Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 81643
Yayın Tarihi : 8/29/2015 1:08:57 PM
تعداد مشاهدات : 323

İslamı Tanıma 154 (İslam ve İnsan Hakları 30)

Tarih: 07.08.2015
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.

Geçen  haftaki   hutbemizde    Birleşmiş  Milletler   Evrensel  Beyannamesinde  bir  takım  eksiklikler  ve noksanlıkların  bulunduğunu söylemiş ve  bunlardan  bazılarına  değinmiştik. Bu  günde  diğer  bazı  eksikliklere  değineceğiz. Bu  beyannamenin  bir  diğer  eksikliği  ise  istidlal ve  kanıtlamadan yoksun  oluşudur.  Çünkü bu  deklerasyonun  içeriğinin  bazı kesitleri  sloganik  bir  mahiyet  arzetmektedir. Hiç  bir   tetimmede veya  ek  ilavede veya  girişte   bu  beyannamenin  maddelerinin  delil ve  dayanaklarına  atıf  yapılmamıştır.   Her halukarda   bu    deklerasyon    tüm zaman ve  mekanlarda bütün  insanlar için  geçerli olacak kastıyla hazırlanmış  olan insan  hakları  beyannamesidir. Ancak  içeriğinden   bir  grup  siyasi,  hukuçu ve  devlet adamının  o  güne  hakim  olan  şartlara dikkatle bu  beyannameyi   hazırladığı  görülmektedir. Bu  maddelerin  nedenselliğine de  işaret edilmesi  gerekiyordu. İlgili  kaynak ve  dayanaklara da atıf yapılmalıydı.  Örneğin  neden  insan  özü  itibarıyla özgürdür? Neden  bütün  insanlar  onur ve  haysiyet açısından eşit ve saygındırlar ve  insan   onurunun  zedelenmemesi gerekir.  Neden nsanlığa   aykırı zalimane  davranışlarda  bulunmamak gerek? Fikri ve  felsefi   temelde bu hususların  delillendirmesinin yapılması   ve açıklığa  kavuşturulması  gerekiyordu. Çünkü  dinler ve  felsefe  ekolleriyle biyoloji, psikoloji ve sosyoloji  gibi insani-sosyal  ilmler   bu  konuda  farklı  şeyler  söylemekteler.  Bu  beyannamede  bu  önemli  hususlara  hiç  bir  işaret  yapılmamıştır.    Eğer insan  hakkında, o da  diğer  varlıklar   gibi  bir  varlıktır ve  tercihe  şayan  hiç  bir  yönü  yoktur ve  insan  hiç  bir  şekilde varlık düzeninin ekseni değildir,  yaratılışına matuf hiç bir maksat ve mana bulunmamaktadır, özel  hiç  bir   yetenek ve  donanıma sahip  değildir ve  dolayısıyla ahlaki ve  değersel  usül ve  prensipelere  bağlılık  göstermesinin  hiç  bir  zaruret ve  gerekliliği yoktur, her yönüyle serbest ve özgür  olabilir, hiç  bir   maksat ve  mana gütmeden  istediği  şekilde  yaşamını  sürdürebilir,  onu   hiç  bir  şekilde  sınırlamamak  gerek  şeklinde  bir  yaklaşım  sergilenirse,  böyle  bir  durumda insan  haklarıyla  ilgili  maddeleri fikri ve  felsefi  bir   temelde  delillendirmeye  gerek  kalmaz.

 Ancak  durum  böyle değildir. Her  kes  insanın   diğer  varlıklardan  farklı, üstün  bir  donanıma sahip ve  belli  bir  maksat  için  yaratıldığı  konusunda  hem fikirdirler. İnsan  hakkında  varolan  bu  soruların  ya deklerasyonun  mukaddimesinde veya  ilavesinde açıklığa  kavuşturulması  gerektiği  görürşündeyiz.

Dayanak ve  kaynağına    teveccüh edilmeden bir takım  hukuk  maddelerinin  tedvin edilmesi aklen    kabili  kabul  değildir. Dolayısıyla  bu eksikliklere  ciddi  bir  şekilde  yönelmek  gerek. Burada   bir  noktanın   altını daha  çizmek  istiyorum. Eğer insan hakları ile  ilgili maddeleri  kevni ve  hakiki olgulara  dayanmayan  itibari  bir bütün  olarak  gördüğümüz,  bu maddeleri  delillendirmemiz  mümkün  olamaz.  İslam  hukuku  açısından  bu hususlar yani  hukuki  maddeler  itibari değildir ve  hukuk   özel veya  tüzel  bir  kaç  şahsın idrak ve algısıyla elde  edilebilecek  bir  durum değildir. Asıl  kanun  koyucunun  Allah  olduğuna  dikkatle,  uyumlu ve hemahenk  bir  hukuk sistemine  göre insan  hukuku    gerçekçi  bir  yaklaşımla  ele  alınıp  derlenebilir. İslam   hukuk  düzenlemesinde,  yasama ve  hukuki  sistem  ile yaratılşı  sistemi (maknizmasi)  arasında sıkı sıkıya  bir  ilişki  bulunmaktadır.

Bir  diğer  eksiklik  ise  şudur.  Bu  beyannamenin   uygulanma  garantisi  yoktur. Yani  uygulanması  teminat  altına alınmadan ve   bu  konuda  gerekli  bir  düzenleme  yapılmadan  bir  takım  hukuki  maddeler  yan  yana dizilmiştir. Tabiki  kanun koyucular kendi  çıkarlarına öncelik vermedikleri   ve  uygulanmasında     bozanlık yapmadıkları takdirde,   bu  kanun maddelerinin  uygulanmasının  garantisi  olabilir. Kanun  koyucular,    kendileri   lehine  dahi hiç  bir  yorum ve   bahaneye  mecal  vermeden,  nerede    ve  kime  karşı  olursa  olsun kanunu  uygulamalı ve   cezayı  vermelidirler. Böyle  bir  durumda  beşeri  toplum  zayıfların ve  düşkünlerin  haklarının  çiğnenmesine  tanık    olmayacak  ve tam  bir  iktidarla  kanunları   uygulayıp  adaleti  sağladığından dolayı  iftihar edecek ve  kendisini   sürekli  olarak  bu  kanun  maddelerini  uygulamakla  yükümlü  görecektir.

Ayrıca  Yüce  Allah’ın  kendisi  için  hiç  bir  menfaat ve  çıkar  mülahaza etmediği ve  insanla  arasında  ayrımcılık ve adaletsizliği  reva  görmediğine   dikkatle, bir  insan kanunların  uygulanmasındaki adlaetsizliğin ahirette   cezasının  olacağına inanırsa   kanunları    itinayla  uygulamaya  gayret   gösterir. Bu   durum  toplum  bireylerinin  tümü  için  geçerlidir.  Eğer    bütün  bireyler   böylesi  bir  inançla  donanırlarsa,  tabiki   hukuk alanında  çok  daha   ciddi ve  duyarlı  hareket  edeceklerdir.  İnananlar  Allahı  kendi  üzerlerinde  bir  şahit ve  tanık  olarak  görenler hiç  bir zaman kanuna ve  hukuka  aykırı hareket edip başkalarının  hakkını  payimal edip onurunu  yaralamazlar.  Allah’ın gördüğünü bilmiyorlarmı?“  (Alaq 14)  Bu   ayetin  sırrına vakıftırlar. Veya  Hadid suresinin şu  ayetine   kalben ve amelen  inanmaktalar.  Nerede olursanız  olun, o  sizinle  birliktedir, O  yaptıklarınızı  görmektedir (Hadid 4)

Böylesi  bir  yaklaşım ve  dünya   görüşüne  sahip  olan   kimse, insanın  onuru, hayatı ve  haysiyeti ile   ilgili  kanunların  uygulanmasında  çok  ciddi ve  itinalı davranır. Çünkü  başkalarına  zarar verdirip  hiyanete  kalkıştığında  Allah’ın  bunu gözetlediğini bilmektedir.   Şüphesiz Rabbin  gözetlemededir  (Fecr 14) Hiç  kimse  kıyamet  günü  Allaha  karşı  duracağını veya  tabiri  caiz ise  boy  gesterebileceğini  sanmasın.    „ İnkar edenler ve  (inkarda)   önde  gidenler  yakayı  kurtardıklarını sanmasınlar. Çünkü  onlar  bizi aciz  bırakamazlar“ Enfal 59




Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :