Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 64447
Yayın Tarihi : 12/10/2014 4:51:09 PM
تعداد مشاهدات : 312

İslamı Tanıma 130 (İslam ve İnsan Hakları 6)

Kur’an insanın yaratılış sürecini anlatırken “Ahseni takvim” ( En güzel kıvam, şekil) ifadesini kullanmaktadır. Bu vesileyle onu melekler tarafından dahi saygı ve onura layık ve şayeste bir varlık olarak niteleyip şöyle diyor “ Ona şekil verip kendi ruhumdan ona üflediğim zaman (melekler) ona secde ettiler” Tabiki bütün bu saygı ve tekrim insanın ruhi ve manevi boyutu içindir ve sahip olduğu ruha binaen insanın fizik ve cismi de takdir ve saygıya layık ve şayestedir.


Tarih: 05.12.14
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.


İnsanın kapsamlı ve  kuşatıcı  bir  şekilde  tanınması, insan  haklarıyla  ilgili    yerel  veya  evrensel  kanunların  tedvini  için kaçınılmaz  bir  gereksinimdir. Şimdiye  kadar  hiç bir kimse  veya  grup  insan hakkında  kapsamlı  ve  eksiksiz  bir  bilgiye  ve tanımaya  sahip  olduğunu  idda etmemiştir,  aksine ilgili  tüm kimse  ve  grupların insanın  henüz  bir  çok  yönüyle   bir  mechul  olarak kaldığını itiraf etmelerine  dikkatle şu  sonuca  varıyoruz.  İnsanın  yaratıcısı  olan Rabbinin  dışında  kimse  insanı  hakkıyla,  eksiksiz ve   mükemmel  bir  şekilde  tanıyamaz.  Belkide  Kur’anı  Kerimin  şu  ifadesi  Bu  Kitapta  sizin anılmanız (hikayeniz) var  şu  gerçeğe  ışık  tutmaktadır.  Eğer  insanı  hakkıyla  tanımak  ve  onun hakkında  kapsamlı  bir  bilgiye sahip  olmak istiyorsanız Kur’ana  başvurun. Çünkü  Kur’an  insanın tanınmasında bize  önemli  bir  yardım  sağlamakta ve bu hususta  çok  önemli  bir  rol  ifa  etmektedir. Ancak  Kur’ana  baş  vurarak  insanı  hakkıyla  tanıyabiliriz.

 

Kur’an  insanın  yaratılış sürecini  anlatırken  Ahseni  takvim  ( En güzel kıvam,  şekil)  ifadesini  kullanmaktadır. Bu  vesileyle  onu  melekler   tarafından  dahi  saygı ve  onura  layık ve  şayeste  bir   varlık  olarak   niteleyip  şöyle  diyor  Ona  şekil  verip  kendi  ruhumdan  ona  üflediğim  zaman  (melekler) ona  secde  ettiler  Tabiki  bütün  bu   saygı ve  tekrim  insanın  ruhi  ve  manevi  boyutu  içindir ve sahip  olduğu ruha  binaen  insanın  fizik ve  cismi de   takdir ve  saygıya    layık ve  şayestedir. Bunun   içindir  ki   İslam  öğretilerinde insan  cismi  için de  bir  çok  çeşit  haklar  öngörülmüştür. Bir  insanın    cismine,  fiziğine  bir  saldırı  yapıldığında  veya  bir  zarar  verildiğinde  failin  suçuna   münasip  cezalar  öngörülmüştür. Öte  yandan  insanın   her  iki   boyutu   yani  cismi ve  ruhi  boyutlarının  terbiye  edilmesi için İslam  bir takım  kanun ve  kurallar  öngörmüştür.   Buna  binaen   insan  haklarına dayanak ve  mesnet  olma  hakkı Allah’ın  yetki ve  salahiyetindedir. Yani   ancak Allah  vahiy  kanalıyla  insan haklarının   çerçevesini   belirleyebilir. Tabiki  bazıları  bunu  hazmetmeyebilir veya  anlamakta  zorlanabilirler. Bir  başka  ifadeyle bazı  kimseler  ve  çevreler,   ilmin  bir  çok  alanda  söz ve etkiya sahip  olduğu  günümüzde  böylesi  bir  söz  ve  söylemi makul ve inandırıcı  görmeyebilirler.  Tabiki  bu  meyanda  biraz  havsala  gösterip  şu  cümle  üzerinde düşünmek  gerek: Meğer  konu  insan  hakları   değilmi?  Peki  eğer  insanı   savunacak bir  kanun  insanoğlu  için   teşri  edilip   onun gerçek  hukukunun tedvinine temel  teşkil edecekse,  böyle  bir  durumda  insan hakkındaki  bilgimizin  kapsamlı ve  kuşatıcı  olması  lazım  değil  mi? Peki  şimdiye  kadar  kimse  veya  herhangi  bir   grup ve  düşünce mektebi insanı  bütün  yönleriyle  tanımış  olduğunu  iddia edebilmişmidir? Dolayısıyla   insanoğlunun  insanı  tüm   boyutları ve  yönleriyle  kapsamlı ve  kuşatıcı  bir  şekilde  tanıması  ya asla  mümkün  değil  veya  oldukça   zordur. Dolayısıyla insanın  gerçek  anlamıyla  tanımanın  tek  bir  yolu  vardır.  O  da  insanın  yaratıcısı  olan  Halıkının  mutlak  ve  sınırsız  ilminden  yararlanmaktan geçer.  Bu da    vahye  munhasır  bir  durumdur. 

 

Biz  müslümanlar Kur’anın Allah’ın  kelamı  olduğuna  ve  insan için   nazil olduğuna,  insanın  tanınması  ve  bilvesile  munasip  bir  insan hakları  kanununun  tedvin edilmesinde  bize  yardımcı olacağına  inanıyoruz. Bu  inanç  Kur’an için  yüzde  yüz  ama  diğer  kitaplar için  bu  katiyet  söz  konusu  değil.  Çünkü  az veya çok  tahrif  edilmişlerdir.  Eğer  tahrif edilmemiş  olsaydılar onlarında  insan  ve  hukuk  hakkındaki  beyanları  aynı itibara  ve geçerliliğe  sahip  olacaktı  ve insanı  sağlıklı ve  doğru  bir  şekilde  tanıyıp  ona  uygun  bir  hukuk  düzenlemesinde  bulunmakta   bizlere  yardımcı  olacaklardı.

Konunun daha  fazla   açıklık  kazanması için  şu hususa da   değinmek  lazım.  İtikadi ve  ahlaki  konularda veya  bireysel ve  toplumsal  ameli  ahkam alanında  yanlızca  bilginlerin ve akillerin (entellektüellerin)  görüş ve  bilgisiyle  iktifa edemeyiz. Çünkü  bu alanlarda   bilginler ve  entellektueler  arasında   görüş  farklılığI  oldukça  fazladır. Enetellektueller veya  bilim adamları  tarafından  kabul  görmediğinden  dolayı  bazı şeyleri    reddetmek  makul  bir  yaklaşım değildir. Yani  biz   dini  öğretilerden  hareketle şekillenen  bazı  hakikatlerin  itibarını  entellektuellerin kabulüne terkedemeyiz.  Tam  tersine  entellektüellerin  yaklaşımlar   dini    öğretilerle  uyum  arzetmelidir. Dolayısıyla  entelektuellerin aklı  vahiyden  beslenmedikçe ona   güvenmek   söz  konusu  değil.

 

Tabiki  bu  demek  değildir ki  entellektuellerin  ve  bilginlerin söylediklerinde güzel  şeyler  yoktur. Ve  görüşleri   vahiyden  beslenmediği,  kapsamlı ve  kuşatıcı  olmadığından  dolayı hiç  bir  şekilde  insan  haklarına  dayanak  teşkil edemez.  Hayır  böylesi  bir  yaklaşım sergilemek  istemiyoruz.  Bunların  ciddi  ve  gerçekçi  olmayan  ancak  insanların  gönüllerine  hitap eden  çok  güzel ve   çekici  söylemleri de  olabilirler. Bunun  için   Yüce  Allah  bu    görünürde  hoş ve  cazip  görünen  ama arkasında  ciddi  bir  niyet  olmayan  sözler  konusunda  Peygamberini   uyarmakta  ve  şöyle  buyurmaktadır. “Onları  gördüklerinde  görünüşleri hoşuna  gider. ( dikkatini  çeker) konuşurlarsa  sözlerini  dinlersin.  Duvara  dayandırılmış  kütükler  gibidirler.  Her  feryadı  kendi  aleyhlerine  sanırlar.  Onlar  düşmandır  onlardan   sakın.  Allah  onları  kahretsin  nasıl  haktan  döndürüyorlar.Munafikun 4

 Günümüz  dünyasınada  bir  göz  attığımızda,    insanlığa  karşı  en  büyük  cinayetleri  işleyen ve  bütün  savaşların  sanaryolarını  çizen,  hiç  bir  cinaytten  geri  kalmayan  güzel    görünüşleri ve  dilleriyle  insanları  hak  ve  hukuk  konusunda  aldatmaya  çalışan ve  fesatlarını  ıslah  olarak satmaya  çalışan ve  bu  vesileyle  insanları  ve  hatta  iman ehlini de aldatan    kimseler ve   çevreler  az değildir.

 

Sözün  kısası  akıl  ve   bilgi  vahye  dayanmadıkça ve  Allah  ekseninde  şekillenmedikçe  insan ve  insan  haklarının  tedvini  konusunda  kabili  itimad  olamaz. Dolayıusıyla  insan  haklarının  tanımı  ve  tespiyiyle  tedvini  konusunda  vahye  dayanmak  gerek. İnsanın  tüm  boyutları,  talep  ve  ihtiyaçları  hakkında   cami ve  şamil  bir  bilgiye  sahiplenmek   ve insan  ile  ilgili asli ve  fer’i  konularda  saplantıya  maruz  kalmamak için Allah’ın  ilminden  yararlanmak  gerek.  Çünkü  insanın  gerçek  makam  ve  konumundan  gaflet  onun  hakkında  sağlıklı  bir   tespit ve  yargının  yapılmamasını  beraberinde  getirebilir.


 

 

 


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :