir  ilahtır  diye vahyediliyor. Artık  kim  Rabbine kavuşmayı  umuyorsa, salih amel  işilesin ve Rabbine ibadette hiç  bir  kimseyi ortak  koşmasın.

Bu  ve  benzeri ayetler   şiddetli  bir  dil ile  insanları  ibadi  şirkten  sakındırmaktalar. Allah  Resulüne “ Kim  Rabbine  kavuşmayı  umuyorsa”  ayeti  hakkında  sorulduğunda, şöyle  buyurdular: “Kim  insanlara  gösteriş  yapmak  için namaz  kılarsa  o  müşriktir. Kim  insanlara gösteriş yapmak  için  zekat  verirse o  müşriktir. Kim  insanlara  gösteriş  yapmak  için  oruç  tutarsa o  müşriktir. Kim  insanlara  gösteriş yapmak  için  hacca  giderse o  müşriktir. Kim Allahın   emrettiği  amelleri  başkalarına  gösterişte  bulunmak  için  yaparasa o kimse  müşriktir. Allah riyakar  insanların  amellerini  kabul etmez.”

 

Kur’anı  Kerimde  de müşriklerin   şirkalud, riyakarane  amelleri  bir    örnekle  şu  şekilde  izah edilmektedir.  “Allah’a  ortak koşmadan  ona  yönelin   haccın  vecibelerini   halisen  muhlisen  onun  için yerine  getirin.  Allah’a  ortak koşan  gökten  düşüpte kuşların kaptığı veya  rüzgarın kendisini uzak  bir  yere  attığı  bir  şey  gibidir.”  Hacc  31.

 

Bu  ayeti  kerimede  gök  yüzü  ifadesi  tevhid  hakikatı  için  bir  kinaye  olarak  kullanılmıştır..  Şirk  ise    gökyüzünden  yere  düşmeğe   yani  tevhid  hakikatından  uzaklaşmaya  benzetlmiştir. Yani  insan   yüksek  olan  bir  yereden   aşağıya  düşerse  şu iki  tehlikeden biriyle  karşılaşır. Ya  yer  ile  gök arasından   leş  yiyen  yırtıcı kuşların  yemi  olur.  Yani   ondan  bir  şey  geriye kalmaz. Eğer bu  yırtıcıların  elinden  kurtulursa  dahi  yıkıcı  kasırgaya griftar  olup bilinmeyen  bir  yere bir  köşeye   parçalanarak atılmış  olur. Bu  tufan  şeytanın  zehirli ve  yıkıcı  vesveselerinin  kinai  ifadesidir. Şeytan  veveseleriyle  insanları  hakikatten  uzaklaştırmak  için  sürekli  olarak  telaş ve çaba  göstermektedir.

 

Şu husus  apa  açıktır ki,  eğer  insan şirk  hastalığını  tanırsa ve karşı  koyarsa, bu  hastalık  insanı  kolay  kolay   yoldan saptırmaz.. İslam  tarihine  baktığımızda  çoğu zamanlar  hakimaiyetin,  halkın  bu  hastalığı ve  afeti tanımasını  engelleyip   ilgili öğretilere   vakıf  olmamaları ve  böylece  insanları  daha  fazla  bilgisizlik ve  cehaletin esaretinde  tutmaya  ve  sömürmeye   çabalamıştır.  İmam  Sadık  (a.s)  hazretleri şöyle   buyurmaktadır. Emeviler insanlara  iman esaslarını ve  ilgili  ahklamı  öğrenmeyi   yasaklamadılar. Ancak  şirki ve  ilgili  ahkamı  öğrenmeleri  konusunda  insanları  özgür   bırakmadılar.  Çünkü  şirke  yönlendirilen  insanların bunu  farketmemelerini  istiyorlardı. Büyük  alim  Feyzi Kaşani  bu  rivayetin  şerhinde şöyle  diyor. Emeviler  insanların  kayıtsız  şartsız  onalara  itaat etmeleri  husussunda  çok  hırslıydılar. Bunun  için  iman ve  tevhidi  öğrenme  hususunda  insanları özgür  bıraktılar, ancak  şirk  ,ile  ilgili  ahkam  ve  hususların  talimim  konusunda  kısıtlama  getirdiler. Çünkü  insanlar  gizli ve  aşikar  şirke  örnek  teşkil  eden  hususları  tanımadıklarında  onları  daha  kolayca  kabul  edebiliyorlardı. Aksine  eğer  şirki ve  ona  örneklik  teşkil eden  hususları  anladıklarında onlara  itaat etmiyeceklerini  çok  iyi  biliyorlardı.” (Eşşafi  c 1.s 146)

 Tabiki    zalim, bencil ve   diktatör yöneticilerin  başvurduğu   alelade    metotlardan  biri  de,  sapıklıkta  kalmaları  için  insanları   cahil  bırakmak ve  bu  vesileyle onları  sömürmektir.

Dini  öğretilerimizde  gizli  şirkten  çokca söz   edlmiş  ve  riayakarlık  bunun  belli  başlı  örneğini  teşkil  etmektedir. Riayakarlık  insanın  manevi  rüşdü  önünde  en büyük   engel  olduğu   gibi amellerin  boşuna  çıkmasının da  başlıca  faktörü  sayılmaktadır. Riya  her  yönüyle  insanın amellerini  kırletmektedir. Kur’anda  bu  konuda  onlarca  ayet  vardır  ve   Sevgili  Peygamberimizden de  bir  çok  hadis  rivayet edilmiştir.  Bizler  bu  konuda  bir  hadisi  nakletmekle  iktifa edeceğiz. “İmam  Sadık  (a.s)  hazretlerinden   Allah  Resulünün  şirk  gece  karanlığında siyah  bir  taş  üzerinde  hareket  eden  bir  karıcanın  hareketinden  daha  gizlidir  hadisi  hakkkında  sorulduğunda.  İmam  Sadık  şöyle   buyurdular: Müminler  müşriklerin   mabutlarına  küfrediyorlardı. Bu  nedenden  onlarda  müslümanların ilahına   dil  uaztıyorlardı. Dolayıusıyla  Allah Resulü   kafirlerin  böyle  bir  davranış  sergilememeleri  için,  müminleri onların putlarına  dil  uzatmaktan  sakındırdı..  Aksi  takdirde  müslümanlar bilmeden  Allaha  ortak  koşmuş  olacaklardı.  En”am  suresinde  beyan  buyrulduğu  üzere:

Allahtan  başkasına ibadet edenlerin  ( mabutlarına) sövmeyin ki  onlarda  bileyerek ve  düşmanlıktan  dolayı  Allaha  sövmesinler.”












Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :