Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 68168
Yayın Tarihi : 2/7/2015 12:17:52 PM
تعداد مشاهدات : 240

İslamı Tanıma 133 (İslam ve İnsan Hakları 9)

Eğer kanunun dayanağı vahiy olursa, insan için huzur, sükunet ve emniyet getirir. Çünkü ilahi ilim, insanın varlıksal tüm boyutları, kapasite ve yeteneklerinin kanunun tedvininde mülahaza edilmesine mucib olur.
 
Tarih: 02.01.2015
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.


Geçmiş  hitabelerden  şu  sonuca varmış  olduk: Eğer  kanunun  dayanağı  vahiy  olursa,  insan  için huzur,  sükunet ve   emniyet getirir. Çünkü  ilahi  ilim, insanın  varlıksal  tüm  boyutları, kapasite ve  yeteneklerinin   kanunun  tedvininde  mülahaza edilmesine  mucib  olur. Allah,  insanlar  başta  olmak  üzere  tüm  varlıkların  yaratcısı ve  Rabbi  (terbiye  edicisidir.) Dolayısıyla  tüm  hakların  kaynağı Hakk  Tealadır. Onun    hakkı  mülahaza edilip  muteber  bilinmedikçe  hiç  bir  hakkın itibar  ve  geçerliliği  olmaz. Onun hakkı  insan haklarının  kaynağı  ve  dayanağıdır. Emir-ul  Müminin  İmam  Ali  hazretlerinden  varid  olan  bir  hadiste  şöyle  denilmektedir: Sonra, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, bazı insanlar için bazısına kendi haklarından bir kısmını vacip etmiş, çeşitli derecelerle de o hakları eşit kılmıştır. Bazı hakları, öbür haklar karşılığında öyle vâcip etmiştir ki onlar yapılmadıkça öbürleri de yapılamaz. Allah haklarının en büyüğü, buyruk sâhibinin, buyruğu altındakilere, buyruğu altında olanların da buyruk sâhibine terettüp eden haktır. Bu bir farzdır ki Allah herkese farz etmiştir bunu. Halkın düzene girmesine, dinlerin üstün olmasını vesile kılmıştır bunu.”


Buna  binaen   Allah her  kes  için  bir  hak  koymuştur,  bunun  sağlıklı  bir  şekilde  tanınması ve  eda  edilip  yerine  getirilmesi  lazım. Bu  husus   anlaşıldıktan  sonra şu  noktaya   dikkat etmek  lazım. Bir hukukcu  hukuk  kanunlarını  tedvin ettiğinde, hukuk kaynaklarına  sağlıklı  bir  şekilde  vakıf  olmalı. Muteakiben   hukukı ve  kanuni  madde ve  fıkraların  çıkarımını   yapmalıdır. Örneğin  bir  insan  eğer  aile  hukuku veya  çocuk  hukukunu  tedvin  etmek  istiyorsa, insanın  özgürlüğü ve  hür  iradesini bir  asıl  dayanak  olarak   göz önünde  bulundurmalı.  Tabiki bu  hukuki  dayanaklar, hukukçunun dünya  görüşüne uyum  arzedecek  hukuki  temellere  oturtulmalı.  Tabiki Kur’an,  Peygamber ve  O’nun  Ehl-i  Beytinden  gelen  İmamlardan  hukukun  temel  dayanaklarını ve  konudaki   bilgileri almak  gerek.

Kur’an ve  sünnetin  yanı  sıra    toplu   ilmi  akıl ve  ilmi  icma da  hukuk  ile  ilgili  kanun ve  kuralların   çıkarımına  kaynak  teşkil  etmektedir. Müslüman  bir  hukuçunun  bu   kaynaklara  vakıf  olması  lazım.   Hata ve  yanlış  yapmaktan    korunmuş  olmayan  normal  insanlarda  hukuki  çıkarımlarında  ve  hakkın  teşhisinde  ne  kadar  ciddi ve  itinalı ve  hali  bir  niyyetle gayret ve  çaba gösterirlerse  o  oranda  hata ve   sapmaları    asgari  düzeye  inmiş  olur.  Imam  Ali  hazretlerinin de  buyurdukları  üzere.    Hak   ancak  ciddi  çabayla elde edilir  (idrak  edilir) Nehc-ul Belağe hutbe  29.


Nefsi  selamete  sahip  olan ve  toplumun  işlerini  ıslah  edip  rayına  oturtmayı  dert edinen, insanların  izzeti  nefis ve  onurunu  elde  etmeleri  için  çabalayan ve  insanların  insaniyetine  zarar  gelmemesine  itina  gösteren  bir  insan  hiç  kuşkusuz  akıl ve  vahye  dayanarak  gösterdiği  hukuki  telaş ve  çabalarında   tüm  insanlık  bireylerini  nazarı  itibara  alacaktır. Tabiki   İslamda  hukukun   asli  maksad,  ahlaki emir ve  yasaklardır. Ahlaki  emir ve  yasaklar  hukuki ilke ve  prensiplerin   sağlıklı  bir  şekilde  uygulanmasının  teminatıdır.

İhsan,  iyilik,  sevgi, fedakarlık,  yardım severlik, hayırhahlık ve  tevazu  gibi ahlaki  faziletler  eğer  toplumda kök  salıp  yaygınlaşmazsa,  hukuki   sorumluluk ve yükümlülüklerin  toplumda  tahakkuku  mümkün  olamaz. Topluma  bir  göz  attığımızda, çocuk   hakları,  kadın  hakları, ebeveyn   hakkı, özgürlükler  hatta  vatandaşlık  hakları  alanlarında  çok  güzel  kanunların  tedvin edildiğini fakat  uygulamaya   gelince  bu  kanunların  gereğiyle   uygulanmadığını  görmekteyiz. Yani  uygulama  alanında  gerekli  olan  teminattan yoksun  bulunmaktalar.  Bu  teminatta   ahlaki erdem  ve  faziletlerdir.  Tabiki  hukuki  kanunlara  aykırı  davranmak  için öngörülen  cezalar  bir  ölçüye  kadar insan  haklarınınm  uygulanmasına  katkı  sağlıyorsa da  bu  yeterli  değildir.   Hukuki  kanunların  bilhassa  insan  haklarıyla  ilgili  kanun ve  kuralların sağlıklı  bir  şekilde  uygulanması için toplumun  ahlaki  bir  terbiyeden geçmesi ve    insani  ahlaki  fazilet ve erdemlerle   donanması  lazım.  Çünkü  ahlak  hukukun işlemesinde  hayati  bir  rol  ifa etmektedir.



Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :