Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 75856
Yayın Tarihi : 6/4/2015 5:17:04 PM
تعداد مشاهدات : 442

İslamı Tanıma 144 (İslam ve İnsan Hakları 20)

Bireysel özgürlük ile ilgili maddeye şöyle bir kayıt konulmuştur. İnsan başkalarına zarar ve eziyet dokundurmadıkça her türlü işleri yapmakta bireysel olarak özgürdür. Bunun sonucu ne olur; mutlak bireysel ahlakszılık ve sefahet.

 
Tarih: 08.05.2015
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.

İnsan  hakları evrensel  beyannamesiyle  ilgili olarak,  insanların tanrı,  insan ve  varlık ile  ilgili  algılarına  da  teveccüh edilmesi  gerek. Çünkü  bu  konularla  ilgili  ilke ve  prensipler  ciddi  bir  şekilde  mülahaza edilmezse,  insan   haklarıyla  ilgili  maddeler hakkında  kuşatıcı  ve  dakik  bir tahlil  yapmak  mümkün  olamaz.  Aslında kanun  maddeleri  arasındaki  kayıtsız  şartsız bir  takım  farklılıklar insanın  mahiyeti ve  huviyeti  hakkında  nasıl  bir  yaklaşıma sahip olmamız  gerektiğinden  kaynaklanmaktadır. Örneğin    insan  hakları  evrensel  beyannamesinin  üçüncü  maddesinde  bireysel  hayat, özgürlük  ve  güvenlik  hakkına  yer  verilmiş, ancak  bu  konuda  hiç   bir  kayıt ve  mülahazaya  yer   verilmemiştir.   Her ne  kadar  bazı  maddelerde   özgürlük  konusuna  bazı   tahditler ve  kayıtlar  konmuşsada  bu  maddede   böyle bir   durum  söz  konusu  değildir. 

Dolayısıyla  bu  maddeler  tedvin edildiğinde ibhama   mahal  bırakmıyacak  daha  dakik  ifadelere    yer  verilmiş  olsaydı  daha  iyi  olacaktı.  Bu  vesileyle  her  kesin   subjektif  ve  keyfi yorumlarda  bulunması  engellenmiş  olurdu.  Dolayısıyla  bu  maddelerin   bir  çoğunu  olduğu  gibi  mutlak  olarak  kabullenmek  mümkün  değildir. Çünkü  bu  durumda  uygulamada   ciddi   sorunlar  başgösterebilir. Örneğin  hayat  hakkından     başlıyalım.

 İslam  dininde  hayat  hakkından  söz  edildiğinde  yanlızca  maddi  hayat   kastedilmiyor   bu  hakk  manevi  hayata da  şamildir. Veya  bireysel  özgürlükten  bahsedildiğinde  sınırsız  bir  özgürlük  söz  konusu değil  bunun  bir   takım  kayıt ve  tahditleri   bulunan  makul  bir  çerçevesi  vardır.  Makul  özgürlük  insanın rüşdüne ve   erdemine  katkısı  inkar eilemiyen özgürlük  biçimidir. Buna  binaen  İslam açısından  kişi  insani usül ve  prensiplere  aykırı   olan ve  insanın  çöküş ve  izmihlaline  sebebiyet  veren  işleri  yapmakta  özgür  olamaz.  Öyle  ise  kişi  konuşmalarına, dinlediklerine, yiyecek,  içecek ve  giyeceklerine, ilişki   ve  irtibatlarına, şehevi  ihtiyaçlarını  giderme,  güç ve  kuvvetini  kullanma  biçimine dikkat  edip  bu  hususta   varolan  kanun ve  kurallara  itina   göstermelidir.


 Bireysel  özgürlük   ile  ilgili   maddeye şöyle  bir    kayıt  konulmuştur. İnsan  başkalarına    zarar ve  eziyet  dokundurmadıkça   her  türlü  işleri  yapmakta  bireysel  olarak  özgürdür. Bunun  sonucu  ne  olur;  mutlak  bireysel ahlakszılık ve  sefahet. İslam  dininde  insanların  gerek  ferdi ve  gerekse  toplumsal  özgürlükleri  üzerinde   önemle  durulduğu  gibi,  birey ve  toplumun  ahlak ve   maddi  manevi hidayeti,  rüşd ve   tekamulüne de  vurgu  yapılmaktadır.

 
Dolayısıyla  İslam hukuk  konusunu  insanın  farklı  güç   ve  kuvvelerinin terbiyesine  katkı  sağlıyacak  bir    şekilde  ele almaktadır. Konuyla  ilgili  olarak   İbrahim  suresi 1.    ayeti  kerimede  şöyle  denilmektedir.

«كِتابٌ أَنْزَلْناهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُماتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلى‏ صِراطِ الْعَزيزِ الْحَميدِ»
“Bu   Rablerinin izniyle insanları  karanlıklardan üstün ve  övgüye layık  Allahın  yoluna çıkarman için sana  indirdiğimiz  bir kitaptır.

Ayet,  Kur’anın asıl amacı  olan  hidayet  hususuna  vurgu  yapmakta ve   Kitabın  nüzul  gerekçesinin  insanları  karanlıklardan  aydınlığa  çıkarmak  olduğunu  beyan  etmektedir. Peygamber  aracılığıyla  insanlar cehalet  karanlığından  ilim ve  iman  aydınlığına  çıkarılmalıdırlar.  Bu  perspektiften  konuyu  ele aldığımzda, İslam’a  göre    hayat, özgürlük  ve güvenlik arasında  çok   köklü ve  derin  bir  irtibatın  olduğunu  görüyoruz.  Buna  binaen   Kur’anı  Kerim  maddi  hayata haiz  olanlara  ilahi  çağrıyı  kabul ederek  ideal ve  makul  hayatı  yakalamları   tevsiyesinde  bulunmaktadır. 

 يا أَيُّهَا الَّذينَ آمَنُوا اسْتَجيبُوا لِلَّهِ وَ لِلرَّسُولِ إِذا دَعاكُمْ لِما يُحْييكُم‏
Ey  iman edenler!  Size  hayat  verecek  olan  şeye çağırdığında  Allah’a  ve  Peygambere  icabet edin” Enfal 24

Dolayısıyla  hatta  bireysel  özgürlüğün de  bir amaç ve   maksadının olması   lazım.  Kayıtsız  şartsız  mutlak  bir  biryesel  özgürlüğün anlamı  yoktur.   Maalesef  ifrat veya tefrit  sürekli  olarak  insanların    sağlıklı  bir  hayat    rotasından    sapmasına  sebebiyet  vermekte ve   insanı  maksadı ve  manası    olamayan  salt  maddi  bir  hayata sürüklenmesine  yol  açmaktadır. İnsanın  saygın ve  onurlu  bir  varlık  olduğunu  niye  kabul etmiyoruz. Tabiki  insanın  onur  ve  saygınlığı  geçici  maddi  boyutuyla  sınırlı  değildir.  Öyle  ise  mübhem ve  karmaşık  ifade ve  kavramlarla  zaman  geçirmiyelim.  Kanunları  öylesine  tedvin etmeliyiz  ki  insanlar haklarına  kavuştuktan  sonra    kendilerini  aziz ve  reşid görsünler ,  fikri ve  ahlaki  açıdan  yücelme ve  illerleme  kaydetsinler. İnsanın,  elementlerden,  bitkilerden ve  hayvanlardan  farklı  bir   varlık  olduğunu    kabul etmeliyiz. İnsan  ile  sözü  geçen  varlıklar arasında  hem  zati ve  hem de  arazi  bir   fark  mevcut  bulunmaktadır. Buna  göre  insanın  kemal,  saadet, hayat, özgürlük ve  güvenliği kendine  has  bir  anlam kazanmış  olur. Bu anlamı  insanlara  kazandırmak ve  mefhum  kılmak  için  çaba  göstermeliyiz.   Durum  böyle  iken  başta  kanunlar  olmak  üzere  insan  ile  ilgili  herşeyin  insanın  gerçek ve  asil  konumuna  uygun  olarak   şekillenmesi  lazım.

İnsan insandır. Kimsenin  kulu ve  kölesi  değildir.  Buna  binaen  insanların alınıp  satıldığı ve  iradelerine  ipotek  konulduğu,  kendi  geleceğini  belirleme   hakkının  elinden alındığı  toplumların oluşmasına  fırsat  vermemek  gerek. Nitekim  insan  hakları  evrensel  beyannamesinin  dördüncü  maddesinde  ise  şöyle  denilmektedir. Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü şekliyle yasaktır.  Eğer   savaşlarda  insanlar esir  alınrlarsa  onlara  insanca  davranılması  gerek. Yaşlılara, çocuklara ve kadınlara   işkence  yapılmaması  ve  insanların  haysiyet ve  onurnuın  korunması  lazım.
 
Vesselamu  alezkum wa  rahmatullahi wa  barakatuhu




Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :