Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 77751
Yayın Tarihi : 6/30/2015 5:03:48 PM
تعداد مشاهدات : 142

Ramazan Ayı ve Tekfirci Zihniyet

Ramazan ayı, halkın dilinde “on bir ayın sultanı ”dır . Cümle, hacim olarak küçük, anlam olarak büyük ve derinliği olan bir cümle. Eskiler bu sözü söylerken anlamını bilerek söylerlerdi, şimdikiler söz olsun diye söylerler! Çünkü eskiler üç aylar dedikleri “Recep-Şaban-Ramazan” aylarını, kendilerini arındırmak, her türlü çirkeflikten uzaklaştırmak, gönüllerini Rablerinin rahmet ,mağfiret ve bereketi için açıp yeterli bir seviyeyi yakaladıktan sonra, bu manevi güç ile diğer dokuz ayda ramazanın saltanatını hakim kılarken, şimdiki bazı zavallılar (!) garibim ramazanın“ kendi ayında” ve “kendi zamanında” dahi sultasını kurmasına müsaade etmez, tam tersi “nefsi ammare”lerinin emrettiği tüm pisliklerin sultasını kurarak, bu güzelim ayı “zulümler ve cinayetler ayı”na dönüştürüverirler

Yazar: Hasan Kanaatlı


Allah’ın adıyla
Dinî literatürde ve eskilerin algısında “din” her şeyiyle rahmettir, dinin peygamberi de her davranışıyla“rahmet peygamberi”dir. Yani dinin yolu “rahmettir”,“din”de varolan her şey rahmettir, merhamettir, bağışlamadır, affetmedir. Dinin sahibi, ayette kendisini isimlendirirken “Bismillahirrahmanirrahim/Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismiyle” isimlendirmiş ve kendisine “rahman” ve “rahim” sıfatlarını seçmiştir. Peygamberine de : ” Seni, Alemlere rahmet olasın diye gönderdim” demiştir. Peygamberi de hayatının tüm safhalarında dostlarına ve hatta düşmanlarına karşı “rahmet” boyutunu göstermiş ve bu ameliyle insanlarındaha çok kalbine girmiş ve davet ettiği yüce “din” e girmelerine vesile olmuştur. Daha açıkçası düşmanlarına karşı “silahı”nın yerine bu güzelim “sıfatını” kullanmıştır. Böylece getirdiği “dava”yı (İslam’ı) ölümsüzleştirdiği gibi, kendisini de güzel sıfatlarıyla sonsuza dek gönüllere işlemiştir. Mekke’de üzerine taş ve toprak atılırdı, secde esnasında kafasının üzerine deve işkembesi bırakılırdı, yoluna dikenler döşenirdi, pazar ve panayırlarda arkasıcak dolaşılıp alaya alınırdı, daha bir çok işkencelere tabi tutulurdu, fakat o yine de işkencecileri kendisinden kabul eder ve onlar adına mazeret bile getirerek Rabbine şöyle arzederdi : “ Allahummehdi kavmi, fe innehüm La ye’lemune/ Allah’ım benim bu kavmimi hidayet et, çünkü onlar bilmiyorlar!”Rahmet peygamberi olmak budur işte! Kendisine işkence eden müşrikleri dahi kendi kavminden kabul ediyordu. Onlara “beddua” edip azap isteyeceği yerde, onlar adına Yüce Rabbine mazeret gösteriyordu.“Bunlar bilmiyor” diyerek, “cehaletlerini” mazeret kabul edip hidayetlerini Rabbinden talep ediyordu.
On üç yıl Mekke müşriklerinden akla hayale gelmedik işkenceler gördü.“Ebu Talip mahallesinde” üç yıl katlandığı o sıkıntılar aklına gelince hep hüzünlendi, Medine’ye göçmek mecburiyetinde kaldı, dokuz yıl sonra Mekke’yi fethe geldiğinde, kendisine zulmeden o işkenceciler, huzurunda tir tir titrerken, o kalkıp onlara şöyle buyurdu:” La tesribealeykum el yevm. İzhebu ve entumTuleka/ Bu gün size hiçbir kaygı yoktur! Çekip evlerinize gidebilirsiniz, sizler özgürsünüz!”
Oysaki o gücü bulmuşken, onları türlü türlü işkencelere tabi tutma hakkına sahipti. Ama yapmadı, çünkü din “rahmet” tir.Diğer bir ifadeyle ; “ rahmet, dinin yoludur” ve Elçi eğitimini dinden almıştır. Elçinin getirdiği dinin sahibi ve insanların Rabbi olan Yüce Allah (c.c), hem elçiye ve hem de ona tabi olanlara şöyle emrediyordu : “ Ve kulu linnasihüsnen/ İnsanlara güzel söz söyleyin”.

Ve yine dinin sahibi ve insanların Rabbi olan Yüce Allah (c.c), elçileri Musa ile Harun’u, Firavun gibi azazil ve zalim bir insanın üzerine gönderirken bile, onlara dokuz ayet (emir) göndermiş ve birinde de şöyle buyurmuştu : “ Ve gulalehugavlenleyyinen/ Ona (Firavun’a) yumuşak söz söyleyin!” İşte din budur. “Zalimliği ve de zulmü ilahi kitaplarda tescilli olan bir kafire dahi yumuşak söz söyle” diye emredilirken, bizler kalkıp ta Müslümanım diyen birine” sen kafirsin” gibi sert ve kırıcı sözler söyleyebilir miyiz?!“Tekfirle” itham edebilir miyiz ?! Hayır, bu, Kur’an’a terstir.Resulullah’a (s.a.a) terstir.
Büyüklerimize terstir. Büyüklerimizden İmam Cafer Sadik (a.s.) bir sözünde takipçilerine şöyle diyor : “ Kunulenazeynen ve la tekunulenaşeynen/ Bizler için yüz akı olun, bizlere yüz karası olmayın”.İmam Cafer Sadık (a.s) burada, bu sözünde biri müspet diğeri menfi iki boyuttan bahsediyor. Müspet boyutu : “ Kunulenazeynen/Bize yüz akı olunuz” buyruğudur. Bu buyruğu,müspet olan her şey için tatbik etmek mümkündür. Örneğin içinde bulunduğumuz bu hassas dönem üzerinden bu buyruğu yorumlarsak, imam’ınmaksadının şu olduğunu söyleyebiliriz : Yani ey dostlarımız! İslam düşmanları mezhep üzerinden siz Müslümanlar arasında fitne mi çıkarmak istiyorlar, sizler ( Şiiler) onlara fırsat vermemek için ve Sünni kardeşlerinizle birlikte olduğunuzu düşmanlarınıza kanıtlamak için, sünnilerle diyaloglarınızı daha fazla geliştiriniz, camilerine gidiniz, cenazelerine iştirak ediniz, hasta ziyaretlerinde bulununuz,ve… Böyle yapar iseniz bizim yüz akımız olursunuz. İşte bu, işin müspet tarafıdır. Menfi tarafı da şudur : “ Velatekunu Aleyna şeynen/ Bize yüz karası olmayınız”. Bu buyruğun da tüm menfi hususlar üzerinden yorumunu yapmak mümkündür, fakat bugünkü İslam alemi üzerinden yorumunu yapmamız gerekirse şöyle diyebiliriz : İmam (a.s) bu buyruğunda bize şunu söylemek istiyor : Ey dostlarımız ! Sizi birbirinizle savaştırmak isteyen düşmanlarınıza alet olup Sünni kardeşlerinize düşmanlık yapmayınız , değer ve kutsallarına saygısızlıkta bulunmayınız, onlardan uzak durmayınız, ( böyle yapmış olursanız, düşmanlarınıza fırsat vermiş olursunuz ve Ehl-i Beyt maarifini onlara anlatmaktan mahrum kalırsınız). Örneğin İmam Ali (a.s) ın“ Nehcü’l-Belağa”sı şayet güzel irtibatlar neticesi onlara iyi bir şekilde ve taassuptan uzak bir dille anlatılır ise, İmam Zeyne’l-Abidin (a.s)’ın “ Hukuk Risalesi” , İmam Ali (a.s) ınMalik Ejder’e yazmış olduğu mektup ve yaptığı vasiyetler ve yine İmam Musa-i Kazim (a.s) ınHişam’a aklın konumuyla ilgili vasiyeti, bütün bunlar dostluk yollarıyla Ehl-i Sünnet kardeşlerinize anlatılırsa, sonuçta onlar , kendilerinde bulunan temiz “fıtrat” ve “akıl” gibi iki güç sayesinde, bu kitap ve bilgilerin etkisi altında kalacak ve bunun neticesinde de onlarla birliktelik ve diyalogyolu açılmış olacaktır, ya da en azından ortak düşmanlarımız olan Emperyalizm ve Siyonizm’in şerrinden birlikte korunulacaktır.
Özetlersek; böyle bir hassas dönemde Ehl-i Sünnet kardeşlerimizle müspet yönlerimizi güçlendirip menfi yönleri bir kenara bırakmamız lazım.

Şiilerin büyük alimleri, her zaman Ehl-i Beyt’i takip ederek öyle yapmışlardır. Örneğin AllameHilli’ye (r) bakın. Onlara (Sünnilere) karşı davranışları, yazıları, münazaraları hep yapıcı olmuştur. Şii alimleri bu yapıcı yönlerinden dolayı tarih süreci içerisinde hep kazanan taraf olmuşlardır. Bu sayede imam Ali (a.s) dönemindeki bir avuç şia, günümüzde nerdeyse İslam ümmetinin 1/4’ ünü oluşturmuştur. Bu yapıcı davranışlarından yararlanarak sünni kardeşlerine “velayet hakikati” nianlatma şansını yakalayabilmişlerdir. Bir de Vahhabilerin yapıklarına bakın. Bu gün SuudVahhabilerinin kendi mezheplerini yaymak için belirledikleri “tekfircilik “ ve “cinayet” taktiği, insanların İslam’dan ve dinden soğumasına ya da dinden çıkmasına vesile olmuştur ve de büyük bir hatadır. Vahhabiler’in şunu bilmesi lazım ki, “Yüce İslam dini Rahmet dinidir” , “ İslam Peygamberi de, rahmet peygamberidir”.

İslam düşmanları bu yüce dinin rahmetini gördüler. Bu dinin ve peygamberinin, “tekfir” ve “radikalizme” geçit vermediğini ve hep itidalli olduğunu çok iyi biliyorlar. Örneğin İmam Ali (a.s) Kufe Çarşısında gezerken, yaşlı bir adamın dilendiğini gördü. Çok irkildi. “ Bu kimdir?” diye sordu. “Yaşlı bir Hıristiyandır” dediler. İmam Ali (a.s.) : “İsta’meltümuhaşabben ve Terektümuha Şeyhan/ Gençken kendisinden yararlandınız, yaşlanınca da kendisini terkettiniz ha “ diye tepki gösterdi ve derhal beytülmaldan (bütçeden) kendisine maaş bağlanmasını emretti. Ve yine aynı imam Ali (a.s), Kufe’de, Yahudi bir hanımın ayağından zorla alınan bir halhal için, kahrından ölümü arzu etmişti!

İşte İngilizler ve İslam’ın batılı düşmanları , İslam’ın rahmetini, elçisinin ve Ehl-i Beytinin bu güzelim ahlakını görünce, insanları İslam’a cezbeden şeyin bunlar olduğunu anladı ve “ Muhammed b. Abdu’l-Vahhab”ı bulup eğittiler. Onun fetvaları doğrultusunda kendileri gibi düşünmeyenlere karşı uygulamış oldukları zulüm, cinayet, kafa kesme, ırza tecavüz, kutsal mekanları yakıp yıkma, tekfircilik ve..ortaya çıkınca, artık İslam’ın, Kur’an’ın ve İslam büyüklerinin söyleyecek bir sözü kalmadı.

Diğer taraftan da insanlar arasında İNCİL-KUR’AN mukayesesi yapmaya başladılar. İNCİL’de geçen:“ şayet birisi sağ yüzüme bir tokat vurursa, sol yüzümü de vurması için çeviririm” ayetiyle, Müslümanların birbirlerine karşı işlemiş oldukları akıl almaz vahşilikleri medya vasıtasıyla insanlara sundular ve insanların bu iki inancı ve insanlığa bakış açısını mukayese etmelerine ortam oluşturdular. Vahhabi Müslümanların yapmış oldukları bu cinayetleri izleyen gayri müslimler, değil islam’agirmeyi , İslam’a girenlerin bile dinden çıkmalarına vesile oldular.

Sonuç olarak diyebilirizki, batılı kan emici emperyalistler ve İslam’ın yeminli düşmanı olan Siyonistler, saf ve cahil Müslümanları tarih süreci içerisinde hep kullanıp durdular. Müslümanlara karşı yapmış oldukları beş yüzün üzerindeki Haçlı seferleri ile yapamadıklarını, Müslümanlar arasından seçtikleri “sapık-kopuk” ve İslam’ı anlamak idrakinden uzak olanların elleriyle icra ettiler. Neticede Resulullah’ın (s.a.a) cahil müşrik Araplara sahiplenip “ Allah’ım kavmimi hidayet et” dediği ve onlar adına bağışlanmaları için getirdiği “ çünkü bunlar cahildirler” mazeretini bizde getirmeli ve bu “BEDEVİ İSLAM ANLAYIŞI”na sahip olan HARİCİ zihniyetinin doğrularla tanışması ve hidayeti bulması için,RAMAZAN’ın büyük bir fırsat olduğunu değerlendirmeliyiz. Evet onlar, “küfür imamları”nın ( ABD ve Siyonistlerin) emirlerini, özellikle de Ramazan-ı Şerif’in saygısını baltalamak için hem de yoğun bir şekilde icra edeceklerdir ve bununla da “İblis’in eli kolu bu ayda bağlanmıştır”hadisinin yalan olduğunu kendilerince ortaya koymaya çalışacaklardır. Oysaki anlayamamaktalar ki hadis, “İblis”ten bahsetmiştir, “Şeytanlar” (!) dan değil. Biz yine de Rabbimizin Maide 8 de buyurduğu :” Bir kavme karşı olan düşmanlığınız sizi adaletsizliğe sevketmesin, adaletli olun, takvaya en yakın adalettir” emirden hareketle, İslam alemi içerisine bu fitneleri sokan Suud kaynaklı “Vahhabilik” hakkında da Rabbimize dua edelim ve diyelim ki,” Ey Vahhabiler ! Dönün Kur’an’a, dönün Resulullah’a (s.a.a), dönün sünnete,dönüncemaata, Sünni-Şii ittifakına katılın, ABD- Siyonist ittifakını bırakın, Ramazan iyi bir fırsattır, kendinizi bir daha gözden geçirin.”
İmam Ali (a.s) bir sözünde İslam’ı şöyle tarif etmiştir : “ Sağ ve sol sapıklıktır, orta yol caddedir”. Rabbim ümmete bu basireti ihsan eylesin, AMİN. Size, bize ve inananlara selam olsun.


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :