Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 73510
Yayın Tarihi : 4/24/2015 1:55:28 PM
تعداد مشاهدات : 504

İslamı Tanıma 140 (İslam ve İnsan Hakları 16)

İnsan fıtrata haiz bir varlıktır. Dünyaya geldiğinde iyiliklere ve kötülüklere vakıf ve aşina bir şekilde gelmektedir. “ Nefse iyilikleri ve kötülüklerinı ona ilham etmiştir” (Şems 8) İnsan ve ilahi değerleri elde etmek için çaba gösteren kimse kurtuluşa ermiş kimsedir. “ Nefsini arındıran muhakkak kurtuluşa ermiştir

Tarih: 03.04.2015
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.

 
Biz  İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin  birinci  maddesini inceliyorduk. Bu maddenin  bazı  bölümlerini  anlattık ve  İslamın  bu  konudaki  görüşlerini  izah  etmeye  çalıştık. Bu madde  de  değinilen  bir  diğer  husus  ta,  insanın  özgürlüğü ve  hür  iradesi  hususuydu. Şu anlamda:  İnsan özgür  yaratılmıştır. Bu  hususun  izahında,  İnsanın özgür  yaratılışının,   onun  varlıksal (Ontolojik)  açıdan  tanınmasıyla  ilgili  bir  husus  olduğunu  söylemek  gerek.   Kur’an  inasanın  özgür  bir  şekilde  yaratılmış  olduğunu ve  özgürlüğün  insana  sonradan    bağışlanan  bir  şey  olmadığını ve  hiç  kimsenin  de  insanın özgürlüğünü  elinden alamıyacağını açıkca  beyan  buyurmaktadır.   Varlıksal  olarak  insan kevni (ontolojik) özgürlüğe sahip  bulunmaktadır. Özgürlük  nimeti de   akıl,  kalb ve  ruh  gibi Allah  tarafından  insana  verilmiştir..  Bunu  teyid eden akli  deliller  de  mevcut  bulunmaktadır.


Sonuç  olarak  İslam  açısından  İnsan özgür  irade  sahibi  bir  varlıktır.  Hem  özgürlük ve  hem de  irade  Allah tarafından  kendisine  verilmiştir.  İnsanoğlu  kendisine  verilen nimetler  açısından  tüm  varlıklar arasında  mümtaz  bir  konumda  bulunmaktadır. Hem   fiziki ve   hem de  manevi  yapısı ve  fiziki dokusuyla   henüz de tümüyle   tanınmamış  olan  çok  derin ve  karmaşık  bir  terkibe  sahip  bulunmaktadır. Manevi  açıdan  bakıldığında bir  çok  çeşit  istidat ve  yeteneklere  haiz  bulunduğu  anlaşılmış  olur.    Nev‘i  şahsına  munhasır  bu özellikler  bütünü, insanın ilahi,  emaneti yüklenme  liyakatini  kazanmış  olması ve  Allah tarafından sonsuz ebedi  huzur ve  selamet  yurduna  davet edilmesine  mucib olmuştur.

“Allah  barış  yuruduna  davet  etmektedir ”

İnsan  sahip  olduğu  bu  özelliklerden,  bu  cümleden tekvini özgürlük ve  hür iradeye sahip  olmakla  kendi  seçimini   kendisi  yapmak durumundadır.  Eğer   mukaddes   ve  ulvi  hedefe  doğru  bir   seçim  yaparsa,  o  maksadına  Allah’ın  inayeti ve   Peygamberin  klavuzluğuyla  ulaşacaktır. Yanlış  bir    seçim  yapıp rotayı   şaşırırsa  kendi  varlıksal  istidat ve  yeteneklerini  gereğiyle  kullanamamış ve  yanli   yöne kanalize etmiş  olacaktır.


Şimdiye  kadar   yaptığımız  izahattan  anlaşılan şudur ki;  insan  hakları  evrensel  beyannamesinde   vurgulanan insanın  akıl ve  özgürlikle  donanmış  olması,  hukuki  olmaktan  ziyade  ahlaki  bir   nitelik taşımaktadır. Yapılan  bu  tavsiyeler, zaten   bu  beyanname  tedvin edilmeden  önce üzerinde  ittifak edilen  temel   prensipler  idi.

İnsan  hakları beyannamesinin  birinci  maddesinde   işaret edilen  diğer  iki  husus ise  hukuki  olmaktan  ziyade   ahlaki ve  mevizevi  bir    niteliğe  haiz  bulunmaktadır.  Birinci Maddede  şöyle  deniliyordu:  “ Bütün insanlar  özgür,  onur  ve  haklar bakından eşit  olarak  doğarlar. Akıl ve  vicdan sahibidirler,  Birbirlerine  karşı  kardeşlik anlayışıyla  davranmalıdırlar. ”

İnsanların  hukuki  eşitliği ve  birbirlerine  karşı   kardeşce   davranmaları konusunda  bir  çok  çeşit emir ve  tavsiye   bulunmaktadır.  İnsan  olmaları   hasebiyle    tüm  insanların  ortak  haklara  sahip  bulunduğu  gün  ışığı   gibi  aşikar olan  bir  husustur. Memleketlerin veya  şehirlerin adet  ve  gelenekleri, renklertive diller hukuki maddelerin  tedvininde  hiç  bir   rol  ifa etmez. İster  kadın ve  isterse erkek  ister  beyaz ve  isterse siyah her kes  hukuk karşısında   eşittir ve insanlar birbirlerine  karşı  hukuki  hiç  bir  üstünlüğe sahip  değillerdir.

İslam  açısından  üstünlük ve  erdemin  tek    ölçüsü takvadır.  Yani   insani ve  ilahi  değerlere  bağlılık.  Bir  başka  ifadeyle  bir  kimsenin  ahlaki  erdemleri  ne  kadar   fazlaysa,  insani  değerlere  bağlılığıda   o oranda  fazla  olur. Böylesi  bir  insan  doğruluk,  dürüstlük.  hayırseverlik ve  başkalarına   yardımda  bulunmak  için  sürekli  çaba  gösterip,  erdem ve  değerine  daha   bir  değer  katar.

Ey  İnsanlar  sizleri  bir  kadın ve  erkekten yarattık,  birbirlerinizi  tanıyasınız( resmen  birbiriniz  kabul edesiniz)  diye sizleri kavim ve  kabilelere  ayırdık. Allah  nezdinde   üstün  olanının  en  fazla  takvalı  olanınızdır.  Muhakkak  ki   Allah  bilen ve  haberdar  olandır.”
 (  Hucurat  13)


İnsan  fıtrata  haiz  bir  varlıktır. Dünyaya  geldiğinde  iyiliklere  ve  kötülüklere  vakıf ve aşina  bir  şekilde  gelmektedir.  “ Nefse  iyilikleri ve  kötülüklerinı  ona  ilham  etmiştir”   (Şems 8)  İnsan  ve  ilahi  değerleri  elde etmek için   çaba  gösteren  kimse  kurtuluşa ermiş  kimsedir.  “ Nefsini  arındıran  muhakkak  kurtuluşa  ermiştir”  (Şems 10)

  Kendi istidat ve  yeteneklerini  geliştirmeyen, onları atıl  bırakan ve  ihmal eden kendi  eliyle kendi  helaketine   ortamı  hazırlamaktadır.  “ Nefsini   küfür ve  günahla  kirletense  gerçekten   ziyan etmiştir.”

 Buna  binaen insanlar   fıtraten özgür, düşünce ve  eğilim  sahibidirler. Bu    yeteneklerine tevhidi  bir  çizgide  seferber etmeldirler. Buna  binaen  hiç  bir  insan tabiatı  itibarıyla  kötü  yaratılmamıştır.  Bütün  insanlar  pak,  temiz,  iyilikleri  talep  eden ve  kötülüklerden uzaklaşıp  hakka  yönelen  bir  fıtrat üzerine  yaratılmışlardır.

“ Her  doğan İslam  fıtratı ( Allahı arayan ve  ona  yönelen  bir teslimiyet) üzerine  yaratılmıştır.” Kafi ( c.2/ s. 13)

“Yüzünü hakka  yönelmiş olarak  dine  çevir. Allah’ın  insanları üzerine  yaratmış  olduğu yaratışına( fıtratına).  Allahın  yaratışında  bir  değişiklik  olmaz. İşte  sağlam din  budur,  fakat insanların  çoğu bilmezler.  İmam Ceferi   Sadık  (a.s) dan  rivayet edildiğine  göre: Ayette  geçen  yaratılıştan  (fıtrattan ) maksat, Allah’ın insanları  tevhid üzere  yaratmış olduğudur ( el-Burhan)  Yan, Alalh’u  Teala’nı  onların  yaratıcısı  olduğunu  bilmekteler.

Bu  müşterek özelliklere  haiz  bulunan  insanlar, müşterek  bir  takım  haklara  sahip ve   sorumluluklarla  yükümlü  bulunmaktalar .  İnsan olmaları hasebiyle  eşit  haklara  sahiptirler. Hiç  bir  insanın veya  halkın diğerine  karşı  hukuki  bir   üstünlüğü söz  konusu  değildir. Bunun için İslam açısından insanlar  yönetenler ve  yönetilenler  şeklinde  sınıflara  ayrılmamalıdırlar. Aynı  şekilde  insanların bir  kısmı  özgür ve  diğerleri  ise  köle   olarak   tanımlanmamalı. İnsanların  hepsini  tevhidi  bir  sistem  dahilinde  mülahaza  edip  haklarını ve  onurunu muhafaza etmek  gerek. Nitekim  tüm  insanlar bir  anne  ve  babanın  yani  Ademve  Havvanın  çocuklarıdrlar. Yaratılışta  hepsi  kardeştirler. Bunun için  birbirlerine  karşı sorumlu  davranmalıdırlar. Başkalarının  sorunlarını  kendi  sorunları  telakki edip,  kardeşce  bir  ruhiye ve  anlayışla    sorunların  halline  kalkışmalıdırlar.

Demek ki İslam  açısından insanlar  birbirlerine karşı yerine  getirmekle mükellef  oldukları  bir takım  haklara  sahip  bulunmaktalar. Çünkü  başkalarının dertleri ve  sorunları  karşısında  duyarsız ve  sorummsuz  davranan   ve  yardımseverlik  ruhiyesi  olmayan  insanlar  müslüman addedilemez.  Nitekim   sevgili  Peygamberimiz  şöyle  buyurmaktadır:    “Ümmetimden   Allahtan  başkasının  düşüncesiyle  sabahlayanın  Allahtan  bir payı  yoktur. Ve sabahlayıpta  müminin   derdiyle  dertlenmeyen de  müminlerden değil.” (Kafi  c2. S 164) Bu bir  kuru  slogan  değil.  Bir  emirdir, bir  vazifedir. Müslümanın   yükümlü kılındığı  bir mükellefiyet  bir  sorumluluktur. Eğer  bir  insan   başkasnının  bir  sorununu  halledecek  bir  güce  sahip  olduğu  halde ihmalkar davranıp  elinden geleni  yapmazsa   ilahi  mahkemede  muaheze ve  muhakeme  edilecektir.

Şurası  bir   gerçektir  ki,  eğer  tüm   insanlar  birbirlerine  karşı   böyle  bir  yaklaşım  sergilemiş olsaydılar,  Beşeri  toplumda  varolan  sorunların bir  çoğu  halledilmiş  olurdu. Ancak    böylesi  bir  yaklaşım ya  tamamen  önemini  kaybetmiş veya  çok az  önemsenmektedir. Bu da  insanların  ahlaki ve  manevi   maslahat ve  çıkarlarına  gerekli  olan  önem ve  ihtimamın  gösterilmemesini  beraberinde  getirmiş  bulunmaktadır. Bütün  bu  anlattıklarımıza  dikkatle.  İslam  dinin  kardeşlik  ruhuna  çok  büyük  bir  önem atfettiğini  görüyoruz. İmam  Ali ( a.s)  Malik  Eşteri  Mısıra  vali  olarak  tayin ettiğinde şu  tavsiyede  bulunmuştu:  “İnsanlara  iyi  davran  onlar iki   sınıftan  oluşmaktalar ya  dinde  kardeşindir  veya  yaratılışta  kardeşindir (hemnev’in)”    (Nehc-ul  Belağe mektup  53. S  427 )  Buna  binaen  yöneticiler,   vatandaşları  gerçekten  sevip  saymaları ve  haklarına  saygı  göstermelidirler.

 İslamda  kardeşlik sadece   ahlaki ve  mevizevi  bir  boyuta  haiz  değil.  Hukuki ve  ameli  bir     emir ve  kuraldır. Öyleki  eğer  biri dini ve  insani kardeşinin haklarını  yerine  getirp  eda etmezse. Hem  bu  dünyada  ve  hem de  İlahi  adalet  mahkemesinde  hesaba  çekilecektir.


Wesselamu aleykum wa  rahmatullahi wa  barakatuhu

 





Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :