Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 58232
Yayın Tarihi : 8/29/2014 3:12:47 PM
تعداد مشاهدات : 478

İslamı Tanıma 122 (İslam ve Şeriat 16)

İslam irfanında, kişi eğer hakikata, maneviyata, pak ve temiz bir deruna sahiplenmek ve kötülük ile çirkinliklerden arınmak istiyorsa bunun yolunun şeriat ve ilahi ahkama ittiba olduğu detaylı bir şekilde mevzubahis olup tartışılmıştır. Hakikat ve maneviyata götüren tek yol şeriattır.

Tarih: 25.07.14
Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah  Ramazani


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.
 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.


Kur’an açısından  ahlak  ile şeriat arasında ki  ilişki ve  irtibat  hakkında çokca  konuşulmuş ve  yazılmıştır.  Ancak      tüm  dinlerde  bir  temel esas  olarak   kabul edilmesi ve  dinin   zaruretlerinden  sayılmasından  dolayı   namaz ile  ahlak ve  maneviyat arasında  varolan  yakın ilişkiyi  ele  alacağız.

Ayet ve rivayetlerden  insanların  yüce ve  ülvi   hedeflere  varmak ve  hakikatı  yakalamak için  yaratılmış  olduğu anlaşılmaktadır.  Yüce    Allah,  insanların  yaratılış  hadaflerine  ulaşıp  hakikata  varmaları  için  gerekli  olan imkan ve  ortamı   hazırlayıp  insana   sunmuştur. İnsanın  yücelmesinde  önemli  bir  rol  ifa eden  hususlardan   ve vesilelerden biri de  namazdır. Allah’a ve  hakikate  ulaşmanın   belki de  en  önemli  vesilesi  namazdır.  Allah’ın  rızası  ve   yakınlığını  elde  etmiş  olan  kimse aslında  ilahi  yaşamın  temelini  oluşturan  hakikat ve  maneviyata   nail  olmuştur.

Ehl-i Beytin  on  ikinci  İmamı  olan  İmam Hasan el-Askeri  (a.s)dan  konuyla  ilgili  olarak  şu  rivayet  nakledilmiştir:  “ Allah’a ulaşmak  uzun  bir  yolculuktur.  Bu  yolculuk  ancak  namaz ve  gece  ibadeti  ile müyesser olur.”1  İmam Muhammed  Bakır  (a.s) da    bu  hususta  şöyle  buyurmaktadır: Allah  indinde  namaz  o kadar  önemlidir ki, eğer  kişi  Allah tarafından  kabul  görecek şekilde  namazını eda  ederse, diğer  amelleri de   kabul  görecektir.

Rivayetin  metni  şöyle   “ Ahirette  insanın ilk olarak  hesaba  çekileceği  şey  namazdır. Eğer  namazı  kabul edilirse  diğer  amelleri  kabul  görür. Eğer  namazı  reddedilirse  diğer amelleri de  rededilir.”2
 

İnsanın tekamul ve  manevi yücelişinde ki  önem ve  etkisine  binaen namaza  bu kadar  ihtimam ve  teveccüh  gösterilmiştir. Namaz manevi ve  ruhi hastalıkların  tedavisi  için en  önemli deramandır. Namaz  insanın  imanını  ve  muvahhid  oluşunu  büyük  ölçüde  belirler. İnsan ancak  namazda  kalbi  idrak ve   şuhud  ila ilahi cemalı  müşahede edebilir. Her  gün  defalarca tüm  vücuduyla  Allaha  teveccüh  eder ve teveccühün hakikatını ilahi  dergaha  arzeder. Bu  vesileyle    gönül  vermiş  bir  aşık  misali maşukuna maddi ve  manevi  huzurunu  takdim eder…

Namazın  halktan hakka ve  kesretten vahdete  yapılan  yolculuktaki  rolü   emsalsızdır. Namaz  kılan mümin Allah’ın esma  ve sıfatlarında fenayı  yakalıyarak maneviyatın en  yüksek  mertebesi ve  zirvesi olan  yakin makamına ulaşabilir.

“ Yakine ( perdenin  kalktığı  ölüm anına kadar) ulaşıncaya  kadar Rabbine  ibadet  et.”3

İslam  irfanında,  kişi  eğer hakikata,  maneviyata,  pak  ve  temiz  bir deruna  sahiplenmek ve kötülük  ile  çirkinliklerden arınmak istiyorsa  bunun  yolunun şeriat ve  ilahi  ahkama ittiba  olduğu detaylı  bir  şekilde   mevzubahis  olup  tartışılmıştır. Hakikat  ve  maneviyata  götüren  tek  yol  şeriattır. Kişi  ömrünün  sonuna  kadar  şer’i ahkama  bağlılık  göstermekte  özen ve  itina   göstermelidir.   Kişi  şeriat ve  ibadetle  yakin  hasıl ettikten  sonra artık şer’i  ahkama  bağlılık ve  ibadi  vecibeleri  yerine  getirmek lazım  değil  şeklindeki  yaklaşım  tamamen  batıl ve  asılsızdır. İnsan maneviyatta  ne  kadar  mesafe  alırsa  şeriata  nispeten  titizliği ve  ciddiyeti  daha bir artmış  olur. Şunu da  unutmamak  gerekirki  insan hangi  makamda  bulunursa  bulunsun  ona  munasip  tehdit ve  tehlikeler, gaflet  gösterildiğinde  insanı  delalet ve  sapıklığa  götürebilir. Bunun için    yüce  makmalardan   hubut (düşmemek) etmemek ve  aşağıya  yuvarlanmamak için şer’i  dayanağa  daha  bir  sarılmak ve  dayanmak  gerek. İnsan her  aşamada  Allah’a  muhtaç ve  O’na  sığınmak durumundadır. İnsanın  seyr-u  sülukunun  her aşamsıanda  insana sığınak  olan ve  elinden  tutan   Rahman ve  rahim  olan Rabb-ul  Alemindir..  Nitekim   Fatiha   suresinin  şu  ayetini  her  gün  onlarca defa  okumamızda  bu  gerçeği  yansıtmaktadır.

“Ancak sana  ibadet ediyor ve  ancak senden  yardım diliyoruz”

Dikkatlice ve  erkanına riayet edilerek kılınan bir  namaz, ilahi  takvay,   kalbi  huzur  ve  sükuneti  artırır.  İnsanı   ilahi  cemal ve  celalın  meczubu  kılar. Böylesi bir insan  etrafında  olup  bitenlerden ve  başkalarının başına  gelen  musibetlerden ve  inen  azaplardan   ibret  alır.  Nitekim  ayeti   kerimede  yüce  mevla  şöyle  buyurmaktadır.   “ Kuşkusuz  bunda,  kalbi   olan  veya  hazır  bulunup  kulak  veren kimse  için bir öğüt  vardır.”5

 İnsan böylesi bir  manevi ve  ruhi  haleti  yakalamazsa ciddi  tehditlere  katlanmak  durumundadır. Günahlar ve  kötülükler  kalbi  paslandırır,  paslanan  kalp  öğüt ve mevizeden  etkilenmez. Ayet bu hususa açıkca   değinmektedir:  “Onalrın yaptıkları işler,  onların  kalplerini paslatmıştır (kaplamıştır)”6

Konuyla  ilgili  olarak  İmam  Bakır  Hazretlerinden  gelen bir  rivayette  şöyle  denilmektedir: “ Her  insanın kalbinde bir  beyaz  (nurani) nokta  vardır. İnsan  günah  işlediğinde  kalbinde  siyah  bir nokta  oluşur. Eğer  tevbe  ederse o siyah  nokta kaybolur. Eğer  günahlarda  ısrar ederse bu siyah nokta  genişler ve  beyaz  noktayı da  tamamen kaplamış  olur. Eğer  beyazlık tamamen    siyahlamış  olursa böylesi  kalbin  sahibinden artık  bir   hayır  beklenemez.”7  “Hayır bildiğiniz  gibi  değil, onların işledikleri  kalplerini paslatmıştır.” 9 Ayetinde  ifade  edildiği  üzere.

Ancak  eğer  insan namaz  vesilesiyle Yüce  Allah’a  sürekli  teveccüh edip  ondan  gafil  kalmazsa, Allah’a  teveccüh  edip  O’nu  hatırladığı  oranda  Allah’ta ona  teveccüh edip  onu  hatırlayacaktır. Konuyla  ilgili olarak İmam  Bakır (a.s) Resulü Ekrem. (s.a.a) ‘den şu  hadisi  nakletmektedir.
Mümin olan insan namaza durup  kalbiyle  Allah’a yöneldiğinde, Allah ta   ona namazını  bitirinceye kadar  teveccüh eder,  onu  rahmetinin şemsiyesi altına  alır. Bu rahmetin dairesi onun  başından  semaya  kadar  uzanır” 10

İlahi bir vecibe  olarak namazın  insanların  bireysel ve  toplumsal  ilişklerinin   ıslahında  çok  önemli  bir  yeri ve  önemi  vardır. Bireysel olarak insanı  manen  yüceltiiği  gibi,  Rabbiyle,  diğer  insanlarla  ve  yaşam  çevresiyle  olan  irtibatını  da  en   mükemmel  hale  sokar.
 
Biz  ahlak ve  maneviyat  ile  namaz  arasındaki  yakın  irtibata  ışık  tutmak  için,  namazı  örnek  olarak  verdik.  Bunu  fıkhın  diğer  tüm   ahkamına ve şer’i  kanunlara  teşmil edebiliriz.   Namaz  gibi  diğer  şer’i  ahkam da  insanın ruhen ve  amelen   erdemler ve  faziletlerle  donanmasında   ve  rezaletlerden uzaklaşmasında çok  önemli  bir rol  ifa eder.

Namazımızın ilahi  dergahda  kabul  görüp  görmediğinin kriteri  ise güzel veya  kötü  bir  ahlak  ile  ahlaklanmış  olmaktır.   Eğer  namaz  kılıyorsak  ama  ahlakımız  kötü ve erdemlerden yoksun isek,  bu  namazımızın  kabul  görmediğine delalet etmektedir.  Nitekim   hadislerde  bu  konu  şu şekilde   izah edilmiştir. Eğer  bir  insanda  zerre  kadar  kibir veya  riya  var  ise  bu  namazının bir değer  ifade etmediğini   yansıtmaktadır. Hatta  bazen   fıkhi olarakta  böylesi    insanların  namazı  sahih ve  doğru   sayılmamaktadır. Ahlaki erdem ve  faziletler  ile   fıkhi  amellerin  kabulü  arasındaki  irtibat  oldukça  önemlidir,  bunun üzerinde  ciddi  şekilde  kafa  yormak  gerek. Ahlaksızlığın, ibadi  amellerimizin  butlanını  beraberinde  getireceğinden  gaflet etmemek  gerek.  Bu  konuda ayet  ve rivayet  az  değildir.

Hülasai  kelam: Namaz, oruç, hac ve  hatta  mali  boyutu  olan  khums ve  zekat  gibi  tüm  ilahi ahkamın ahlak ve  maneviyat  ile  yakın  bir irtibatı  bulunmaktadır. Eğer  bütün  bunların adab ve esrarı  nazarı  itibara  alınırsa ve pratikte  uygulanırsa beşeri  toplum  ahlaki  bir toplum olmanın   mutluluğunu  amelen tecrube  etmiş ve  yaşamış  olacaktır.

-----------------------------------------------------
1- Bihar-ul Envar c 75, s 380
2-Aynı  kaynak c 7. S 267
3-Hicr 99
4-Fatiha 5
5-Kaf 37
6-Mutaffifin 14
7-Usul-el Kafi c 2 s 273
8-Vesail-uş Şia  c 4 s 32


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :