Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 70373
Yayın Tarihi : 3/5/2015 12:39:53 PM
تعداد مشاهدات : 540

İslamı Tanıma 136 (İslam ve İnsan Hakları 12)

İslamda insan hakları mevzui (konulmuş) bir takım ilke ve prensiplere dayanmaktadır. Bu ilke ve prensiplerin tümü için de bir takım delil ve kanıtlar mevcut bulunmaktadır. Tabiki bu ilke ve prensiplerin ilgili ilmi ve akademik çevrelerde enine-boyuna ele alınıp incelenmesi lazım.
 
Tarih: 30.01.2015
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.
http://fa.izhamburg.de/files/141/Image/Articles/1393/11/10/77e754c50a994ed5827a55d84f89d2e9.JPG

İslamda  insan  hakları   mevzui (konulmuş) bir  takım  ilke  ve  prensiplere  dayanmaktadır. Bu ilke  ve  prensiplerin  tümü  için de   bir  takım  delil  ve  kanıtlar  mevcut  bulunmaktadır. Tabiki  bu  ilke  ve  prensiplerin  ilgili  ilmi ve  akademik  çevrelerde  enine-boyuna  ele  alınıp  incelenmesi  lazım.  Biz   bu  cuma  hütbesi  platformunda akademik bir  konu  olan ve  mevzui  olarak  adlandırılan  bu   ilke  ve  prensipleri  ele  alıp   incelemiyeceğiz.  Konular arasındaki  irtibatı  daha açık ve  mantıki  bir  düzleme  oturtmak  için bu  mevzui  prensipler  hakkında  kısa   bir  bilgiyi  sizlere  sunmaya  çalışacağız.

Mevzui ( konulmuş) prensipler
İslamın  insan  hakları  doktirinine  dayanak  teşkil eden   mevzui  ilkelerden  birisi  şudur:
İnsan ve   dünya  manidar, anlam  dolu  tevhidi  bir  düzen içerisinde  yaratılmıştır.

 Bu dünyada  hiç bir  şey  boşuna  ve  anlamsız  yaratılmamıştır.  Kur’anı  Kerim  varlığın  yaratılışı  hakkında  şöyle   buyurmaktadır.
“Gökleri, yeri ve  aralarında  bulunanları  ancak  hak  üzerine  yarattık”  1
İnsan  varlık aleminde  özel  bir  yer ve  konuma  sahip  olduğundan dolayı, Yüce  Allah  insanın  yaratılışı   hususunda da  şöyle   buyurmaktadır.
“ Sizleri  boşuna  yarattığımızı  ve  bize    dönmiyeceğinizi  mi  zannetiniz.” 2

Bütün  varlıkların   bir  anlam ve  maksada  binaen  yaratılmış  olduğunun   deliline  gelince.  Bütün  bu  varlıkların  yaratcısı   sonsuz  ilim,  hikmet ve  kudrete  sahip  olan   Yüce  Allahtır.  Hekim ve  Hakim  olduğuna  göre  Allah,  her  şeyi  bir  hikmete  binaen  yaratıp  onun  için  bir  takım  ahkam  öngörmektedir. Buna  binaen   varlık düzeninde  her  şeyin  yaratılışı   yerinde ve  yaratıldığı şekilde güzeldir.  Allah’ın  sonsuz   ve  mutlak  ilim,  hikmet ve  kudretine  dikkatle   her   varlık  şayeste  olduğu şekilde  yaratılmıştır.   Sınırlı  bir  ilme  sahip  olanların  sanatlarına  olan nisbetin  tam aksine   Allah mahlukatının  tüm detay ve  hücrelerine alim ve  vakıftır. Sınırlı  ilim sahipleri sürekli  olarak mamullerinin  bir  sonraki yapımında  daha iyi  imkanlarla daha  kaliteli  bir  mamul  takdim ederler. Allah  mahlukatını başından beri  en güzel  bir  şekilde    yaratmıştır. 



Varlığı ilahi  terbiye  ile  idare etmek
Mevzui  prensiplerden  sayılan  bir  diğer  husus  ta  şudur: Varlık  düzeni  ilahi  terbiye  ile idare edilmektedir. Aslında varlık  düzeninin  Rabbi,  Terbiye edicisi, hekimane  bir  şekilde yaratılan  kevni  düzenin  yaratıcısının  kendisidir. Dolayısıyla Yüce  Allah tüm  varlık  alemlerinin  Rabbi,  terbiye  edicisidir. Hiç  bir  şey  ilahi  terbiye  dairesinin  dışında  değildir. Buna  binaen en  güzel veya  en  üstün  mahluk  olan   insan ilahi  terbiye ile  varlığını  idare  edip  geleceğini  teminat altına  almak  durumundadır.

İlahi tevhidi  düzen, insan da  dahil  olmak  üzere  her  varlığı hem  yaratılışında ve  hem de   varlığının  devamında, Yüce Allaha  dayanmasını  gerekli  kılmaktadır. Çünkü  tüm  mahlukat  mutlak  olan  Khalıq ve  Rabbe  ihtiyaç   duymaktadır  ve    her  mahluk,  varlığı  açısından  varlığın  yaratıcısının  kulu ve O’nun emri ve  tasarrufu  altında bulunmaktadır.

Söz   konusu iki  prensipten   şu çıkarımda  bulunabiliriz.  Her  varlık  ile  ilgili   kevni (kozmik) kanun ve  kurallar  Allah’ın sonsuz  ilim ve  hikmetine mebnidir(dayanmaktadır)

Bizler  bazı  varlıkların  hilkat  hikmetini  eğer  henüz idrak etmiş  değilsek, bu  onların  hikmetsiz ve  maksatsız  yaratılmış  olduğu  anlamına  gelmez.  Her   varlığın ve  fenomenin  bir  hikmet ve   amaca   mebni  yaratıldığı   yerinde ispatlanmıştır. Her  varlığın maksadı ve  amacı  ise  onun  güç ve kapasitesine uygundur. Bunun da  ayrıca  kendine  has   yorumu  bulunmaktadır. Dolayısıyla  her  varlık kendi  tekamulüne  doğru  bir  seyir    izlemekte ve  yükselişe  doğru  hareket  halindedir.  Bu  bağlamda  tabiki  insan oğlu özel  bir  makam ve  konuma  haiz  bulunmakta, buna  binaen onun  nihai  kemali de  çok yüce ve  ülvidir.


İnsan,  ruh ve   beden  bileşimi
Kabul  görmüş   mevzui  bir   diğer  prensip  te  şudur:  İnsan  salt  maddi  bir  varlık  değildir. Cismi ve fizikinin  yanı  sıra ruh veya   nefis  olarak adlandırılan  bir  hakikate de  haiz  bulunmaktadır: Bu ruh  insana  özel  bir  konum   ve ebediyet  kazandırmıştır. Buna  binaen  insan  yanlızca  maddi  değişim ve  gelişmelerin  etkisinde  kalan  maddi  bir  varlık  değildir.  Çünkü  maddi  boyutlar  sınırlı, fena ve  zevale  mahkumdur.  İnsanın  ebediyet   ve  süreklilik  rengine  sahiplenmesine  sebebiyet  veren  husus onun ruhu  ve  canıdır. Bunun içindir  ki dini  öğretiler, insanın  tüm  amel ve  davranışları  için  ya  bu  dünyada veya  ahirette bir  karşılığın bulunduğundan  söz  etmekteler. Bundan  dolayı  insan  için  bir  takım  sorumluluklar ve  yükümlülükler  ve  insana  mahsus bir  yaşam  kanunu öngörülmüştür.  Ahireti tanıma  bahsinde  bu  husus  detaylıca  incelenmiş ve  insanın ahirette kendi  inanç, ahlak,  düşünce. amel ve  davranışlarının    konuğu  olduğu  ve  yaptıklarının  karşılığın  hazır  göreceği  gerçeği  güçlü ve   dakik     kanıt ve  delillerle  beyan  edilmiştir.


İnsan  Onuru
Anlatılanlardan   bir  diğer  mevzui ilkeye  varıyoruz. Bu  ilke  ise  insan  haklarının da  temel  ilkesini oluşturmaktadır. İnsan oldukça  büyük  bir  saygınlığa  sahiptir, insanın  onur ve  saygınlık  sınırının  doğru  dürüst  bir  şekilde  tanınması   ve  insan  haklarıyla  ilgili  tüm kanun ve  beyannamelerde  de vurgulanması  lazım. Bu  prensipten  gaflet,  insanların  hiç  bir  zaman kapsamlı ve  kuşatıcı  bir  şekilde kendi  haklarına ulaşmamasına  sebebiyet  verebilir. Bu  husususu, İnsanın  yaratıcısı ve  terbiyecisi  olan  Hekim  Allah insanın  özüne ve  hakikatına  yerleştirmiştir.  Nitekim  Yüce  Allah  şöyle  buyurmaktadır. “Muhakkak  ki  biz  insanı  onurlu  kılmışızdır:”4

Tabiki  insanın özü  ve  cevherine  yerleştirilmiş olan bu değerin, uygulamayla  tahakkuk etmesi  ve  insan  haklarının  tedvininde  mülahaza edilmesi   lazım.  Çünkü  tüm  insanlar,  insanoğlunun  üstün  bir  değer ve  saygınlığa   haiz  bulunduğunu  kabul ettiklerinde, huzur. asayış ve  güvenliğin   insanın  en temel hakları  olduğuna inanmalı. Tabiki bu  hakların  insanın onur  ve  saygınlığına  uygun  olarak   tanımlanıp  yorumlanması  lazım.  Yüce  Allah’ın insan oğlu  için  biçilen  bu  üstün ve  ülvi   değer  ve  saygınlığı vurgulayıp   savunduğunu  bilmek  gerek.  Buna  binaendir ki  Allah  insana  bu  saygınlığı  biçtikten  sonra   şeytan  eksenine  hitaben  şöyle  buyurmaktadır:  “ Ey İblis! Kendi  elimle   yarattığım  mahluka  karşı secde etmekten seni  alıkoyan  nedir? Büyüklendin mi  yoksa  üstünlerden olduğunu  mu   zannediyorsun.”4

Kibir  ve  büyüklüğünü  ibraz  ettiğinde, iblis  bulunduğu  yerden  kovuldu, İnsan  hayatı  devam ettiği  sürece  o ilahi  dergahdan ve  rahmetten  kovulmuş ve  uzaklaştırılmış  olarak  kalacaktır.

Bu zaviyeden bakıldığında, insan  ile  ilgili  bir  çok husus  açıklık  kazanmaktadır. Her  kes  kendi  konumunu  yeniden  gözden  geçirmeli ve  kendisine  öngörülmüş  olan  pak ve   ülvi  hedefe  doğru  bir  seyir izlemek  için  çaba  göstermeli.
İnsanın  saygınlığı ve  İblisin  isyanı  hakkında  Kur’anda  bir  çok ayeti  kerime  mevcut  bulunmaktadır. Bu  ayetlerin  sürekli  olarak  okunması ve  gözden geçirilmesi lazımki,  bu  vesileyle  insan şeytanlardan  korunup  Sıratı Mustakimden uzaklaşmış  olmasın.



_______________________________________________________________________
1-      Hicr 85
2-      Müminun 115
3-      Isra 70
4-      Sad 75

 


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :