Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 58481
Yayın Tarihi : 9/2/2014 3:22:31 PM
تعداد مشاهدات : 410

İslamı Tanıma 123 (İslam ve Şeriat 17)

İnsanların rüşd ve tekamulü için tüm imkanları hazırlayan ve hidayetleri için sayısız peygamberler gönderen ve semavi kitaplar indiren Yüce Allah, kendi mahlukatına ve bilhassa eşrefi mahlukat olan insana olan sevgi ve rahmetine binaen doğru yaşamanın yollarını onlara göstererek, onların maslahat ve yararlarını teşride nazarı itiabara almıştır.

Tarih: 25.07.14
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah  Ramazani


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.

 

Fıkıh  ilminde,  hakkında  detaylıca   konuşulması  gereken bir  diğer  önemli  husus  ise  ilahi ahkam ve  teşride  mevcut  bulunan  maslahat  ve menfaatlerdir.  İlahi  ahkam,  mükellefler  için gerçek  bir  takım yarar  ve  zararlara  binaen konulmuştur. Çünkü  eğer  ilahi  ahkam ve  şer’i  kanun ve  kurallar  bir  takım    yarar ve   zararlara (mefasıd ve  mesalıh) binaen şekillenmiş  olmazlarsa,  bu  Yüce  Allah’ın  hiç  bir    mantıki delili ve nedeni  olmaksızın  insanlara bir  takım  yükümlülükler  getirdiği  anlamına gelmektedir. Tabiki  bu  Allah’ın  sonsuz ilim ve  hikmetine ters  düşmektedir. Dolayısıyla bütün  İslam alimleri  mustakil veya  dolaylı olarak tüm  ahkamın bir  takım yarar ve  zararlara  binaen  konulmuş  olduğu  hususunda  görüş  birliği içindeler.

Buna  binaen Allah,  belli  menfaat ve  maslahatlara  binaen veya zararları  defetmek için  şer’i ahkamı  kanunlar  şeklinde  teşri  etmiştir.  İnsanların  rüşd ve tekamulü için  tüm  imkanları  hazırlayan ve  hidayetleri  için  sayısız  peygamberler  gönderen ve  semavi  kitaplar  indiren  Yüce  Allah,  kendi  mahlukatına ve  bilhassa  eşrefi  mahlukat  olan insana  olan  sevgi ve rahmetine  binaen doğru  yaşamanın yollarını  onlara  göstererek,  onların maslahat ve yararlarını teşride  nazarı itiabara  almıştır. Kısacası  bir   zararı defetmeyen veya  bir  yararı celbetmeyen  bir  şer’i  hüküm  ve  kanun yoktur.

 

Nasılki  tekvini (varlıksal) kanunlar bir çok  çeşit maksat ve manaya matuf ise, aynı şekilde  şer’i kanunlar da   belli  bir  takım makul  hedeflere   binaen  konulmuştur. Yani   şeriat zarara  sebebiyet  veren hiç  bir amel ve  davranışı  insandan  talep etmemektedir. Çünkü  böylesi  bir  talep hikmete ve  insanın yaratılış amacına aykırıdır.

İslam  şeriatında  kanun  halini  almış  olan  her  hususta   yararın celbi veya  zararın def’i  vardır. Eğer  iki  şer’i hüküm  birbiriyle  çakışırsa daha önemli  olan önemliye  tercih edilir.Yani  “muhim, ehem“ (önemli, daha önemli) kaidesi  devreye  girer. Örneğin bir  yabancı  kadına   dokunmak veya onu omuzlamak  haramdır. Ancak  bir  kadının yanma  veya  boğulma  tehlikesiyle  karşı  karşıya  kaldığını  ve yardıma  ihtiyacının olduğunu  gördüğümüzde, canı  kurtarmak,  namahreme  dokunmaktan  daha  önemli  olduğu  için küçük  olan  hüküm büyüğe  feda edilir.  Kadın namahrem de  olsa kucaklanır ve  kurtarılır.  Ameli akıl  bunu  gerektirir. Akıl  ile  nakil arasında da  çakışma  olmaz.  Eğer  çakışma  var  ise  ya  akıl  salim  değil veya  nakil  sahih  değildir. Önemli ve daha  önemli hususunda  örnekleri çoğaltabiliriz.

Allah bir  istinbat (hükmü  tespit) kaynağı  olarak akla,  her hangi bir  yerde  bir   yarar veya  zararı  tesbit etmek gerektiğinde  devreye  girmesine  ve  eylemin  iyilik veya  kötülüğünin teşhisine  izin  vermiştir. Bu  oldukça  önemli  olan bir  husustur. Çünkü  akıl neye  hükmederse  şeriat da  ona  hükmeder. Şeriatın  hükmü de aklın hükmüdür. Tabiki vacip veya  haram hükmü  Yüce  Allahtandır.  Akla  düşen ahkamın keşfine  çabalamaktır.

Bu bağlamda Kur’an ve  hadis  hakkında da şöyle denilmektedir.  Bu  ikisi Yüce Mevlanın  ahkam ve  fermanını ve  iradesini  keşfedip  insanlara anlatmaktadır. Bu  konu ihtisas  gerektiren  bir  konu  olduğu  için  başlı  başına   ele  alınması lazım. Fakat  kısaca  şunu  söylemek  mümkündür.

 

Şeriattaki  tüm  emir  ve  yasaklar  belli  bir  hikmet ve maslahata  binaendir. Bir  prensip  olarak  bu husus   kabul edildiğinde bir çok fıkhi  sorun  kendiliğinden  halledilmiş  olur. Dolayısıyla  eğer  belli  bir  hükmün  hikmeti   sınırlı  akıl  ile  idrak edilmezse  hemen  o hüküm  hakkında  kuşkulanmak veya  onu inkara  kalkışmamak gerek.  Tabiki  ictihadi  konularda delil  sunmak lazım ve  her  ictihadi  fetva  bir  delil  gerektirmektedir. Şer’i  ahkamın  istinbat  kaynakları  hakkında  bilgi sahibi  olmayan  kimse bu  konuda  görüş  beyanında  bulunma  hakkına  sahip  değildir. Şer’i  konularda  bir  görüş  veya  düşüncesi  olan  kimsenin, kesin  bir  kanaat  beyan etmeden veya   herhangi  bir   şüpheyi  gündeme  getirmeden  önce işin  uzmanı  olan  kimslerle  görüşüp  ve  teorilerini  tartışması  lazım.

İnsanın  boşuna  yaratılmamış  olduğu ve  Allah’ın  insanın rüşd ve  tekamulü  için tüm  imkanları önceden sunduğu ve  hidayeti  için  hem  deruni  paygember  yani  akıl  ve vicdan bağışladığını ve  bu  peygamberi  desteklemek için  sayısız  peygamberler ve  hidayet önderleri ve  imamları  göndermiş olduğu  gerçeğine   dikkatle, İlahi kanunların da  insanı sapıklıktan ve  delaletten  kurtarıp  insanca  yaşamasına  ortam  hazırlamak  için  teşri  edildiği  anlaşılmış  olur.

İlahi  kanunların  maslahata  binaen   konulduğu gerçeği,  bir  çok  kuşkuyu ve   yanlış  yorumu  bertaraf edip  insanları  bu  kanunların insanların  yararı  ve  maslahatı  için  konulduğu  yönde  ikna etmek için iyi  bir  delildir. Faydası ve   zararı olmayan  bir  emir veya  nehiy  söz  konusu  değildir. Bu  prensip  hakkında  malumatı  olmayan   bazı  kimselerin şeriatın aslı veya  bazı  ahkam ve  kanunları  hakkında kuşku ve  tereddütlere  kapılmaları  mümkündür. Halbuki  kapsamlı  ve  kuşatıcı  olan  şer’i  kanunlar yaşamın tüm  boyutlarında  insanı mesut ve  bahtiyar  kılmak  içindir.  Ferdi ve  toplumsal   olarak  insanlar eğer  bu kanunları  uygulamaya  koyarsa, her  tarafta  huzur ve  güven  hakim olur.  İman, akılcılık, takva ve  maneviyat gibi  değerler  toplumda  yerleşmiş  ve  kökleşmiş  olur.

İslam Şeriatı, şeriatı semhadır. Her türlü  zarar ve  ziyanı insandan uzaklaştırır. Allah  dinde  insanlar için sıkıntı kılmamıştır.  Şeriat  dünya ve  ahiret maslahatına  tabidir. Pak ve  temiz niyette  oldukça  önemlidir. Takva ve pak  niyyet amelin  kabulü  için en önemli ölçüdür.

“Allah  ancak  muttakilerden  kabul  eder.“

 


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :