Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 60910
Yayın Tarihi : 10/9/2014 1:28:30 PM
تعداد مشاهدات : 301

Kurban Bayramı Hutbesi

Kurban bayramından her ne zaman söz açılırsa, hemen Hz. İbrahim aleyhi selamın öğretileri akla gelir. Bu büyük Peygamber bir taraftan büyük imtihanlarla karşı karşıyaydı, öte yandan ise sürekli olarak bu imtihanları birer birer başarıyla veriyordu. Hem imtihanlar ve hem de elde edilen başarılar tüm muvahhid ve mümin insanlar için dersler ve ibretler hükmündedir

Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah  Ramazani
Tarih: 05.10.2014

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu,nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi Sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehli Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun

Kurban  bayramından  her  ne  zaman söz açılırsa, hemen  Hz.  İbrahim  aleyhi selamın öğretileri  akla  gelir.  Bu  büyük  Peygamber  bir  taraftan büyük  imtihanlarla  karşı karşıyaydı, öte  yandan  ise  sürekli  olarak  bu  imtihanları  birer  birer  başarıyla  veriyordu. Hem  imtihanlar ve  hem de elde  edilen  başarılar  tüm  muvahhid ve  mümin  insanlar  için dersler ve  ibretler  hükmündedir. Bu Peygamber  ihlası, aralıksız  gayret ve  çabası, Allah’a  kulluğu, şirk ve  putperestliğe  karşı  verdiği savaş,    tevhid   uğruna  verdiği  mucadele ve en  son  olarak  elde ettiği  imamet  makamıyla  tüm insanlık  için  bir  nümune-i  imtisal,  örnek  kişiliktir.

 

Bu  günlerde  Mina diyarında  bulunan  hacılar, hacda  yaptıkları  ritualleri ve amellerin batınına  ve  esrarına  vakıf  olmak ve  hikmetini   anlamak  için o büyük  Peygamberin hayat  hikayesini  bir  gözden  geçirip  muteakiben kendi hayatında ve seyru-sülukunda Onun gibi  hareket etmeye  çaba göstermelidir. Hacı olan kişi bu ilahi  seferden  geri  döndükten  sonra kendi  vatanında bir  tevhid ve   kulluk öğretmeni  olmalı  ve  ömrünün  geri  kalan  kısmında  ihlas ve  zühdü  denemelidir. Çünkü   Arafatı,  Minayı ve Meş’arı muaşahede  eden ve oradaki  maneviyatı yaşayan hacı, aslında  bir  nevi  mahşer  sahnesini tecruba etmekte ve  tabiki  bu  vesileyle  tevhidi  fıtratına geri  dönüş yapmaktadır. Meş’er de  gerçekten  bir  kaç  saatlıkta  olsa  mahşer  sahnesi  canlanmaktadır. Kişi  bu sahneyle  karşılaştığında  otomatikmen ölümü, hesap-kitabı ve  ilahi  mahkmeyi  hatırlamış  olacak ve  azda  olsa  kendine  gelecek ve ömrünü  eğer  Allahın  istediği  şekilde  ibadet.  nefis  terbiyesi ve  ameli  salih  ile geçirmemişse  bunun  da  hasretini  çekecektir.

 Bu sahnelerin  muşahede edilmesi ve fıtrata  dönüş  yapılmasıyla her  kes  kendi  istidat ve  yeteneğine  göre Allah-u Teala’nın  tecelliyatına  mazhar  olacaktır. Elde  ettiği  haleti  ruhiye  ile  Rabbiyle  daha  yakın bir irtibat  sağlayıp  onunla  halvete çekilebilir. Bu  anlar,  hacının  ömrünün  en güzel ve  manevi  haz ve  zevkle  yoğrulmuş günleri ve  saatleri  olacaktır. Bu  manevi  zevki  deneyen  hacı  Allah’tan  ömrünün  sonuna  kadar bu  haleti  ruhiyenin  devam ve  bekasını  talep  edecektir. Arefe  duasının  okunmasıyla kendisi, Rabbi ve   varlık  hakkındaki  bilgisi daha da artıp   yenilenmiş  olacaktır.  Duanın  şu   kesitine  ulaştığında şevk, coşku ve  heycanı  daha da  yükselmiş  olacaktır. 

Senden  daha  aşikar  olan  bir  varlık  varmıdır  ki  onun  nuruyla  seni  bulalım? Sen ne zaman  gizli  olmuşsunki dünyada  seni  aramak  için  bir  delil ve klavuz getirelim.?

Sen  ne zaman  bizden  uzak  olmuşsun ki sana  gelmek ve için alamet ve nişaneye hacet kalsın? Seni  kendine  nazır ve  gözetleyici  olarak  görmeyen  göz  kör  olsun. Senin  sevginden  bir  haz  ve  behresi  olmayan kulun ziyanda  olsun.”

 Duanın  bu  kesiti  insana,  fevkelade  bir  haz  ve  tavsif  edilemez   acıp ve  garip  bir  haleti  ruhiye  kazandırır. Kişi  kendisini Allah’a daha  yakın  hisseder. Bu meyanda  insan  geçmişinden ve  boş geçen  ömürden  dolayı  teessüf eder, üzüntü  duyar. Allah  bu  dikkat ve  teveccühü   şu  şekilde  dile  getirmektedir.  “ Arafat’tan  hep  birlikte  hareket  edince, Meş’aru’l  Haramda Allah’ı  anın, sizi  doğru  yola ilettiği  için O’nu anın.”

 

Meş’ar’ul  Harama  varıldığında  her  taraf  karanlıktır. Vadinin  dört  bir  yanında  Allah’ı  arayanların  yalvarış ve    yakarışlarından  başka  bir  ses kulağa  gelmemektedir. Tabiki  orası  artık  yatma  yeri  değildir. Orada  kişi geceyi,  teheccüdle, dua ile ve  raz-u  niyazla geçirmeli  ki  ilahi  ayda  ilahi  bir  koku  almış  olsun ve  o  kokuyu  vatanına ve  onu  bekleyenlere  armağan  olarak  getirsin.  Onu  ziyarete  gelenlere canının ve  ruhunun  hakikatıyla  bu  kokuyu  takdim etsin.

O  sahnelerin  hatıraları  zinde  oldukça, insanı  kulluğun   seyru  sülukuna  yönlendirir. İnsana  bir  safa  ve  nuraniyet  kazandırır ve  hacıların varlığıyla alemin  her  noktası ve  İslam aleminin dört  bir  yanı  ilahi  bir  renk  kazanmış  olur. Tavaf, Meş’ar, Arafat, Mina ve   Cemeratta    her  millet ve  devletten  milyonlarca  hacının  varlığı, milletler  ve  kültürler  arası  dostluk ve  kardeşliğin  pekişmesinde de  çok  önemli  bir  rol   oyanamaktadır.

 Kurban  gününde    şu  hususa da  dikat  etmek  gerek: Tevhid  dergahına  ayak  basmak  isteyen herkes, kendisini  Allah’tan ve  haktan  uzaklaştıran  her türlü sevgiyi ve  bağlılığı kurban edebilmeli. Çünkü  insan dünyadaki  bağlılıklardan  koptuğu  oranda  Allah’ın nezdine  aziz  ve  muteber  olur ve  O’nun yakınlığına   mazhar  olur.   Dünyalılklardan  tamamen  kopabilirsa tam anlamıyla  muvahhid ve  mukarreplerden  olup  özel  bir  makam ve  mevki nail  olur. Bunun nişanesi  ise   kişinin  ibadet ve  kulluğunu   tam  bir aşk ve  şevk  ile  yapması ve  bundan   tavsıf edilemiyen  bir   zevk ve  haz  duymuş  olmasıdır.  Sözün kısası; Hazreti  İbarhimin  yaptını  yapabilmek ve  vardığı  yere  varmak.

 

 O  sadık  bir  rüya  vesilesiyle,  tüm  insanlık  için  tevhid  muallimi olmak için  İlahi  bir  emanet  olan İsmailin sevgisinden ve  ona olan  bağlılıktan  ferağet etmesi  gerektiğini  öğrendi. O  bu  rüya ve akabinde  gelen  diğer  imtihanları  başarıyla  verdikten sonra İmamet ve Khalilullah  makamıyla  mükafatlandırıldı. Hazreti  İbrahim  bundan  sonra  daha  fazla  Allah’ın  celal ve  cemalının  tecelliyatına  mazhar  olup her kes  için  mükemmel  bir  örnek ve  olgu  oluverdi. Dolayısıyla  ilahi  kitaplara ve  peygamberlere  inanan her kes  kendini Hanif  olan hazreti İbrahimin  mensubu  ve  milletinden  görmektedir. Tüm  semavi  dinlere  İbrahimi  dinler  denilmektedir. Bu Allah’ın Hazreti  İbrahime   bu dünyada  vermiş  olduğu  en büyük  mükafattır. Aslında  Kurban  bayram  şeytani ve  nefsani  eğilimlerle dini ve  şer’i  irade  arasındaki   savaşın ilahi  kulluğu seçmiş  irade  tarafından  kazanılmış olmanın  şenliğidir. Allah’ın gerçek ve   samimi  olan  kulu,  Allaha  ittaat edip  onun  buyruklarına  boyun eğerek her türlü  nefsani ve  şeytani  temayüllerle  mücadele  eder ve  kulluk  yolunda  sağlam  adımlarla  illerler. Kurban   bayramı tevhid ve Allaha  yakınlaşma ve  vuslatı  idrak etme  medresesi  hükmündedir..  Kurban  bayramı  şeytanın  vesveseleriyle mucadele  eden ve  bu  mucadeleyi  kazanan salik  insanların  manevi  gücünün  yansıtıldığı  gündür. Kurban  bayramı  günü  heva,  heves ve  dünya  bağımlılığından  kurtularak  dünya  cennetini  yaratma ve  yaşama  günüdür.

 

 


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :