Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 73509
Yayın Tarihi : 4/24/2015 1:37:07 PM
تعداد مشاهدات : 515

İslamı Tanıma 139 (İslam ve İnsan Hakları 15)

Insan Hakları Evrensel Beyannamesi 30 madde halinde tedvin edlip 10 aralık 1948 de Birleşmiş milletler Genel Kurulu tarafından tasvib edilip deklare edildi. Birleşmiş milletler bütün üye devletlerden bu beyannameyi genel bir şekilde yayınlamalarını ve bütün canlı dillere tercüme edlip dünya insanlarına sunulmasını talep etti.


Tarih: 20.03.2015
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.

Şimdiye  kadar insan  haklarıyla  ilgili  olarak  bir  çok  hususu  dile  getirdik. Sonraki    konuların  daha derli - toplu ve  açık-  seçik  bir  şekilde  ele  alınması  için  insan  haklarıyla  ilgili  farklı görüş  ve  yaklaşımlar arasında  karşılaştırmalı  bir    araştırmanın  yapılması  yerinde  olur.

İlk  olarak  insan  hakları evrensel  beyannamesini  ele  alacak  daha  sonra  ise  İslam’ın  konuyla  ilgili  olarak  görüş ve  yaklaşımlarına  değineceğiz.  Tabiki  kahirede     14  ağustos 1990  yılında  tasvib edilen 25  maddelik  İslam  insan  hakları  beyannamesinden  yararlanmaya  çalışacağız. Bu  arada 26  Ağustos 1789  da  deklare edilen  17  maddelik Fransanın  insan  hakları ve  vatandaşlık  beyannamesine de  yer  vereceğiz. 



İnsan Hakları  Evrensel   Beyannamesinin   Maddeleri.
 Insan  Hakları Evrensel  Beyannamesi  30 madde  halinde   tedvin edlip 10  aralık 1948 de  Birleşmiş  milletler  Genel  Kurulu  tarafından tasvib edilip   deklare  edildi.  Birleşmiş  milletler  bütün üye  devletlerden bu  beyannameyi    genel  bir  şekilde  yayınlamalarını   ve  bütün  canlı  dillere  tercüme edlip  dünya  insanlarına  sunulmasını   talep  etti. 

Bu deklerasyonun  maddelerinin  incelemesine  geçmeden  önce   şu  hatırlatmada  bulunmak  gerek.  Bizim  incelememiz  dini  çerçevevedeki  bir  inceleme  olacaktır. Yani  İslam  açısından  bu  maddeleri ele  alacak ve  yer   yer  kritiğini  yapacağız.   Tabiki  bazı    mevzuaları   din  dışı  bir  yaklaşımla  ele  alıp bazı  hususlara  dikkatleri  çekeceğiz.  Bu tür  inceleme ve   araştırmalar,   uzmanlar ve   işin  ehli  olan kimselerin bu  kanun  maddelerini  daha  derin ve  köklü  bir  şekilde  ele  alıp  incelemelerine  sebebiyet  verecektir. İnsan  eliyle  yazılmış  olan  bu  insan  hakları  beyannamelerinin  yeniden ele    alınıp  gözden  geçirilmesi  pek  ala   normal  bir  şeydir. Çoğu zamanlar   yeni  maddelerin  ilavesi  veya  bazılarının   ıslahına  ihtiyaç  olabiliyor.


Madde 1: İnsan  Hakları  Evrensel   Beyannamesinin  birinci  maddesinde  şöyle denilmektedir:  “ Tüm  insanlık  bireyleri özgür   dünyaya  gelmekteler, insan  hakları ve  onuru  açısından  eşittirler.  Hepsinin aklı  vardır birbirlerine  karşı  kardeşçe  bir  yaklaşım  sergilemelidirler”

Bu  maddede,  insanların  akıl   ve  özgür  irade  ile  donanmış  olarak  yaratıldığı ve hukuki olarak  eşit  oldukları ve  birbirlerine  karşı  kardeşce  davranmaları  gibi  hususlara    işaret edilmiştir.

Bu  madde ana  hatlarıyla  ele  alındığında  bir  kaç  soru  gündeme  gelmektedir.  Bu  madde  hukuki  bir  maddemi dir? Yani  eğer  insanların  birbirlerine  karşı  davranış ve  muameleleri kardeşlik  ruhuna  göre  olmazsa bir   suç  mu  sayılacak?  Yani  bu  haklar  ihlal edildiği  zaman kimler veya  hangı  kurumlar hukuki  olarak  takibatta  bulunmaktan  sorumludurlar? Bu  maddeyi  nasıl ve  ne  şakilde  kanuni  bir  madde  olarak algılayıp  uygulayabiliriz.?


Bu  maddenin  ontolojik ( varlıksal) iki  hususa  işaret etmektedir.  Birincisi   şudur: İnsanlar   özgür  yaratılmışlardır. İkincisi  ise  hepsi  akıl  nimetine  sahip  bulunmaktalar.

Şu  marifete   dayalı (epistomolojik)  noktaya,   yani  insanların hukuki  olarak  birbirleriyle eşit  olduğuna  işaret edilmiştir. Bu ahlaki  tavsiye   niteliği  taşıyan  maddenin  hukuki  bir  etkinlik  göstermesi  pek  muhtemel  görünmemektedir.   Meğer  ki  bunun  bir  ahlaki  hak  olduğu  ve  ilgili  maddenin de  ahlaki  bir  tavsiye  niteliği taşıdığı  söylenmiş  olsun.

Bu  madde  hakkında  söylenecek  diğer  bir  hususta  şudur: Bu  maddenin  bazı  cümleleri ve  kelimeleri  çok   genel   bir  niteliğe  haiz  bulunmaktadır. Örneğin   “Kardeşce   davranış”

Burada  şu soru  gündeme  gelmektedir.  Hangi   davranış  kardeşce  bir  davranış  sayılabilir.? Kardeşce   davranışın   ölçüsü  nedir? 

Eğer  bu  insani ve  kardeşce  davranışı  sergilemekle  yükümlü  olan bir  kimse  bu  davranıştan   kaçınırsa ona  nasıl ve  ne  şekilde  davranılması  gerek?   Dolayısıyla   bu maddede  açıklama  gerektiren  bazı  hususlar  mevcut  bulunmaktadır. 

Bu  kanun  maddesi  hakkında  nihai  bir  derleme  yapılırsa  bunun     öğüt ve  mevize  nitelikli  bir  ahlaki  madde  olduğu  anlaşılmış  olur. Zimnen  bu  madde  insanın  akıllı  oluşuna  yaratılışı  itibarıyla özgür  yaratılmış  olduğuna ve  hür  iradeye  sahip  bulunduğuna   işaret etmekte

 

İslamın  birinci  madde  hakkındaki  yaklaşımı
Bu  madda  hakkında  İslamda  bir  çok  çeşit  tartışma  yaşanmıştır.  Her  şeyden  önce insan  yaratılışı ve  donanımı  itibarıyla  diğer  varlıklara  nisbeten  bir  çok  çeşit  imtiyaza  haiz  bulunmaktadır. Çünkü  insanoğlu  nebati ve  hayvani  güdülerin  yanı  sıra akıl  gücüne  sahiptir. Bu güç   onu  doğru   bir  şekilde  sevk ve  idare  edip  hidayete  yönlendirmekte  çok  önemli  bir  rol  ifa edebilir. Lazım  olduğunda  bu  güç  insanı   vahyi  öğreti ve  maarife  yönlendirir.  Aslında  akıl  insana  yolu ve  maksadı   göstermek  için  en  iyi  klavuzdur. Tabiki  insan  şehvet ve   gadabın etkisinde  kalmadığı  sürece. Tam tersine  akıl    sözü edilen  kuvveleri  sevk ve  idare etmeli. Bu ve  diğer    güç ve  güdüleri  dengeleyip fazilet ve erdemlerin  kazanılması  için   hizmete  almalı.

Akıl  farklı  güç ve  güdüleri  dengelemek  için   vahyi  öğretilere  ihtiyaç  duymaktadır. Çünkü  ahirete  inanç ve  cennet  vaadi ve  cehennem  azabı hakkındaki  uyarılar insanın kendine  çeki  düzen  verip nefsani  istek ve    ihtirasları  kontrol  altına  alarak  kendini  terbiye   edip  bu  güçleri  ahlaki erdem ve   faziletleri  elde etmek  için  kullanmasına    sebebiyet  verir.

Tabiki  aklın   rolü  yalnızca  nefsani  güdüleri,  hayvani ve   şehevani  eğilimleri  kontrol  altına  alıp  dengelemekle   sınırlı   değildir. Fikri ve  itikadi  konularda  da akıl  çok  üstün  bir  rol   ifa  etmektedir.  Ameli ve   fiili  hususlarda  da  bu  akıl  insanı  işin  ehli  ve uzmanına yönlendirmektedir. Her  konuda  işin erbabı ve  uzmanına  başvurulmasına  hükmetmektedir. Dolyısıyla İslam  şeriatında  akıl insanların  bir  çok  konuda    kendi  vecibelerini   ve  yükümlülüklerini  yerine  getirmeleri  için  dini  uzmanlara  baş  vurmalarına  hükmetmektedir.

İslam  akla  öylesine    değer  biçmektedir. İnsanın  insanlığını, aklının ipoteğinde  görmektedir.  İmam  Ali  (a.s)  şöyle  buyurmaktadır:   “İnsan aklıyla  insandır” 

Kur’anı  Kerimin  bir  çok ayeti  kerimesinde insanın aklını  kullanarak   hem  kendisini  ve  yaratıcısını ve  hem  de kainati ve cereyan eden  olgu ve  hadiseleri  doğru   ve  sağlıklı  bir  şekilde  anlaması  üzerinde  durulmaktadır. Eğer  ilahi  büyük  bir  nimet   ve  vergi olarak akıl  gereğiyle   takdir  edilirse  ve  insanlık  toplumu  akıllıca  hareket ederse,  insanla  ilgili  bir  çok  husus   ve  sorun  kolaylıkla  halledilmiş  olur. Çünkü   akıl  varlık  düzeninin sağlıklı  bir  şekilde  idrak edilmesi  ve  bu  düzenin  Allah’ın   tedbir  ve  iradesiyle idare  edildiğinin   anlaşılması,  insan  ile   yaratıcısı arasında sıkı  sıkıya  bir  ilişkinin  bulunduğunun takdir ve  tesliminde    insana  yardımcı  olur.  Dolayısıyla   beşeri  aklı  yanlızca günlük  yaşamı ve  maişeti  temin eden   bir  akıl  olarak  sınırlamamak  gerek. Beşeri akıl, insani ve akli  yaşamı hikmet ve  marifetle  yoğrulmuş  bir   yaşam  olarak  tanımlamaktadır. Akılcı  yol ve  ameli insanlığa  sunmaktadır.    İnsanın  ferdi ve  sosyal aklının  bir  çok  konuda  insanı  ifrat ve  tefritten   koruduğu  ve  onu  orta  yollu  olmaya  ve  makul  bir  yaşam  sürdürmeye  yönlendirdiği  kesindir.    Akıl hem  kanunların  tedvini ve  hem de  uygulanmasında   hem    fert ve    hem de toplum için  iyi  bir  destek ve  dayanaktır .

Nitekim   insan  hakları  evrensel  beyannamesinin  birinci  maddesinde insanın akıllı  bir   varlık  olduğuna  işaret  edilmiştir.  Aklın  hukuki  ahlaki  kanun maddlerininin  tedvin ve  uygulamasındaki gücü ve  konumunun sağlıklı  bir  şekilde  algılanması  için daha  fazla    telaş ve  çaba  gösterilmesi  gerek. Hukuk  ile  ilgili  tüm  kanun  maddelerinde ve  yapılan  yasamalarda kollanan amacı   sağlıklı bir  şekilde  insana   sunmak ve  tanıtmak için akıl ve  vahyin  el  ele   vermesi  gerek.


Vesselamu aleykum wa  rahmatullahi wa  barakatuhu

 

 


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :