Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 80373
Yayın Tarihi : 8/8/2015 12:30:43 PM
تعداد مشاهدات : 461

İslamı Tanıma 152 (İslam ve İnsan Hakları 28)

Irkı, rengi, milleti ve coğrafyası ne olursa olsun, ferdi ve toplumsal olarak değişen veya sabit yetenek, konum ve kabiliyetleri nazarı itibara alınmadan, insan olması hasebiyle Allahtan aldığı haklardır. İnsan hakları insanlık ailesinin her bireyinin tabii ve kesin hakkıdır.

Tarih: 24.07.2015
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.

 Aralık  1948  senesinde   birleşmiş  milletler tarafından onaylanan   insan  hakları  evrensel  beyannamesi  ile    ilgili  giriş  nitelği  taşıyan  bir  takım  hususların  incelenmesinden  sonra, dini  bakış  açısından    insan  hakları  beyannamesini ele  alıp  incelememiz  yerinde  olacaktır. Tabiki  bu beyanname  hakkında  bir  çok  yargı ve  kritik yapılmıştır. Bazıları  bu  beyannamenin  şimdiye  kadar  insan hakları  konusunda  tedvin edilmiş  en  kapsamlı ve  kuşatıcı bir  belge  olduğu   görüşündeler. Tabiki  böylesi  bir  yaklaşımın abartılı  bir  yaklaşım  olduğu  açıktır. Çünkü bu  beyannamenin şekli, içeriği,  tertib  ve  düzeninde    varolan  bir  çok  kusur ve  eksiklik böylesi   bir  yaklaşımda  bulunmmayı  zorlamaktadır. Bazıları da   hiç  bir  şekilde  böylesi  bir  beyannanameyi  kabul etmeye  yanaşmamaktalar,  bu da  extrem  bir  yaklaşımdır. Çünkü  bu  beyannamede  insan  haklarını ve  onurunu savunan  insanlara  ve  bilhassa  kadın ve  çocuklara yönelik şiddeti engellemeye  çalışan   bir  çok  madde  mavcut  bulunmaktadır.

Şu  hususu da  mülahaza  etmek  gerekir ki;  bir  çok  toplumsal   gereksinim ve   despot  rejimlere  yönelik  şekillenen  halk  hareketleri ve  devrimleri   sonucu   batı  dünyasında  insan hakları olgusu  şekillenmeye  başladı. Bu  yöndeki  ilk adım  fransız  devriminden  sonra fransa  halk meclisi temsilcileri  tarafından  17  madde  halinde  tedvin edilen Fransa   vatandaşlık ve  insan  hakları  deklerasyonu  olmuştur. Bu deklerasyonda     bazı  insan  hakları  el  alınmıştır. Tabiki   bu deklerasyonun  o  günün   siyasi,  hukuki ve  toplumsal  yaşam  şartlarına  dikkatle  hazırlanmış  olduğunu   unutmamak  gerek. Fransız  vatandaşlık deklerasyonunu, hatta  1948  senesinde  onaylanan  İnsan hakları  evrensel  beyannamesinin  insan  haklarının  tüm  boyutlarını dikkate  aldığı  anlamına  gelmez.  Her  ne  kadar insan  hakları  beyannamesi   30  maddeden  oluşuyor ve  daha  kapsamlı  ve  genişse de, bu  durum, bunun  mükemmel ve  kapsamlı  olduğu  anlamına  gelmez. Çünkü  bu  beyannaneme de   birinci ve  iknci  dünya  savaşlarının  beraberinde  getirdiği  zaruretler ve  gereksinimlere  binaen  şekillenmiştir.

Bu  izahata  dikkatle  öyle  görürlüyor  ki, insan  haklarıyla  ilgili   uluslar arası bu  belgeler  fikri,  felsefi, ve  inanç  temelinden    yoksun  bulunmaktalar. Dolayısıyla  bunların evrensel ve  kuşatıcı  olması  düşünülemez. Bu  beyannameler büyük  ölçüde içtimai  gereksinimler  ve  bir  ölçüye  kadar da sosyolojik ve  toplumsal  yaklaşımlara  dayanmaktalar. İlmi, dini ve  felsefi  dayanaklardan  yoksun  olan   bu tür  insan  hakları   deklerasyonlarının zaman üstü ve evrensl  yani  bölgeler  ötesi   olması düşünülemez. Dolayısıyla  dünyanın  akil  insanları.  düşünür ve  hukukçularının insanlık  camiasının gerçek  ihtiyaç ve  taleplerine binaen akli ve   ruhanı alt  yapıya  dayalı  olarak  insan  haklarıyla  ilgili  kanunları  makul ve  mantıklı  bir  şekilde  tedvin   ve  tasvib etmelerinin zamanı  gelmiştir.

Bu  süreçte   insan ve  toplumun  yeniden ve dikkatlice  tanımlanması  lazım ki tedvin edilecek  olan  yeni  insan hakları beyannamesi  bütün insanlık  tarafından  uygulanmış ve  tüm  insanların  yararına  olması  gerek. Çünkü  insan  hakları temel  haklardır. Irkı, rengi, milleti ve  coğrafyası ne  olursa  olsun,  ferdi ve  toplumsal  olarak değişen veya sabit  yetenek, konum ve  kabiliyetleri  nazarı  itibara  alınmadan,  insan olması  hasebiyle Allahtan  aldığı haklardır. İnsan hakları insanlık  ailesinin  her   bireyinin tabii ve  kesin hakkıdır.  Nerede  yaşarsa   yaşasın her  insanın  bu  haklardan  yararlanması  lazım. Bu  hakları  kazanmaya  gerek  yok.  Bu  haklar  Allah  tarafından  insanlara  hediye  edilmiştir. Makam ve mevkisi  ne olursa  olsun  kimsenin  bu  hakkı  insanlara  bağışlama  salahiyeti  yoktur. Çünkü  insan  hakları  her  bireyin zati  hakkıdır. Vatandaşlık  hakkı  gibi  bir  şehir  veya  eyalete  mahsus  bir  hak  değildir.

 Buna  binaen  insan hakları  beyannamesine  ilham  kaynağı  olacak ve  bütün  dinler  ve  kültürler  tarafından  makbul  karşılanan  altın  kanunlar arayışında  olmalıyız.  Yani  sosyolojik ve  toplumsal olarak  bu  hak ve  kanunların tüm  dünya  toplumu  tarafından kabul  görmesi  lazım. Tüm  insanlar  böylesi  evrensel  kanunların  tedvini ve  uygulanmasını  talep etmekteler. Aksi  takdirde bu  tür   hukuki  deklerasyolar gerekli  olan fikri  rüşd ve  olgunluktan  yoksun  olacaktır.  İnsanlık  tarihinde  insanları  koruyacak ve  haklarını  teminat altına  alacak  hukukı  yasamalarda bulunan bir  çok  kimse  olmuştur. Örneğin 4100 sene  önce  tedvin edilen ve    285 maddeden  oluşan  Hamurabı  yasası.  Bu  yasa  ilmi olarak   taşınır ve  taşınmaz  mallar,  ticaret,  sanaat, aile, medeni  özgürlükler,  iş hakkı ve  benzeri,  konularda hukuki  bir  düzenlemeden  ibarettir. Günümüzde de   insanlar, insan  hakları alanında  yapılacak olan düzenlemenin kapsamlı,  düzenli ve   mükemmel  olması  beklentisi içerisindedirler.

İnsan  hakları  evrensel  beyannamesinin  bir  eksikliğinin mantıklı  bir  düzen ve  tertipten  yoksun olmasıdır. İnsan haklarını  beyan eden  kanunun  insan ve  dünya  ile  ilgili fikri  bir  düzene  dayanması  lazım. Öte  yandan  bu  kanunları  hazırlayanların   dünya ve  insanın  belli  bazı  hedeflere  matuf  yaratıldığına dair  bir fikir ve  düşünceye  sahip olmalıdırlar. İnsanı  Allahtan ve    cihandan ayrı ve  soyut  düşünmek  yanlış  bir  sonuca  götürür. Herhalukarda  insanın  yaratılşının  bir  maksat ve  manası  vardır. İnsan  haklarıyla ilgili   kanunların  uygulanmasıyla  insanın    yaratılış  maksdına  ulaşmasına  katkı sağlayıp  sağlamadığına  bakmak lazım.

Bunun için  İslam   her şeyden  önce insan.  Dünya ve  yaratıcı  hakkındaki   yaklaşımızı açık ve  net  bir  şekilde  ortaya  koymamızı talep etmektedir. Önce  insanı  iyi  tanıyalım  daha  sonra  bu  insanı  koruyan  kanunları  tedvin edelim.


http://fa.izhamburg.de/files/141/Image/Articles/1394/5/2/0c1598118aa640f0b89bc62e87100405.JPG




Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :