Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 64386
Yayın Tarihi : 12/9/2014 3:18:17 PM
تعداد مشاهدات : 323

İslamı Tanıma 129 (İslam ve İnsan Hakları 5)

İslam açısından insan haklarının saptanması ve tedvininden önce insanın cevherinin ve asaletinin ele alınması lazım.

Tarih: 28.11.14
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah  Ramazani


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.


http://fa.izhamburg.de/files/141/Image/Articles/1393/7/11/542e0858c3a64a18a5af068ad4b6f7bc.JPG
Üzerinde  önemle  durulması  gereken konulardan  biri de şudur:  İnsan  haklarını tespit  ve  belirleme hak ve  salahiyeti  kimim veya  kimlerin elindedir.  Çünkü  hak,  milli adet, adap ve  gelenekler  gibi itibari bir  husus  değildir. Çünkü  bu  tür  itibari  durumlar  bütün  insanlık  bireyleri  arasında  ortak  sayılacak  türden  değildir. Her  millet. Kavim  hatta  kabile  kendisinin   farklı  özel  şartları ve  konumundan  dolayı  kendine  mahsus  bir  takım adet ve  gelenkleri  bulunmaktadır. Ancak  söz  insan haklarına gelince   bu  konuda   tüm dünya  insanları   aynı asil  söz,  söylem ve  kanaatı  taşıyablirler.  Öyleki  tüm  insanlar  insan  hakları  konusunda  tedvin edilen  kanun veya  beyannameleri  kendi  millet ve  devletlerinin kanunu telakki  edebilirler. Çünkü  insan   hakları  kavramı  salt  itibari  bir   mefhum değildir  ki örf  ve  adetlerle  onu  tanıylaım veya  örf ve  adet  değiştiği  zaman  oda   değişmiş  olsun.

İnsan  hakları ile  ilgili beyanname veya  kanunlar  bütün  herkesin  nezdinde kabili  kabul  bir  niteliğe  haiz  olması  lazım.


İslam  açısından insan   haklarının   saptanması ve  tedvininden önce insanın cevherinin ve asaletinin  ele  alınması  lazım.  Bir  başka  ifadeyle insanın  hayat  felsefesi kendine  mahsus  özellikleriyle  tahlil edilmesi ve  insanın tüm   varlıksal  boyutları  nazarı  itibara  alınmalı ve  tüm  insanlar arasında  ortak  bir  mahiyete  haiz  olan  insanın  tüm  maddi ve  manevi, ferdi ve  toplumsal   istek ve  ihtiyaçlarının da göz  önünde  bulundurularak  insan hakları  kanun  veya  beyannamesinin  hazırlanması  lazım.  Dolayısıyla  insan haklarının  tedvininde  insanın ve  varlıksal  boyutlarının  tanınması en  önemli  bir  gereksinimdir ve  insan  hakları  tedvin edildiğinde  bunların   gaz  önünde  bulundurulması  gerek. İnsanın  yanlızca  bazı  boyutları  göz  önüne  alınarak insan hakları    tedvin edilirse  kesinlikle  böyle  bnir  tedvin veya  beyanname  eksik  olur.

 

Tabiki   bu meyanda  şöyle  bir  soru  akla  gelir: Hangi  yol  ile  insanı  tanımak, varlıksal boyutlarına  vakıf olup  asli ve  feryi  yönlerini  anlamak  mümkündür? Acaba    herhangi  bir  kimse  veya  bir hukuki  topluluk   biz  her  yönüyle  insanı  tanıdık ve  onun  şanına    layık  hukuki  makam ve  konumunu  elde  ettik   şeklinde  büyük  bir  iddiada  bulunabilirmi? Tabiki  bu  konunun  ilmi ve  akademik  bir  konu  olduğu ve  günümüzde  de  ciddi  bir  şekilde ele  alınıp  incelenmesi  gerek.  Her  ne  kadar  bu  gün    bir   evrensel  insan hakları  beyannamesiyle  karşı  karşıya  bulunmaktayız. İnsanın  varlıksal  bazı  boyutlarının  doğru  bir  şekilde  tanınmasıyla  birlikte savunabilir  makul    bazı  maddlerin  bu  beyannamede  yer aldığ  pek ala  mümkün. Ancak  bu  konuda  ilmi  araştırma ve  kritik  yapılacak  bir  çok  husus  mevcut  bulunmaktadır.

Tabiki  biz  dini  bakış  açısından insan  hakları  konusunu el alıp incelemeye  çalışacağız. Dolayısıyla ilk  olarak   ana  hatlarıyla  ve  genel  bir  şekilde  insan  hakları  konusunu  ele  alacağız. İnsan  haklarının  tedvini  için  ortak  bir  kaynak ve  dayanağa  ihtiyaç  duyduğumuz  şüphe  götürmez  bir  gerçektir.  Yani  eğer  insan haklarını hakiki ve  gerçek  bir  vecihle  tedvin ve  tahsil etmek  istiyorsak,  bu  hakların  tahakkuku  için dayanak  olarak  bir evrensel  anayasaya ihtiyaç  vardır. Çünkü  malum olduğıu  üzere  bir  memleketin  dahili için de  kanunlar  tedvin edildiğinde  ana  yasa  çerçevesinde hazırlanması  gerek.  Bunun için   evrensel  bir  anayasanın  göz  önünde  bulundurulması, insan  hakları  ile  ilgili  kanunların  teşri  edilmesinde  daha  fazla  başarı  elde  etmekte  bizlere  yardımmcı  olacaktır.  Örneğin  eğer  kadın  hakları.  İşçi  hakları   mültecilerin  hakları ve  benzeri  diğer  konuları  ele  alıp  bir  çerçeveye   oturtmak  istediğimizde, ilk  etapta  bütün  dünya  tarafından  klabul  gören  insan  hakları  prensiplerine  sahiplenmemiz  gerek. Akabinde  mezkur  alanlarda  teker  teker   tüm   kanun  maddeleri ve   fıkraları    tedvin edilip  uygulamaya  konulmuş  olur.

Tabiki  İnsan haklarının   genel   hatları ve  temel esaslarında dil, kabile, kavim, adet ve  gelenek  ve  ırk  ile renk  farklılıkları  söz  konusu  değil ve  bir   rol  ifa etmez. Çünkü  insan  hakları dediğimizde  rengi. Dini ve  ırkıyla  dili   nazarı itibara  alınmadan   insan  olması  hasebiyle  her  insan  bireyinin  hakkını ele  almaktadır.  Bir  başka  ifadeyle    evrensel  insan hakları  tüm kavim,  ırk ve  dillere  mensup  insan  bireylerinin  haklarını  teminat altına  almayı  amaçlar. Değerin  ölçüüsü  bu  kanunlara  bağlılık  göstermektir ve her   kes  bu  kanunlara uymakla  yükümlüdür.

Tabiki her  ülkenin   vatnadaş   hakları ve  yönetilenle  yöneten arasındaki  irtibat  evrensel  insan  hakları  kanun ve  prensipleri  çerçevesinde  hazırlanmalı.  İnsan   haklarının  asli ve  fer’i tüm  prensiplerinde ortak  olan  bir  husus  vardır. O da insan haklarının  onur  ve  saygınlığı  hususudur. İnsan  hakkımnda  yapılacak  sağlıklı ve  köklü  bir  tanıma  uygun  olarak  insan onurunun korunması  lazım. Buna  binaendir ki  mukaddes  kıtabımız  Kur’anı Kerim insan hakları  konusunda  insan  onuru ve  saygınlığın en  önemli  bir  asıl veya  prensip  olarak  görmektedir.  Gerçekten  biz  Ademoğlunu  onurlu  kıldık  Isra  70

 

Allah   Celle  Celaluhu  insanlığın  hidayeti ve  tanımının asıl  kaynağı  olan  Kitabını  da    Kur’anun Kerim  veya  Kitabun Kerim  onurlandırılmış   kitap   olarak  tanımlamaktadır.

İnsanların  onur  ve  haysiyetin  savunmak ve  adaleti  tessüs  ettirmek için  göndermiş  olduğu  Peygamberini  de  Resulün Kerim (onurlandırılmış elçi) olarak  nitelemiştir. Bu  mesajı  Peygamberlere   ulaştırmakla  görevlendirilen  melekler de onurlu  ve  hayırlı kimseler olarak tanımlanmışlardır. İnsanların  mal.  Can  nesil. Akıl ve  haysiyetlerini  emir ve  yasaklarıyla  korumayı  amaçlayan Rabbul  Alemin de  kendisini  Kalem  ile  öğreten   en üstün  kerem ve  bağış  sahibi  olarak  tanımlamıştır.

 


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :