Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 70375
Yayın Tarihi : 3/5/2015 1:48:36 PM
تعداد مشاهدات : 403

Yeryüzünün halifeliği insana verilmiştir


Niyet ve çabamız, Üstad Cevadi Amuli ile “Celal ve Cemal Aynasında Kadın” eserinde bir gezinti yaparken, din, gelenek ve modernite arasında kadın ve erkeği konumlandırma gayretinde olan, bu alanda çalışma yapan gençlerin dikkatine bu eseri sunmaktır. Ne ifrat ne tefrit, kadın ve erkek öz itibari ile nasıl bir mahiyet içermekte, kadın ve erkeğin bu dünyadaki ve ahiretteki konumu nedir, gibi sorulara cevap bulabileceğiniz bu eser, din, modernite ve gelenek adına yapılan tüm yorumları bir kenara bırakarak ezberlerimizi bozacak bir üst bakış açısı getirmektedir. Bu eser, saplantılı, gelenekçi perspektiflerden arınmış popüler akım, ideoloji ve kaygıları da bir kenara bırakmış olarak, kadın fıtrat ve ruhuna dokunmaktadır. Her bir satırında insanı derin bir tefekküre sürükleyen bu eser, hali hazırda mevcut olan siyasi ve sosyal sistemler üzerinden değil, ari bir bakış açısı ile Kur’an-ı Kerim ışığında kadını ve erkeği anlayarak onların fıtrî, ruhî yapılarına ayna tutarak siyasî ve sosyal sistemlere nüfuzunu değerlendirmekte. Bu yapıt şüphesiz Müslümanca bir zihin inşasındaki genç kuşaklara ve onların yaşantısını aydınlatıcı bir unsur olacaktır.

Değerli alim Cevadi Amuli’nin 1989-1990 yılları arasında Kum’da Zehra (a) Üniversitesi’nde ders olarak okutulan konuların özetinden oluşan “Celal ve Cemal Aynasında Kadın” eseri Kur’an’da, irfanda, burhanda kadın olmak üzere üç ana bölümün ardından şüpheler ve karşıt rivayetlerin incelendiği son kısımla beraber toplamda dört kısımdan oluşmaktadır. Bizler bu metinde kitabın her bir bölümden belli yerlerden alıntı yaparken kadın erkek ilişkilerinde görülen, yüzlerce eş arasında sorun olan bakış açılarının da giderilmesine yönelik cımbızlama aktarımlarla psikolojik değerlendirmeleri öncelemiş bulunmaktayız.

Üstad Cevadi Amuli, kadın, aşk aile gibi mefhumlara değinildiğinde hemen bütün toplumlarda meselelerin getirilip dayandırıldığı bir noktaya temasla başlıyor kitabına, Adem ve Havva yaratılış kıssaları ile. Havva’nın Adem’in sol kaburga kemiğinin sol bölümünden yaratıldığına dair bir kanıt olmadığını değinen Amuli, İmam Sadık’dan şu sözleri aktarıyor: “Allah, böyle bir isnattan hem münezzeh, hem de daha üstündür. Bu kimseler, Allah’ın Adem’in eşini, onun kaburga kemiğinden başka bir şeyden yaratma gücüne sahip olmadığını mı söylemek istiyor? Bu, kötü kimselerin eline, Adem’in bazı parçaları, diğer parçaları ile nikahlanmıştır demek için fırsat vermektir.” Üstat, Adem ile Havva’nın yaratılması ve akabinde onlar arasında bağ kurulmasına ilişkin ise bir hadis aktarmaktadır: “Allah, Adem’i yarattı sonra özgün bir şekilde Havva’yı yarattı. Adem (s), Havva’nın yaratıldığını öğrendikten sonra Allah’a ‘O kimdir? O’nun bakışı ve yakınlığı, benim dostluğumun kaynağı oldu’ diye sorduğunda Allah şöyle buyurdu: ‘Bu Havva’dır. O’nun seninle olup dostluk kaynağın olmasından, seninle konuşmasından ve sana tabi olmasından hoşlanır mısın?’ Adem, cevap olarak ‘Evet Allah’ım, yaşadığım sürece sana şükretmek bana farz kılındı.’” Allah’ın Adem’e onunla evlenmeyi kendisinden istemesi ardından Adem, Allah’tan bunu istiyor ve onla evlenirken ne yapılmasından razı olduğunu sorduğunda Allah, “Benim rızam ve dinimi ona (Havva’ya) öğretmene bağlı” buyuruyor. Allah, ilahî ilimleri öğretmeyi, Hz Adem’in Hz. Havva’ya mehri olarak tayin etmiştir. Senet bakımından bu rivayetin, araştırmaya ihtiyaç duyulsa da önemli bir hakikati içerdiğini ifade eden Üstat Amuli, Havva’nın Adem’in sol uyluk kemiği veya kaburga kemiğinden yaratıldığının doğru olmadığını, Havva’nın yaratılışının Adem’in yaratılışı gibi orijinal ve bağımsız olduğunu, Adem’in Havva’ya bakışı ve yakın oluşunun onun dostluğunu kaynağının olmasına dikkat çekmekte. Üstat Amuli, Allah’ın bu temel olayı onların ilişkilerinin kökeni yaptığını, bunun insanî dostluk/ünsiyet, cinsel şehvet güdüsünün ortaya çıkışından önce meydana geldiğini, sonra cinsel ilgi ve evlilik arzusunu Adem’e ilka ettiğini ve bunun, önceden ünsiyet ve dostluk var iken gerçekleştiğine dikkat çekmektedir.

Üstat Amuli, öz itibari ile kadın ve erkek arasında hiçbir fark olmadığını, kadın ve erkeğin bir cevherden yaratıldığını anlatırken,  kadın ve erkeğin yaratılış ve birbirlerine ilgi duymalarının sırrının ailenin kuruluşu ve kâmil insanın eğitim saiki olduğunu ifade etmektedir. Üstat Amuli, kadınla erkeğin birbirlerine yönelmedeki sırrın, sıla-i rahim havzasını oluşturmanın, meleklerin secde ettiği varlığın eğitiminin ve yetiştirilmesinin olduğunu kaydetmekte. Bu birlikteliğin amacının, celal, cemal ve tüm ilahî isimlere sahip bulunan Allah’ın halifesinin cilvesinin sırrı, meleklerin öğretmeninin yetiştirilebilmesini, birçok meleğin ona hizmet etmesini ve yaratılış sorularından birçoğunun çözülebilmesini sağlayacak aklî ilgi, kalbî sevgi ve esmaî dostluk için olduğunu belirtmektedir.

Kur’an- Kerim’in insanoğlunun ruh ve nefsini eğitmek, tezkiye etmek için indiğini, ruhun ne erkek (müzekker) ne dişi (müennes) olduğuna dikkat çeken Cevadi Amuli, bu noktada kadın ve erkeğin eşit olduğunu vurgulamaktadır. Kadın ve erkek olmanın ruhla değil bedenle ilişkili olduğunu belirten Üstat Amuli öğretim, eğitim, tezkiye ve tenzihin nefs için olduğunu, Kur’an’ın ders sınıfına bedenin değil ruhun oturduğunu, ruhun ise ne kadın ne de erkek olduğunu vurgulamaktadır. Üstat Amuli, Allah’ın ruhun müzekker mi müennes mi oluşuna ilişkin “Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde…”(Hicr Sûresi, 15/19; Sad Sûresi, 38/72)  ayetini hatırlatarak cinsiyetten beri olduğunu ifade etmekte. “Ey insan, gerçekten sen hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın, sonunda ona varacaksın.” (İnşikak Sûresi, 84/6) ayetinde belirtildiği gibi insanın Allah’a doğru sülûk eden bir varlık olduğunu, yolculuğun bedenle değil, ruh ile olduğunu vurgulayan Üstat Amuli Allah’a dönüşün de dişilik ve erkeklikten ari olarak, beden ile değil ruh ile gerçekleşeceğini ifade etmektedir. Kitapta, değerlerin karşılığının da ne erkek ne dişi olmakla alakalı olduğuna değinen Amuli, Efendimiz’in (as) hanımlarına hitaben gelen ayette, “Eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü ma’ruf bir tarzda söyleyin.” (Ahzab Süresi, 33/32) buyrulduğunu hatırlatarak, bu ayetten namahrem kadının sesine tamah eden erkeğin kalbinde hastalık olduğunun çıkarılabileceğini hastalığın ve bu hastalığa düşen kalbin ne erkek ne dişi olduğunu “Kim Allah’a iman ederse, onun kalbini hidayete yönlendirir” ayetinde belirtildiği gibi hidayetin ne erkeğe ne dişiye has olduğunu vurgulamaktadır.

Şeytanın düşmanlığının Adem ve Havva’ya olduğunu, “Ve onlara, ‘Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim’ diye yemin etti” Araf,7/21)  ayetinde olduğu gibi, ilahî uyarının da Adem ve Havva’ya yapıldığını  “…ikiniz için (leküma) apaçık bir düşmandır..” Araf,7/22)  vurgulayan Üstat Amuli, Kur’an’da “Şeytan, o ikisini izlal etti” (Bakara 2/36) ayetinin şeytanın kadın yolu ile etki yapıp aldattığı şeklindeki bir bâtıl düşünceyi ortadan kaldırdığını, şeytanın her ikisini kaydırdığını, ne kadın yolu ile erkeği ne erkek yolu ile kadını kaydırdığını her ikisine nüfuz ettiğinin anlaşıldığını belirtmektedir.

Üstat Amuli, halifelik makamında olan şahsın da ne kadın ne erkek olduğunu bu hitabın Ahzap Sûresi’nde emanetin göklere, yere ve dağa sunduklarını, bunu yüklenmekten kaçındıklarını, ancak onu insanın yüklendiğinin belirtildiğine de işaret ederek halifenin müzekker ya da müennes değil, insan olduğunu vurgulamaktadır.

Namus, iffet kavramlarının hem kadın hem erkek için geçerli olduğuna kitapta değinen Üstat Amuli, Kur’an’da geçen namus ve iffet abidesi iki masumun, Yusuf ve Meryem kıssalarından örnek vermekte. İlahî dinlerin yerleşmesinde kadının rolüne değinen Üstat Amuli, Kur’an-ı Kerim’in mücadele ve öfke noktasında birtakım erkekleri örnek gösterdiğini, ancak zulümle savaşta üç kadını (Musa’yı öldürülmekten koruyan ve terbiye eden; Musa’nın annesi, Musa’nın kız kardeşi ve Firavun’un karısı) örnek olarak andığını ve onların o günün siyasal statükosu ile savaştığına dikkat çekmekte.

Üstat Amuli, bazen sevgi, şefkat ve merhamet yolunun, kahır yolundan daha işlevsel olduğunu ve Allah’ın, âlemi sevgi ekseninde idare ettiğini kaydederken, sevgi yolunu kadınların daha çok idrak ettiğini, her ne kadar kahır yolunda erkeğin algılamasının kadından daha iyi olduğu düşünülse de irfanî hadis, şiir nesir, nazım ve edebiyatın kadında erkekten daha çok olduğunu belirtmekte. Ayet, hamasî söz ve nesrin, edebiyat ve hadislerin etkisinin ise erkekte daha fazla olduğuna dikkat çeken Üstat Amuli, bunun eksiklik ya da üstünlük değil, bir tür iş bölümü olduğunu vurgulamakta. İlmin amelin girişi/öncüsü olduğuna dikkat çeken Üstat Amuli, amelin ise akla değil gönle bağlı olduğunu, gönül yolunun da kadınlar için erkeklerden çok değilse kesinlikle az olmadığını belirtmekte. Düşünce alanında kadın erkek kıyasına gidilme hususuna değinen Cevadi Amuli, bir varsayım olarak erkeğin kadından daha iyi anladığı düşünülse bile, bunun kadının erkeklerden daha az öğüt alabilir olduğunu ispatlamadığını belirtmekte. Kitapta ilahî marifete ulaşmanın iki yolu olduğunu; bunun birinin düşünce, diğerinin ise gönül yolu olduğunu, kadının eğilim ve öğüt almasının erkekten çok değilse de az olmadığı vurgulanmakta. Bazen gönlü harekete geçirmek için insanın güçlü bir düşünceye sahip olduğu, bazen gönül harekete geçerek düşüncenin ortaya çıkmasına vesile olduğuna dikkat çekilmekte. Üstat Amuli, nihayetten, tüm zaman ve çağlarda bütün erkek ve kadınlara hitap eden Kur’an-ı Kerim’in gönül ve fıtrat yoluna düşünce yolundan daha çok kıymet biçtiğine ve çocuk dünyaya geldiğinde sağ kulağına ezan sol kulağına kamet getirilmesinde amacın gönül yoluna hitap olduğuna işaret etmekte.

Kadına annelikle erkeklerin ulaşamayacağı bir makam verildiğine dikkat çeken Üstat Amuli, annelikle kadının eğitsel bir görev aldığını, hamilelik ve emzirme süreleri de hesaba katıldığında annenin iki sorumluluğu olduğunu; birisi kendisi, diğerinin çocuk olduğunu vurgulamakta. Üstat Amuli, babanın nutfe temelinde helal yemekle görevli olduğunu, eğer sonradan baba harama bulaşırsa bunun çocuğun direk eğitimi ile sıkı ilişkisi olmadığını vurgulamakta. Çünkü babanın haram gıdasının kendi sinir sisteminde hazmolduğuna, fakat annenin gıdasının süt haline geldiği ve çocuğun da ondan beslendiği dikkate alındığında annenin helal yemek ve çocuğu helal yedirmekle görevli olduğunu belirtmekte. Aynı şeyin ruhsal gıdalar için de geçerli olduğunu ifade eden Üstat Amuli kötü bir tasavvur, hatıra, ideal ve arzu besleyen erkek için kendi aleyhine olurken kadın için iki kişi aleyhine olduğuna bunun da kadının büyüklüğü ve değerini gösterdiğini vurgulamakta.  Annelik vazifesinin abdestli emzirmek gibi icraî, zahirî işler ve ibadetlerle ilgili olmadığına dikkat çeken Üstat Amuli, dinin bunların yanı sıra annenin düşüncelerine de dikkat etmesi gerektiğini buyurmakta. Üstat, dinin nitekim erkeğe de şöyle buyurduğunu ifade etmekte: “Kadınla ilişki esnasında cadde ve sokakta gördüğün namahremi düşünme. Çünkü Allah bilir görür. İnsan, bazen kötü iş yapmamak için murakıb olur. ‘O, Allah’ın görmekte olduğunu bilmiyor mu?’ (Alak Süresi, 96/14). Bu, murakabe diye meşhurdur. Bir de murakabetü’l-murakabe vardır. İnsan bununla başkasının kendini gördüğünü görür.”

Kadınların erkekler kadar savaş, cihat meydanında bulunmamasının onlar açısından Allah’a yakınlaşmada bir eksiklik ya da gerilik olup olmayacağı konusuna Üstat Amuli büyük cihad fikri ile açıklık getirmekte. Cihad-ı ekber, yani insanın kendi nefsi ile olan savaşta Mümin’in silahının “ah”, dua, niyaz olduğunu, Kumeyl Duası’nda belirtildiği gibi “Onun silahı ağlamaktır.” Gözyaşı silahıyla silahlanmanın gerekliliğini dile getiren Cevadi Amuli, silahın kılıç değil ağlamak olduğunu, Subhan olan Allah’ın nefis terbiyesi yolunda kadınları erkeklerden daha silahlı/donanımlı yaptığına dikkat çekmekte. Üstat Amuli, herhangi bir Kur’an ayetinde başkan ya da başkomutan olmanın cennete gitme nedeni olarak belirtilmediğini, bunların icraî iş, görev ve emanetler olduğunu, kadının cephe işlerinde, askerî alanlarda bulunmamasının Allah’a yakınlaşmada onun payının erkekten daha az olduğuna delil olmadığını belirtmekte. Cevadi Amuli, kadınların hakşinas olarak onlara erkeklerden daha çok verilen bu silahın yerinde harcanması, bunu Allah yolunda kullanması gerektiğine İmam Seccad’ın “Kendi başıma ağlamada bana yardım et, bana yardım et ki inleyeyim” sözleri ile hatırlatmakta.

Kadın ve erkeği fiziksel ve ruhsal yükleri taşıma anlamında değerlendiren Üstat Amuli, kadının erkeğin yüküne denk ya da daha ağır bir yükü kaldıramamasının mümkün olduğunu, ancak çocuğu taşıyanın kadın olduğuna dikkat çekerek erkeklerin “hıml” (omuz ve sırttaki yük) kadınların ise “haml” (içteki yük) yönünden güçlü olduklarına dikkat çekmekte. Kadınlar nasıl erkeğin fiziksel gücüne yetişemezse erkekler de haml noktasında asla kadının gücüne yetişemez diyen  Üstat Amuli,  kadının en önemli sermayesinin Allah’a yönelme ve münacatı olduğunu, cemal’in onlar için sermeye olduğunu ve onun zekâtının da iffet olduğunu vurgulamakta. Kadının uzuvlarının Allah’a tevessül etmede bir aracı olduğuna dikkat çeken Üstat Amuli, Allah’ın, kadını erkekten altı yıl önce inayete mazhar eylediğini ifade etmekte: “Cenab-ı Allah, kadını erkekten altı yıl daha çabuk huzura kabul etmiş, ona namazı farz kılmış, orucu emretmiş, haccı farz kılmış ve henüz o oyunla meşguldür diyerek erkekten istemediği hükümleri yüklemiştir. Bu, kadının faziletini göstermemekte midir? Eğer biz, bu kanıtlardan kadının erkeğe göre büyüklük ve üstünlüğünü hissetmesek ve çıkarmasak bile, en azından dinin kadına özel bir inayette bulunduğu belli olmaktadır.”

Cevadi Amuli, bâtıl ve eskimiş bir geleneği ayaklar altına almanın hem düşünsel hem de kültürel bir deha ve cesaretin göstergesi olduğunu ve buna ön ayak olan kadınlara bakıldığında, Hz. Hatice ve Yasir ailesinden Sümeyye gibi isimlerde bunun görüldüğünü ve onların dinde, hakikatin teşhisinde erkeklerden öne geçtiğini kaydetmekte. Dinin sosyal bir kimlik öngördüğünü ifade eden Üstad Amuli, deha ve parlak zekâdan nasiplenemeyenler, az düşünenler ve sadece kendisini düşünenler, onların tümel sosyal hatları idrak edemeyeceğini, idrak etseler de canları ve mallarıyla fedakârlık edemeyeceğini bu nedenle toplum sahnesinde adım atamayacaklarını bunu ancak hareket ve kıyam ehlinin gerçekleştireceğini, bu noktada kadınla erkek arasında fark olmadığını belirtmektedir. İslam tarihinde adı geçen kadın şahsiyetlerden de örnekler veren Cevadi Amuli, kadının siyaset sahnesinde de şehadet sahnesinde de yerini aldığını vurgularken İmam’dan (r.a) bir hatırlatma yapıyor. “Dinin mesajı şudur: Siyasî ve sosyal meydanda bulunmak, erkek ve kadının ortak görevi olmalıdır. Bu düşünce ve bu görüşle artık kimse, ‘İmanı az, aklı kıt olduğu için kadının, sorumluluk üstlenerek, toplumun haklarını aramaması gerekir’ diyemez.”

Cevadi Amuli, erkeğin henüz bir delikanlı olarak oyunla meşgulken kadının sır, niyaz ve namazla meşgul olduğuna, çocukluk döneminde onu huzura kabul etmek, dinin direği olan namazı ona emretmek, dinin siperi olan orucu ona farz kılmak, Allah’ın ziyaretgahına gittikleri haccı ona farz kılmak, bütün bunların kadının faziletleri elde etmek için erkekten daha layık olduğunun göstergesi olduğunu vurgulamakta. Üstat, bütün bunlar ışığında büluğ, ergenliğe geçişin mükellef olmak değil müşerref olmak olduğunu, yol ehli olanların, mükellef değil müşerref olduklarını ifade ettiğine ve işin içinde külfet değil şeref olduğuna dikkat çekmekte.

Hz. Emir’in İmam Mücteba’ya hitaben yazdığı vasiyetnamede kadını “Şüphesiz kadın, reyhanedir; kahraman değildir.” şeklinde vasfettiğini belirten Cevadi Amuli, yani kadının reyhan (güzel kokan bitki) olduğu, erkelerden daha erken terbiye ve teklif altına alındığını bu hususta da Hz Sadık’ın “Kadını eş edinen ona ikramda bulunsun. Doğrusu her birinizin karısı, lü’bedir. Onu eş olarak alan, zayi etmesin.” buyurduğunu kaydetmekte.

Nisa Sûresi’nde “Erkekler kadınlar üzerinde kavvamdır” (4/34) ayetinde kocanın mukabili olarak kadın, kadının mukabili olarak koca söz konusu olduğunda geçerli olduğunu belirten Üstat Amuli, bu hitabın ruhunun, inşa olduğunu, yani ey erkekler siz kavvamı olun; evin amiri olun; içeride işleri siz yapın, evin geçim idaresini üstlenin olduğunu belirtmekte. Cevadi Amuli, erkeğin huzur ve yaşamının evi olduğunu, erkeğin kadının incineceği, örneğin; işten arta kalan zamanını dışarda geçirmesi gibi şeyler yapmaması gerektiğini Rum Sûresi ile hatırlatmakta. “Onda sükûn bulup-durulmanız için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da O’nun ayetlerindendir.” (30/21) Ayette “Sizin meskeniniz, sükûn bulma yeriniz kadındır. Huzur ve sükûnet bulmak isterseniz, eşlerinizle birlikte olmasınız” şeklinde buyurulduğuna değinen Cevadi Amuli, erkelerin kadınlar üzerinde kavvam olması, kadının erkeğin kölesi olduğunu göstermediğini belirtmekte. Cevadi Amuli, erkeğin canının istediğini yapıp isterse eve gider, istemezse gitmez anlamına gelmediğini, bilakis kadınlara yani iç müdüriyete, sorumluluğa saygı göstermelerini, hem de erkeğe kendisinin bir meziyette değil görevde olduğunu, bu görevi ifa etmesi gerektiğinin hatırlatıldığını kaydetmekte.

Kadının hukuksal ve sosyal olarak yeri ve kıymetini Cevali Amuli şu ayet ışığında değerlendirmekte: “Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız size helal değildir. Apaçık olan çirkin bir hayasızlık yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki bir şey hoşunuza gitmez, ama Allah onda çok hayır kılar.” Nisa Süresi, 4/19). Üstat Amuli, Kur’an-ı Kerim’in kadınlara iyi muaşerette bulunmayı, kadına erkek gibi toplantılarda yer verin, şayet kadınların toplantılara katılması hoşunuza gitmezse, bu hoşunuza gitmeyen işin yapılmasını buyurduğunu, çünkü bu işte bilinmeyen pek çok hayrın olmasının mümkün olduğunu ve kadınlarla güzellikle geçinilmesini buyurduğunu belirtmekte. “Onlarla güzellikle geçinin: onlardan hoşlanmadınızsa bile..” Yani  onların siyaset hayatında, iş hayatında, kültür eğitim sahasında bulunmalarından hoşlanmasanız bile buna tahammül edin şeklinde buyrulduğuna dikkat çeken Amuli, “Şu ilmî branş erkeğe aittir kadın onu üstlenemez, ya da kadın deneysel ve bilim dallarında uzman olamaz” denilmemesi ve ilimleri bir gruba özgü yapmamak gerektiğini belirtmektedir. Cihad ve savunmanın geçici, fakat kadının her gün ve sürekli meydanda bulunmasının söz konusu olduğunu hatırlatan Üstad Amuli, cihad ve savunma noktasında etkili bir payı ifa edenin, kadının sosyal yaşamının olduğuna dikkat çekmektedir.


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :