Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان نسخه چاپی ذخیره خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
کد خبر : 65172
تاریخ انتشار : 12/23/2014 12:59:33 PM
تعداد بازدید : 327

İslamı Tanıma 131 (İslam ve İnsan Hakları 7)

Geçmiş hutbelerimizden şu sonuca varmıştık: Kapsamlı, kuşatıcı ve insanın gerçek maddi, manevi, bireysel ve toplumsal ihtiyaçlarına cevap verecek olan bir insan hakları evrensel beyannamesi veya hukuk kulliyesinin tedvini için vahiyden yararlanmak gerek.  

Tarih: 12.12.14
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.

Geçmiş hutbelerimizden  şu  sonuca  varmıştık:  Kapsamlı,  kuşatıcı ve  insanın  gerçek  maddi,  manevi,  bireysel ve  toplumsal  ihtiyaçlarına  cevap  verecek  olan  bir  insan  hakları evrensel  beyannamesi veya  hukuk  kulliyesinin  tedvini  için   vahiyden  yararlanmak  gerek. Vahiy  desteği ve  klavuzluğu  olmadan  insan  haklarının  tüm  maddelerini   sağlıklı  bir  şekilde  tedvin etmek   mümkün  değil. Çünkü  şimdiye  kadar  gerek  bilim adamları  ve  gerekse  sosyolog,   psikolog,  antropolog veya  varlık  bilimcilerinden  hiç  bir  kimse  veya  grup gerçek  anlamıyla  ve  tümüyle   insanı    anladığını ve  çözdüğünü  iddia etmemiştir. Dolayısıyla  insanı   tümüyle  tanımanın  tek   yolu vahiydir. Vahiy  kanalıyla  insan hakkında   elde  edilen bilgi sayesinde  insanın  gerçek  ihtiyaçlarıyla gerçek  olmayan  ihtiyaçları  ayırt  edilebilir.

Bu  meyanda   bir diğer  önemli hususta  şudur: Vahyin  yardımıyla  insan  haklarını  tedvin  salahiyeti ve  liyakatı  kazanan   kimselerin   vahyi  belli  bazı  maksat ve  amaçlar  için  kullanmaktan    ciddi  bir şekilde  sakınmaları  lazım.  Bir  başka   ifadeyle   vahyi  instrumentalleştirmekten   sakınmaları  gerek.     Bencil ve  hodhah  oloan ve  kendilerini eksen  gören  bu  kimselerın hukuk  tedvininde  bulunmaları  makul ve  makbul  olamaz. Çünkü    kendini   beğenmiş  ve  mihver  konumunda  gören  kimseler çoğu  zaman  hakka  karşı tavır  takınırlar.   Yani  bu tip  insanlardan  hak ve  hukuk  tedvinini  beklemek  zordur. Hatta  bazen  hakkı  batıl ve  betılı da  hakk olarak  göterebilenlerden   adilane  bir  hukuki  yasama  beklemek  mümkün  değildir.

Nitekim ayeti  kerimede   bu  konuya  ışık  tutmaktadır: “ Hakkı  batıla  karıştırmayın ve  bildiğiniz  halde  hakkı  gizlemeyiniz” Bakara  42  

Bu ayet   dini  ve  vahyi  kendi  menfaatleri  için  araç  kılan  ve  dolayısyla hakkı  batıl ve  batılı  ise  hakk olarak  gösterenlere  işaret  etmektedir.

İmam  Ali ( a.s) da   Nehc-ül  Belağede   bu  korkunç  ahlaki  çöküşe  işaret  eden beyanında  şöyle  diyor: Karşılaştığınız  bir  çok  şey  arasından  en  fazla  sizler  için iki  şeyden  korkuyorum. Nefsi  ihtiraslara    uymak ve  uzun  emel  ve  arzular   taşımak. Birinci  haslet  insanı  haktan  uzaklaştırır  ikincisi  ise  insana   ahireti  unutturur. İnsanın  iki   çeşit  ihtiyaçları veya  talepleri  vardır  fıtri ve  biyolojik.  İnsan  biyolojik   ihtiyaçların  teminini  asıl  hedef    olarak  kollarsa   mezkur  tehlike söz  konusu  olabilir. Ancak  eğer   fıtri  talep ve  arzular  insanın asıl  kaygısı  olursa  insan   fazilet  erdem ve  hakk arayışına  koyulur. İnsan hakkında  uzmanca  bir  görüş  beyanında   bulunmak  için  onun gerçek  ihtiyaçlarını   yalan ve  gerçek  dışı  ihtiyaçlarından ayırt edebilmek  gerek. Aksine, insan   tanınmıştır  zannıyla ve  gerçekte  ise  hakikaatı ve  beklentileri  idrak edilmeden insan hakları  beyannemesi  adı altında bir  karışım  insanlara  takdim  edilir.  Ancak “La  yusminu  wela  yuğni  min  cu’ ( ne  açlığı giderir  ne de  susuzluğu) Yani  insanın  hiç  bir  derdine deva  olmaz,  günümüzde de  bunu  muşahede etmekteyiz.

 

Tabiki bir  kimse  eğer   gerçek  anlamıyla insan  hakları  kaynaklarıyla  aşina  olmak istiyorsa,  dünya  ve  dünya ya  hakim  olan  ilahi düzen hakkında  da sağlıklı  ve  doğru  bir   bilgiye  sahip  olmalı.  Şu  anlamda,  Dünyaya  hakim  olan kevni (kozmik) düzenin belli  maksat ve  hedeflere  matuf  bir  düzen  olduğunu ve  hiç  bir  şeyin  boşuna ve  anlamsız  yaratılmadıuğını  idrak etmiş olmalıdır. “ Gökleri,  yeri ve  aralarında  bulunan  her  şeyi  hakk  üzerine  yarattık  Ahkaf  3

Tabiki    varlığın tacı  olan  insan,  bir  çok yüksek ve  ulvi  maksatlar  için  yaratılmıştır.

Sizleri  boşuna  yarattığımızı ve  bize  geri  dönmiyeceğinizi mi  sandınız  Müminun 115

 

Başında  Allah’ın  yer aldığı varlık  pramidiyle  birlikte  insan ve  cihan  tanındıktan  sonra,

hem  insan ve  hem de onun hakk  ve  hukuku  üstün  bir  konum kazanmış  olur.  Böyle  güçlü  bir  kaynağa  yani  vahye  istinaden  konuya  yaklaştığımızda,  duygu,  akıl ve  şuhud aşamaları başta  olmak  üzere  insan  varlığının  tüm  aşamaları  için  bir  hakk  söz  konusu  olur. İnsanın  bütün  boyutlarının takdir  edilip onurlandırılması insan  haklarının   kuşatıcılığını  beraberinde  getirir. Eğer  hepimiz  akıl ve  vahyin  yardımıyla insan haklarının  tedvininin  gerekliliğini   kabul  edersek. Böyle  bir  durumda  insan  haklarının konusunda  hiç  bir  şeyden  gaflet edilmiş  olmaz. Çünkü  Allah’ın  ilmi  bütün  ilimleri  kuşatmıştır. Hiç  bir  şey  Allah’a kapalı ve  örtülü  değildir.

Göklerde  ve  yerde zerre ağırlığında bir  şey O’ndan gizli  kalmaz. Bundan  daha  küçük veya  daha  büyük  ne  varsa  hepsi  apaçık  bir  kitaptadır.  Sebe  3

  Bir  başka  yerde de  şöyle denilmektedir  Senin  Rabbin  hiç biz  zaman unutmaz.” O  gayb ve  şehadet alemine  vakıftır. Allah  insana  hayat  hakkı  vermiş ve  onu  varlık aleminin en değerli  mahluku  nitelemiştir. Dolayısıyla  onun  yarar ve  zararını  herkesten  daha   fazla  bilmektedir. Onun  yararına olan  kanunları  her  kesten ve  çevreden  daha  güzel   koyanda  odur. İnsana   yakışan ve  yaraşan  ne  ise  onu da  en güzeliyle  bağışlayan  yine  odur.

İnsan  haklarının  bir  kaç  kişi veya  bazı  çevreler  tarafından  yazılmasının  bir  çok  sorunu  beraberinde  getireceğinden  gaflet etmemek  gerek. Çünkü  bunlardan  hiç  biri insan  hakkında   yeterli  olan kapsamlı ve  kuşatıcı  bilgiye  sahip  değildir ki  onun  hukuki  tüm  boyutlarına  hakim  olabilsin.  Bundan dolayıdırki tedvin edilen  kanunda  insanın  bir  çok  hukuki  boyutundan  gaflet edilebilir.  Eğer  insan haklarının  tedvin edenler  bu  yetkiyi  kaba  kuvvet  veya  politik  güçten  dolayı  elde  etmişlerse, kesinlikle  güç ve  sultayla  tedvin edlimiş  olan  bir  kanun  toplumsal veya  bireysel   zulme  ve  siteme    son  veremez.

Nitekim  kişi   cehaleti, hatası veya  güçsüzlüğü  nedeniyle  insanların  tüm  yarar ve  zararlarını celb ve   def  edecek  bir  kanun  tedvin edemez. Eğer  bir  kaç  kişi  bir  araya  gelip  bir  komisyon  şeklinde  insan  haklarını  tedvin  etmeye  kalkışırlarsa  yine  az veya  çok  farklı  derecelerde   hatalar,   sapmalar   ve  sorunlar baş  gösterecektir. Ayrıca  kişiler ve  gruplar  çoğaldıkça  görüş  ayrılıkları da  çoğalacaktır. Bu durumde   çoğunluğun  görüşünü  benimseyip  kabul  etmek  gerek. Tabiki  böylesi  bir  uygulama veya   çözüm  çaresizlikten  dolayı  olabilir. Çoğu  zaman  oluyorki  çoğunluğun  görüşü  isabetli ve  adilane  olmayıp insanın  gerçek   hukuki   beklentilerini  temin etmeyebilir. Herhalukarda   bahsettiğimiz  şekilde  hazırlanan  kanunların  bir  çok  sorunları  olabilir.

Dolayısıyla  en  iyi  çözüm  ve  yol  kanunların  tedvinine  vahyi  mudahil   kılmaktır. Vahiy  sayesinde   insanın  tüm  hukuki  boyutlarına    teveccüh  eden  en  iyi  kanunu  tedvin etmek ve  insanların  hizmetine  sunmak ve ancak  bu  vesileyle  hem  bireysel ve  hem de  toplumsal  alanda  adaleti  gerçekleştirmek  mümkün   olabilir.

Sonuç  olarak  şunu  söylemek  mümkündür: Yasama  konusunda  iki  nedenden  dolayı  öncelik  Yüce  Allahındır.

 

Birinci  Neden: İnsan  kendisine  varlık  bağışlayan  yaratıcısıyla  sıkı  sıkıya  bir   irtibat  içerisnde  bulunmaktadır. Bu  irtibat    hem  insanın  yaratlışının  aslı ve  hem de  bekasıyla  ilgilidir. Dolayısıyla  insan tekamul  sürecinde  Rabbine  muhtaçtır. Kendi  kendine  tekamül  seyrini katedemez. İnsan  haklarının  tedvini  ve   tahakkuku da bu  tekamul  seyrinde  atılan  önemli  bir adım  olduğundan dolayı  ölçüsü  ve  çerçevesi  varlığın  sahibi  tarafından  belirlenmelidir.

 

İkinci  Delil: İnsan  hakları  hazırlanırken.  İnsanın gerçek  ihtiyaçlarının  tesbit  ve  teşhisi   çok   büyük  bir  önem  arzetmektedir.  Bu  tesbit ve  tanımada  insanın  tüm  varlıksal  boyutlarına  tam  bir   vukufiyet  ile  mümkün  olabilir. Yüce  Allahın da  insanın tüm  boyutlarına   vakıf  ve  alim  olduğu  ap açıktır.  Öyle  ise  İnsan  haklarını  belirleme  yetki ve  salahiyeti  sadece   Allaha  aittir.

 


نظر شما



نمایش غیر عمومی
تصویر امنیتی :