Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 77203
Yayın Tarihi : 6/19/2015 2:12:15 PM
تعداد مشاهدات : 489

İslamı Tanıma 146 (İslam ve İnsan Hakları 22)

İslamın, hiç bir neden ve gerekçe olmadan insanların tutuklanmasını yasakladığı apaçıktır. Aynı şekilde haksız yere ve harhangi meşru ve kanuni bir kanıt ve delil olmadan bir insanı sürgüne göndermeyi, cezalandırmayı veya hapse mahkum kılmayı da yasaklamıştır.

Tarih: 22.05.2015
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani
 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.

İslam  her  yönüyle  insan  hakları  üzerinde  durmaktadır. Bunun  için  insanın maddi ve  manevi  haklarının  korunması  için  bir  takım kanun, ahkam  ve  kural  koymuştur.  Dolayısıyla    İnsan  hakları  Evrensler  Beyannamesinin   haksız ve  zalimane  işkenceyi, keyfi  takibatı,   tutuklama ve  sürgünü  yasaklayan     5.9.11.ve 15  maddeleri  İslam  dini tarafından  da  teyid  olunmaktalar.   Bu  beyannamenin  beşinci  maddesinde  şöyle  deniliyor.

  1. “Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayri insani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz.”    Keyfi  tutuklama veya   sürgüne  gönderilmeyi  yasaklıyan dokuzuncu maddede  ise  şöyle  denilmektedir:  Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonulanamaz veya sürülemez.  Beyannamenin  savunma  hakkıyla  ilgili 11.  Maddesinde  ise  şöyle  denilmektedir  “Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır.
  2. Hiç kimse işlendikleri sırada milli veya milletlerarası hukuka göre suç teşkil etmeyen fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkum edilemez. Bunun gibi, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha şiddetli bir ceza verilemez.

Vatandaşlık   veya  vatandaşlığı değiştirme hakkı  ile  ilgili  Insan  hakları  Evrensel    beyannamesinin 15  maddesi  ise  şöyle

       1.  Her ferdin bir uyrukluk hakkı vardır.

Hiç kimse keyfi olarak uyrukluğundan ve uyrukluğunu değiştirmek hakkından mahrum edilemez.

İslamın,  hiç  bir  neden ve  gerekçe olmadan  insanların  tutuklanmasını  yasakladığı apaçıktır. Aynı  şekilde  haksız  yere   ve  harhangi  meşru ve  kanuni  bir  kanıt ve   delil  olmadan bir  insanı sürgüne  göndermeyi,  cezalandırmayı  veya  hapse  mahkum  kılmayı da  yasaklamıştır.  Bir  insan  delil ve  belgelerle   suçlu tanındıktan  sonra  suçunun  gereği  olan   cezaya   mahkum  kılınır.  Aynı  şekilde  gerek  fiziki ve  gerekse  psikolojik   her türlü  işkence yasaklanmıştır.  Daha  ötesi  insanın saygınlık  ve  onurunu  zedeliyen ve  zilletine  sebebiyet  veren   her türlü  davranış ve  eziyet   cezai  mueyyide  gerektiren  bir  suç  olarak  tanımlanmıştır.  Dolayısıyla  köleliği  yasaklıyan     İnsan  hakları evrensel  Beyannamesinin  beşinci  maddesi   islamın  konuyla  ilgili  görüşünü  yansıtmaktadır.   “Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz.”

İnsanları haksız  yere  tutuklamak, özgürlüklerini  kısıtlamak, meşru  bir  gerekçe  olmadan  cezalandırmak veya   sürgüne  göndermek caiz  değildir.  Hiç  bir  insanı  ruhi  veya  bedeni  olarak  işkence etmek   veya   haysiyet ve  onur  kırıcı katı ve  şiddetli  davranışlar  sergilemek    meşru  değildir  Ayrıca  ilmi veya  tıbbı ve  teknik  illerlemeler  için  insanları  bir  labaratuar   aracı  olarak,   tabiri  caiz  ise  bir   labaratuar   faresi  olarak  kullanmak  doğru  değildir. Ancak  kendi  rızası ve  sağlığı  için  bir  halel ve  tehlike  oluşturmamak  kaydıyla  bu tür  kullanımlara  cevaz  verilebilir.  Özel  kanun  maddleriyle   bu  türden  yasak    uygulamaları,  özel  o  kurum ve  kuruluşların  denetimine  vermek  suretiyle   gerçekleştirmek  te  doğru  değildir.   Dördüncü maddede  insanların  hayat, özgürlük ve  saygınlığı hakkkında  söylenenler,  İslamın da  üzerinde  durduğu önemli  insani  ilke  ve  prensiplerdir. Ancak  üzülerek  söylemek  gerekir  ki  tarih  boyunca   bu  hakların  bir  çoğu payimel edilmiş ve  bir  çok  insan  bu  haklarından  mahrum  bırakılmıştır. Bu  hakların  ihlal edilmesinin   başlıca   sebeplerinden  biri de    bu  bağlamda  yapılan  keyfi  yorumlardır. Tabiki,   bu  hakları  asla  kabul etmeyen  düşünce ve   zorbalar da  olmuştur.. Hiç  bir   suç ve  cinayet  işlemeden  yanlızca  zan ve  iddialara  binaen  işkence edilen  insanların  sayısı  az değildir. Her  gün     yüzlerce  suçsuz  kadın ve  çocuğunda  haksız   yere  şiddet ve  savaşlar  sonucu  ölmekte  olduklarına  tanık  olmaktayız. Maalesef  bu  katlıamları  ve sivil  insan  kaybını  önlemekten sorumlu  olan  uluslar  arası  kurum ve  kuruluşlarsa       bazı  güçlerin  ekonomik ve  siyasi  mülahazlarından  dolayı   gerekli  olan  önlem ve  tedbirleri  alamıyor veya  almak  istemiyorlar.



Şu  hususu da   hatırlatmadan  geçmiyeceğim.  Bir   birey veya   vatandaş  olarak  insanların  ferdi  haklarını  şiddetli  bir  şekilde  savunan ve  teminat  altına  almak  için  bir  çok kanun ve  mueyyide  koyan  İslam,  insanların toplumsal  haklarına da  oldukça  önem   vermektedir. Bu  hususa  İnsan  hakları  evrensel  beyannamesinde de  bir  parça  yer  verilmiştir.  Bazı maddelerde  sağlıklı ve  temiz  bir  çevrede  yaşamak  insanların  temel  haklarından  biri  olarak  tanımlanmıştır.  Bu  maddeler,   devletleri ve  toplumları  çevre  sağlığına  riayet  etmeyi ve  yaşam  cevresini  her  türlü kirlilikten   ve  insan  sağlığına  zararlı  maddelerden  temizlemeye  yükümlü  kılmaktadır. Hem  şehirler ve  hem de  kırsal alanların insan  sağlığını  tehdit eden  maddelerden ve  unsurlardan  arındırılıp  temizlenmesi  lazım.  Bu yükümlülük  insan yaşamıyla  direkt  irtibatı  olan   denizler, okyanuslar ve   uzayıda  kapsamaktadır. Bu da  şu  anlama  gelmektedir: H iç   bir  kimse. grup,  devlet veya    büyük   gücün denizler ve   uzay  dahil  olmak  üzere  hiç  bir    çevreyi  kirletme  ve  eko  dengeyi  bozma hakkı  yoktur. Ancak  bazı  devletlerin  kendileri  için  biçtikleri  özel  haklar ve  önceliklerle bu  çevreleri  kirlettiklerini  ve  hatta   atmosferin de   yavaş yavaş  bir  çöplük  haline  gelmekte  olduğunu  işitiyoruz.  İnsanlık   sürekli  olarak  bu  tür   afet ve  tehditlere  maruz kalmıştır.  Tabiki  çoğu zamanlar  büyük  güçlerin   bu zarar ve  tahribatının  bedeline zayıf devletler  ve  savunmasız   toplumlar  katlanmak  durumunda  kalıyorlar.   Oldukça  üzüntü  verici  olan  bir  diğer  husus  ta, günümüzde   savunmasız  insanlara ve  sivillere  karşı  kimyasal   silahların  kullanılmış  olması ve   bu  silahları  kullananların  önünde  kimsenin  durmamasıdır. Kanun  hiç  bir   güç  veya   devletin  bu  tür  kitle  imha   silahlarını  üretip  sahiplenmemesi  gerektiğin söylüyor.  Ancak dünyanın  hali bambaşkadır. Öyle  görülüyor  büyük  güçler  ve  belli  bazı  güç  odakları,    yaşam  cevresi ile    denizler ve  fezanın (  uzayın)  korunması  için  konulan    kanunaların  getirdiği  yükümlülükten  muaftırlar.  İslam  dini,   her türlü  kitle  imha  silahının  kulllanımını   haram  bilmektedir.  Hatta  bu  silahların  yapımını da   haram  bilmektedir. İslamın büyük  alimlerinin  bu  yöndeki  fetvaları da   bu  haramı  yansıtmaktadır. İnsanlık  toplumunun huzur,  barış ve  güvenliği  gerçek  anlamıyla  yaşayıp  tattığı  ve   ilahi  rahmet  sayesinde  barışçıl  bir  yaşamı muşahade edeceği  günü  ve  tekamulü  yakalaması  umidiyle.





Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :