Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 58722
Yayın Tarihi : 9/6/2014 6:19:33 PM
تعداد مشاهدات : 428

İslamı Tanıma 124 (İslam ve Şeriat 18)

Kendi nefsini kontrol edip muahsebe ve murakebe altında tutarak Allah’ın rızası ve yakınlığına mucib olan tüm amel ve ahkamı bu cümleden hatta mustahab olan amel ve ibadetleri yerine getirmek için ciddi çaba gösterir. Arif insan irfani seyrğ- süluku ve terbiyesi için ömrünün sonuna kadar kendini şeriata muhtaç bilir ve bir an olsun şeriattan uzak kalmaz


Tarih: 25.07.14
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah  Ramazani


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.

 

Bu  günkü  hutbemizde  İslam ve  şeriat ile  ilgili  konu ve  bahislerimizi  derleyip  toplayacağız.  Konuyla  ilgili  yaptığımız  konuşmalar ve  irad edilen hutbelerden  şu  sonuca varmış  olduk:  İslam  dini, tüm  insanlar ve  zamanlar  için geçerli  olan kapsamlı  ve  kuşatıcı  bir şeriata  sahip  bulunmaktadır.1 Fıkıh  ilmi ise bu  kapsamlı   şeriatın    izahı ve açıklammasında çok  önemli bir  rol  ifa etmektedir. Dolayısıyla   fakihler  zaman  zaman  çok  zor  şartlar altında  gece  gündüz bir  gayret ve  çaba göstererek şer’i  kaynaklardan ahkam  çıkarıp, müslümanlara yaşam  kanunlarını  göstermekteler. Farklı zaman ve  mekanlarda  insanların  islami ve  insani  yaşamı  için gerekli  olan  kanun ve  kuralların  şer’i  kaynaklardan  istinbatı ve   derlenmesi  derin   fıkhi  bir  ictihad gerektirmektedir.

 

Bizleri  İslam şeriatının kaynaklarıyla  birleştiren  en güvenilir  yol   fıkhi ictihad  yoludur.  Fıkıh ilmi, ahlak, ameli  irfan, eğitim ve  diğer  bazı  insani, ticari ve sosyal  ilmlerle  sıkı sıkıya  bir  irtibatı  bulunmaktadır. Hata    sonuç  olarak birbirlerini etkilemekteler. Fıkhi  emirler ve  yasaklar dünyanın  ömrü  devam edinceye  kadar bir ihtiyaç ve  gereksinim olarak kalacaklardır. Bunlara gerek kalmayacak  bir  zaman  mevzubahis  değildir. Tekamul arayışında  olan  insanın tekamulünde   bu  ilimlerin  hepsi  tekmili  bir  rol ifa etmektedir. Örneğin  ahlaki  erdemler, fıkhi  ahkmadan azami  derecede  yararlanılmasında önemli  bir  rol oynamakta.  Doğru- dürüst  olan,  bağışlayan,  yardım sever, haya ve  iffetle  donanmış  olan  insanlar,  şeriatta  beyan edilmiş  olan  ibadi  amellerinden diğerlerine  göre  daha  fazla  bir  randıman  alırlar. Aksine, yalan,  kibir, kin, nefret, hırs ve  cimrilik  gibi  ahlaki  rezaletler de,  amellerin kabulü ve  istenilen  randımanın  sağlanmasının  önünde   büyük  bir  engel  teşkil etmekteler. Fıkıh ta  ahlaki  erdemlerin  oluşması ve  rezaletlerden  uzaklaşmasında aynı  rolü ifa etmektedir. Çünkü  fıkhi ameller  insanın ahlaki  faziletlerle  daha  güzel  donanmasını  beraberinde  getirir. Örneğin  eğer  bir kimse  namaz  kılıyorsa,  namaz  onu  kötülüklerden.  Azgınlıktan ve  günahlardan uzaklaştırır.  Eğer  namazın adap ve  erkanına  tam  bir  itina  ve  teveccüh  gösterilirse, insanın  huzur ve  sükuneti ve   namazından  aldığı  haz daha  fazla  olacaktır.

Kur’an, namazın   ahlaki ve  ruhi  etkilerine  vurgu yapmakta  ve  şöyle  buyurmaktadır:

Beni  anmak  için  namaz  kılın.”  “ Ancak  Allah’ın  zikriyle  kalpler yatışır”  “Muhakkak ki  namaz  insanları çirkinliklerden,  günahlardan ve  azgınlıktan  uzaklaştırır.

 

Fıkıh  ile  ameli  irfan  arasındaki irtibat da  aynen böyledir. Salik veya arif  olan kimsenin fıkıhtan    kazanımı  ve  faydası  diğer  insanlara  oranla daha  fazladır.  Çünkü  arif  insan fıkhi  ahkamı  dikkatlice ve titizlike  uygular. Kendi  nefsini  kontrol edip  muahsebe ve  murakebe altında  tutarak   Allah’ın rızası ve  yakınlığına  mucib olan  tüm amel ve  ahkamı  bu cümleden  hatta  mustahab olan amel ve  ibadetleri  yerine  getirmek  için  ciddi  çaba  gösterir. Arif insan irfani  seyrğ-  süluku  ve terbiyesi için  ömrünün  sonuna  kadar  kendini şeriata  muhtaç  bilir  ve  bir  an  olsun şeriattan  uzak kalmaz.

Fıkıh  ile  eğitim  bilimi arasında da  yakın bir  irtibat  bulunmaktadır.  Çünkü  fıkhın  istidatların  rüşd ve  inkişafındaki  etkisi  oldukça köklüüdür,  her  şer’i  amel  ve  görevin  yerine  getirilmesinde   bu etkiyi  görmek  mümkündür. Aslında tüm yetenekler ve  varlıksal  kapasitelerimizin inkişafında fıkıh  emsalsiz  bir  rol  ifa etmektedir.

 

İslam    şeriatında hak  ile sorumluluk arasındaki irtibat  konusunda da şu  sonuca  varmıştık. Nerede  sorumluluk  varsa  orada hak  vardır ve  nerede hak  varsa    orada  sorumluluk  vardır.  Bu  iki  husus  bir  diğerinin  mütemmim  cüzü  hükmündedir. Bir madalyonun iki  yüzü  gibi. İnsanlarla  ilgili  olarak   hak ve  sorumluluk   meselesi  oldukça  açık  ve nettir. Yani  bir  insanın  eğer  başka  birisine  karşı  bir   sorumluluğu  varsa, tabiki  onun da  buna  karşı  bir hakkı  vardır. Eşlerin  birbirlerine karşı veya  ebeveynlerin ve çocukların  birbirlerine  karşı olan hak  ve  sorumluluklarında  olduğu  gibi.  Hükumet  ile  halk arasındaki  irtibatta da durum  bundan ibarettir. Ama  kul  ile Allah arasındaki  ilişkilerde  durum  farklıdır. Yani eğer  insanlar Allah’a ibadet edip  namaz oruç ve   benzeri  ibadetleri  yerine  getirmekle  mükellef  kılınmışlarsa, Allah için  bir yarar  veya hak  beraberinde  getirmiyor. Allah  insanlara   lütuf  ve  ihsanda bulunmak ve  ellerinden  tutup  doğru  yola  yönlendirmek için   peygamberleri   vasıtasıyla  onları  hem dünyada  ve  hem de   ahirette  mesut  ve  bahtiyar  kılmak  üzere  bir  takım  yükümlülükler  koymuştur.  Bu açıdan konuya  yaklaştığımzda, İlahi  ahkam   ve  şer’i  kanun ve  kuralların  insanlar  için ilahi  bir lütuf  ve vergi  olduğunu  göreceğiz. Eğer  bunlar  olmasaydı,  insanoğlu  kendi  yolunu ve  rotasını doğruca  belirleyip  uygun  hareket edemzdi.

 

Bir  diğer  önemli  husus  ta şudur: Tüm mükellefler  ömürlerinin  sonuna  kadar  şeriata  ihtiyaç  duymaktalar. Allah’ın  velisi  makamına  ermiş  olan  kimseler de  ömürlerinin  sonuna  kadar hem  ferdi ve  hem  de  toplumsal  sorumluluklarını  yerine  getirmek için  şeriata  muhtaç durumundalar. Hatta   irfani ve  manevi  alanda  mesafe  almış  olanlar şeriata   daha  fazla  ihtiyaç  duymaktalar. Onlar bir  merdivenin  bir  çok  basamağını  çıkmış  ve  son  basamaklarda  olan ve  bir  yanlış  yaparak  yukarıdan aşağıya  yuvarlanma  tehlikesi  olan kimseye  benzemekteler. Böylesi insanlar  kazanımlarını  elden  vermemek için diğerlerine göre  şer’i ahkamı uygulama  hususunda  daha  ciddi  olmalıdırlar. Çünkü   mana  aleminde    mesafe  almış   bu  insanları  tehdit eden tehlike  daha  büyüktür.

Fıkıh  ile   psikoloji, toplum bilimi,  ticari  bilimler,  hukuk  ve   diğer  bilimler  arasında  da  benzer  ilişkiler  mevcut  bulunmaktadır. Örneğin  fıkhi  bilgisi  olmayan kişi  ticari  hayatında  helal ve  harama  riayet  etmez. Haklı ve  haksız  kazanç  kendisi  için bir  anlam ifadet etmez.  Önemli  olan  her  ne  şekilde  olursa  olsun kazanmak ve  biriktirmek .  Fıkhı  bilen kişi   hem ticaretin  helal ve  haramına  riayet eder. Parayı ve  ticareti  bir  hedef  değil    dünya  ve ahiret  saadetini  temin eden  bir  vesile   görür.  Başkalarına  yardım etmek  ve ihtiyaçlarını  bertaraf etmekle  ahlaki erdemleri  kendinde  daha   da  pekiştirir.  Mali  sorumluluklarını isteyerek ve  haz  duyarak  yerine  getirir. Direkt  veya  dolaylı  olarak  bütün ilimlerle  fıkıh  veya  daha  genel anlamıyla  şeriat  arasında  irtibat  mevcut  bulunmaktadır.

 

Şeriat  ile  ilgili  hatırlatılması  gereken  bir  diğer  önemli  husus  ta şudur. İlahi  ahkam ve  kanunlar  bir  bütün  olarak ele  alınmalıdır. Çünkü  bir   bütün  olarak ele  alınmadan yapılan    tahlil  ve  analizler  bir  çok  yanlış  algı  ve  yaklaşımlara  sebebiyet  vermektedir. Kuşkusuz ilahi  ahkam ve  kanunlar  bütünü  olan  şeriat,  insanların  elinden  tutmak,  insanlca  yaşamayı  öğretmek ve  sıratı  mustakimden  sağa  sola  sapmamaları için öngörülmüştür. İnsanların  bu  kanunlara,  bilhassa  toplumsal  alanda  aykırı  hareket ettiklerinde cezalandırılmaları  gerek. Toplumsal   huzur ve  asayış  bunu  gerekli  kılmaktadır. İslam’ın şeriat  eksenli  oluşunu şiddet ve  kaba  kuvvetin  yayılması  olarak  görenlerin  cevabında şunu  söylemek  gerek:  B  şekilde  düşünen  insanlar üsulen İslam hakkında yeterli ve  sağlıklı  bir  bilgiye  sahip  değillerdir.  Bunlar  ya  cahildirler veya  başkaları  hesabına  İslam aleyhinde  taşironluk yapmaktalar. Tabiki  İslam  şeriatı da   diğer  hukuk  sistemleri  gibi,  toplumsal  düzeni  bozan  ve  kaos yaratmaya  çalışan  kanun  bozuculara karşı  bir  takım cezalar  öngörmüştür. Beşeri  toplumların  doğru  dürüst  bir  şekilde idare  edilmesi  için bu  tedbir makul ve gereklidir.

Fıkhi  anlamda  İslam şeriatının  ahlak ve   ameli  irfan  ile  olan    çok  yönlü  irtibatı hakkında  çokca  konuşulmuş ve  yazılmıştır. Bu  hususta  kısaca   şunu  söylemekle  yetiniyoruz. Fıkıh, müslümanların dünyevi,  uhrevi, ferdi ve  toplumsal görev  ve  sorumluluklarını ele  aldığı için,  ahlak ve  maneviyat  ile  yakın bir  irtibat  içerisinde  bulunmaktadır. Karşılıklı  bir  etkileşim ve teamul  söz  konusudur. İslam  şeriatı  ile  ameli  irfan  ve  eğitim  (pedagoji)  arasında  da aynı  ilişki mevcut  bulnmaktadır. İslam  açısından   insanın  şahsiyeti ve  kimliğinin  şekillenmesinde    etkili  olan  tüm  ilimler ve  faktörler  bu  cümleden inanç, ahlak, ameller,  dünya  görüşü, bireysel ve  toplumsal  yaşamımızda  önemli  bir  rol  ifade eden   değerler ve erdemler arasında  akli ve  mantıki  bir  irtibat  söz konusudur. Çünkü  bütün bu  unsurlar, insanın   yaratılış  felsefesine   doğru  şahsiyetinin  şekilenmesi ve  tekamulünün sağlanmasında  önemli  bir  rol  ifa etmekteler.

 

Kısacası  şeriat, insanın  yaşamdaki  misyonunu  belirleyen  bir  takım  kanun ve  kurallar  mecmuası  olarak  dinin en öneml   parçasıdır. Şeriat insan kişiliğinin  şekillenmesinin  önemli  unsurudur. Allah  peygamberler  vasıtasıyla  insanca  yaşamamız, dalalet ve  sapıklığa düşmememiz,  dünya  ile  ahiret  saadetini  yakalamamız   ve  Alah’ın  celal ve  cemaline  iyi  bir  ayna  olmamız için  şeriat  denilen  kanunlar  bütününü   öngörmüştür.

 

1-Şeriat  kavramı  bazen dinin tümü  için ve  bazen de  dinin   vazife  ve  sorumlulukları beyan eden  bölümü  için  kullanılmaktadır. Bizim konumuz ikinci  anlam ile ilgilidir.

 



Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :