Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 70374
Yayın Tarihi : 3/5/2015 1:01:09 PM
تعداد مشاهدات : 538

İslamı Tanıma 137 (İslam ve İnsan Hakları 13)

oplumdan uzak kalan insanın insaniyetinin eksik olduğu kanaatindedirler. İnsanın sosyallığından maksat, insan kendi hayatının idamesi için topluma ihtiyaç duymaktadır. İnsan toplumsal yaşam atmosferinde farklı seçeneklerle karşı karşıya kaldığı için, isabetli ve doğru bir seçim yapıp karar alması için özgür iradesini kullanmış olması lazım.
 
Tarih: 06.02.2015
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.


Açıklandığı  üzere, İnsan  hakları  tedvin edilmeden  önce  mevzui ilkelerin   mülahaza  edilmesi   lazım.  Bunlardan  bazılarına  geçen  hafta  değinmiştik,  bu  cümleden

1- varlıkta ki anlamlı  düzen
2- Varlığın  ilahi  terbiye ile  idaresi
3- İnsanın  ruhi  ve  cismi  bir  bileşim  olması
4- İnsanın onur  ve  saygınlığı

 bu  günde  bunlardan  bazılarına  değineceğiz.  İslamın  insan  hakları  ile  ilgili  diğer  mevzui ilkeleri  şunlardır.


5-İnsanın  hür iradeye  sahip  olması.  Dikkat  edilmesi ve  hukuk  ile  ilgili  derlemelerde ve  kanuni  düzenlemelerde  teveccüh  edilmesi   gerekli  olan  bir  diğer  önemli  ilke  ise insanların   özgür  iradesidir. İnsanlar kendileri  için  öngörülmüş  olan  tekamulü  yakalamak için bu  kevni nimete   sahiplenmeliydiler.   Hiç  kimsenin  insan iradesini  zayıflatmak veya  payimal etme  hakkı  yoktur.  Aksine her  kes  mukaddes  bir  seyir  doğrultusunda haraket etmek için  bu  özgür  iradeden  yararlanmalı  ve     onu  küvvetlendirmeli.


Tabiki  bu arada  şu   noktadan  gaflet etmemek  gerekir:   İnsanlar  gayrı  ihtiyari  tekamullerinde, bu  cümleden nebati   veya   içgüdüsel  rüşd   ve   gelişimlerinde bitkiler ve  hayvanlarla  müşterektirler. Tabiki  insanı  hayvandan ve  bitkiden  ayıran  onun  özgür iradesidir.  Ancak insan munasip  kanun ve  düzenlemelerle  ve   bu  irade ve özgürlükten   yararlanarak  insani  kimliğine  çeki  düzen  vermelidir.  Tabiki  bu  irade  insan  kendi   makam ve  konumuna uygun  düşecek ve  onu  maksada  götürecek bir  seyri-süluk  izlediğinde kendisini  gösterir.

 
6-Sosyal Yaşam Esası
Sosyal yaşam  esası da  dikkat  ve  teveccüh  edilmesi   gereken mevzui  ilkelerden  biridir.  Yani  sosyal  ve  toplumsal  yaşam  insan  için  bir  zaruret  ve  gereklidir.  Tabiki   bu  insanın  kimlik ve  insaniyetinin  sadece   toplumsal  yaşamın mahsulü  olduğu  anlamına  gelmez. Yani  toplumdan  uzak  yaşayan  bir  insan  insan  değildir, şeklinde  bir  yaklaşım  doğru  bir  yaklaşım değildir.

Çünkü   Durkhaim  gibi  toplumun   asaletini  kabul edenler. Toplumdan  uzak  kalan  insanın  insaniyetinin  eksik  olduğu   kanaatindedirler. İnsanın   sosyallığından    maksat, insan  kendi  hayatının idamesi  için topluma  ihtiyaç  duymaktadır. İnsan  toplumsal  yaşam atmosferinde farklı  seçeneklerle  karşı  karşıya  kaldığı  için,  isabetli ve  doğru  bir  seçim  yapıp    karar  alması  için özgür  iradesini  kullanmış  olması  lazım.  Sosyallık,  talim,  terbiye,  siyasi, kültürel ve  toplumsal  alanlardaki  faaliyetlerde  kendisini  gösterir. Bir   başka  ifadeyle  sosyallığın   parametrelerini  toplumsal   alanda   muşahede  edebiliriz…  Toplumsal yaşam  olmadan söz  konusu  faaliyetlerin  şekillenmesi  mümkün  olamaz. Toplum  bu faaliyetler için  en  münasib  ortamdır. Bu alanlarda  gerekli  olan rüşd ve  tekamulü yakalamak  için geçmişlerin  tecrübelerinden  yararlanmak ve onların  başlattığı  seyri  devam ettirmek gerek.

 
Eğer  farklı  kütürler ve  dillere  sahip  olan insanlar arasında  geçmişte ve  günümüzde  ilmi,   ameli  ve  sosyal  farklı alanlarda  irtibat,   alış  veriş ve  görüş  teatisi  olmazsa,  insanlar  rüşd ve  terakkilerini  sağlayamazlar.  Dolayısıyla  insanın maddi ve  manevi  rüşdünün  büyük  bir  kısmı  toplumsal   yaşamda   şekilleniyor. Bundan dolayı  İslam,  insanoğlunun  bu  alandaki  ilişkileri hakkında  bir  çok  çeşit kanun ve  ahkam  öngörmüştür. İslam  bu vesileyle  toplu rüşd ve tekamulü  hedeflemiş  bulunmaktadır. İslam  inançlı  insana  iki  çeşit  sorumluluk yüklemektedir. Bunlar  bireysel ve  toplumsal  sorumluluklardır.  İslam  bu sorumlulukların  hepsi  için   ahkam  ve  kanun koymuştur.  Bu  kanunlar ve  ahkamın  tatbiki insanı  dünya ve  ahirette   mesut ve  bahtiyar  kılacaktır.  Dolyısıyla  eğer insan toplumsal  yaşam ve  ilgili  kanunları  kabul etmeyip  toplumsal kural ve    gereklerini  yerine  getirmezlerse,  sorumluluklarını  ihmal ettikleri  oranda toplumsal  rüşd ve  tekamülden  mahrum  kalacaklardır.

Şu  hususta her  kes   için açık seçik ortadadır, bireylerin  haklarının  çiğnenmemesi, ve  her  kesin  kendi  hakkına  kavuşması,  anarşi  ile  kaosun önlenmesi için bir  takım  kanun ve  kurallar  konmaktadır. Bu  tür  kanunların  gereği  ve  zarureti  her  kesçe kabul  görmektedir. Kanunların  uygulanması   bütün  insanlar ve  çevreler  tarafından  vurgulanmaktadır. Hatta  liberal  bir yaklaşımla  bireysel  özgürlükleri  düzenleyen  ülkeler  dahi  şu  prensibi  kabul etmişlerdir. Özgürlük, başaklarının veya  bazı  grupların  özgürlüğüne  zarar  vermemelidir. Kanunlara  karşı  özgür  olmak   şeklindeki yaklaşım dünyanın  hiç  bir   yerinde  kabul  görmüyor. Her  kes  kanun karşısında  sorumludur.  Hiç  kimsenin  kendisini  kanuna  karşı  sorumluluktan  mustesna  kılma  hakkı ve  salahiyeti   yoktur. İnsanlara     özgürlük  hakkı  tanıyan kanunun kendisi  insanı  bir   takım  sorumluluk ve görevlerle  yükümlü  kılmaktadır. Gerek  bireysel ve  gerekse  toplumsal  kanunlarda  hak ve  yükümlülük  ile  ilgili  mütemmim  cüz  kanunu  kabul  görmüştür. İlmi  dilde  mülazeme  kanunu  denir.  Yani  nerde  bir  hak  varsa  buna  karşı  bir   sorumluluk ta  vardır. Sorumluluğun  olduğu  yerde de  hak  vardır.

Tabiki  bir  insanın kendi  hakkının  kullanmaktan  ferağet etmesi veya  yeterince  onu  kullanmaması  veya bireysel ve  toplumsal  sorumluluğunu doğru  dürüst  bir  şekilde yerine  getirmemesi  pek ala  mümkündür. Kişinin  sorumluluğunu  yerine  getirip  getirmemesi  topluma ve  diğer   bireylere  karşı olan  duyarlılık ve inancına  bağlıdır.

Şuda bir  gerçektir  ki, kanunlara  bağlılık  bilinc ve ve  taahhüdü yayıldığı  oranda, toplumda  huzur ve asayış  ta  o  oranda  artmış  olacaktır. Ayrıca    hükümetler ve  yönetimler de toplumun  tüm bireylerinin  hak ve  hukukunun  temini hususunda   duyarlı ve  sorumlu  davranıp,  bireylere veya  belli  bazı kesimlere   zulüm ve  haksızlık  yapılmaması  için   çaba  gösterirlerse, bu  durumda  toplumsal  adalet  büyük  ölçüde   gerçekleşmiş  olacak ve  toplum  bireyleri de başkalarının  haklarına  saygılı davranıp  kanuni özgürlüklerini  en  güzel bir  şekilde  kullanmaya  özen gööstereceklerdir.

Öyleyse  herkesi,  başkalarının  çıkaralarını  göz  önünde  bulundurup sadece  kendi  şahsi veya  bağlı  bulunduğu  grup veya  çevrenin  çıkar ve  menfaatını  düşünmemesi, servet ve  kudret  tekelciliğinden uzak durup ilahi ve  insani ölçü ve  kurallar  gereği  başkalarının  hukukuna   riayet  etmeyi  öğretmek  lazım. İnsanlar  şunu da  öğrenmelidirler  maddi ve  manevi  hukuk arasında  bir  çelişki  hasıl  olduğunda,  insanın  manevi  hakkı  tüm  haklara   nispeten  önceliklidir. Çünkü  insanın asaleti   onun  inancı,  fikri,  aklı ve   bütün  bunların kaynağı  olan ruhunun  ipoteğindedir. Maddi  imkanlar,  manevi ve  akli değerlerin  takviyesi ve   tahkiminin hizmetinde  olmalıdır. Eğer  din, ahlak ve  maneviyat insanların  maddi ve  dünyalık  menfaat  ve  işlerine  feda edilirse, İnsanlar  ölçü ve  kriterlerinde  saplantıya  kapılır ve  sonuç  olarak  gerçek  insani yaşam ciddi  yaralar alır ve  sarsıntılar  geçirir.

Son bir  kaç haftaki  cuma  hutbelerimizde,  insan  haklarının  tedvininde    göz  önünde  bulundurulması  gereken  bir  takım  ilkelere  değindik.

Konumuzu  şu şekilde   özetleyebiliriz: İnsan  her  şeyin  yerinde  güzel  olduğu  bir  dünyada  yaşamaktadır. Çünkü  her  şey  Allah’ın  hikmet ve  marifetiyle  yerli  yerine oturtulmuştur.  Bir  yüzde  nasıl  kaş, göz ve  burun  her  şey  kendi  yerinde  güzelse. Alemde de  durum aynen  bunun gibidir.  Her  şey  yerinde güzeldir.

Alemin  düzeni  de  tevhidi  bir  düzendir. Şu anlamda  Hekim   olan  Allah insanı çok  önemli ve  ülvi  hedef için  en güzel bir  şekilde  yaratmıştır.  Bu  ülvi  hedef  insanın   rüşd,  kemal ve  tealisidir. Tabiki  insanın  rüşd ve  kemalinin  büyük  bir  kısmı  insanın ruhi  boyutuyla   irtibatlıdır. Çünkü  ruh  asildir ve  ten  fani.  Fani  olanlar  yani fiziki ve  maddii  imkanlar  baki ve  ebedi  olan  üstün  ilahi ve  insani değerlerin  hizmetinde  olmalıdır.  İnsan  her  ne  kadar  zemini   (  yerde  yaşayan) bir   varlıksa da  manevi ve  ruhani  boyutu  varlığının en  önemli  boyutunu  oluşturmaktadır. Beden  ayakta  tutan  ruhtur.  Ruh  bedensiz de  hayatını  devam ettirir. İnsan  haklarının tedvininde ve  düzenlemesinde insanın adalet, güvenlik, akılcılık  ve  özgürlük temel  maslahatları ve talepleri   göz  önünde  bulundurulmalı. İnsan  Allah  tarafından  kendisine  verilmiş  olan iradeyle, ferdi  ve  toplumsal  kanunlara   vakıf  olduktan  sonra bu  kanunlara  uymakla  yükümlü  kılınmıştır.

Doğru ve  sahih  olan   ölçülerle üstün  insani  değerlerin  tahakkukuna   çabalamlı ve  kendisine  layık  olan erdem  ve  kemali  yakalamalıdır. Sonuç  olarak insan en iyi  seçimi  yaparak  pak ve  temiz  insan  bir  yaşamı elde etmiş olur. Sağlam   vahyani  kriterlerle  donanmış  olan  insan,  hem  kendi  hayat  haremini ve  hem de  başkalarının hayat ve  yaşam alanını  muhafaza eder ve  insan haklarına  azami  saygı  gösterir.

 


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :