Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان نسخه چاپی ذخیره خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
کد خبر : 52798
تاریخ انتشار : 6/5/2014 12:36:57 PM
تعداد بازدید : 391

İslamı Tanıma 115 İslam ve Şeriat 9

Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani Tarih: 23.05.14

Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.

Daha  önceki  hutbelerimizde  İslam  kanunlarının  fayda ve  zarar esasına  göre  teşri edildiğini  söylemiş ve  bu   meyanda  insanoğlunun bazı mukellefiyet ve  sorumluluklarına  da değinmiştik. Ayrıca  bir  başka  taksimatta  kimlerin  mükellef  kılındığını ve   sorumluluğun  bireyselmi   toplumsal    olduğunu   anlatmaya  çalıştık.

a)- Bireysel  sorumluluk:  Bireysel   sorumluluktan  maksat,  yeryüzünün  üstün  varlığı  olan  insanın  bir  takım  kanun ve  kurallara  bağlılık  göstermesidir.  Yani namaz  kılmak,  oruç  tutmak, başkalarına  yardım etmek ve   diğer  insanların ve  mahlukların  haklarına  saygı  göstermek  gibi  bir  takım    işleri  yapmak, içki  içmekten.  Zulüm  yapmaktan,  kumar  oynamak ve  faiz  almaktan  kaçınmak  gibi  bir  takım   hususlarla  mükellef  kılınmıştır. Yapılmasını  saydığımız  hususlar  sürekli  olarak vacip  ve  terkedilmesi  gereken  hususlar da  sürekli  olarak haram  kılınmıştır. İnsana  hür  iradesini kullanarak kötülüklere ve  harama  bulaşmasına  izin verilmemiştir. Bununla  birlikte  eğer   insan  kötülük ve  haram  yolunu  seçerse isyan etmiş  ve  ilk etapta  tabiki  kendisine  zulüm  etmiş  sayılır.

b)-Toplumsal  sorumluluk: Toplumsal  sorumluluk,  sosyal ve  toplumsal  boyutu olan  işlere  şamildir. Toplum  bireylerinin  bir  takım  termayul ve arzularına teveccühle,  insanlar  bir  takım  görev ve  yükümlülüklerle sorumlu  kılınmıştır. Örneğin eğer  bir  insan tek  başına   yer  küresinin  herhangi  bir  yerinde  yaşamını   sürdürebilmiş  olsaydı, istediği  yerde  yaşayabilir  ve  hiç  bir  kısıtlama  ve  sınırlamayla  karşı  karşıya  kalmıyacaktı. Ancak her yer  ve  mekanın  başkaları  tarafından kullanılması ve kontrol edilmesi  mümkün olduğunda durum değişiyor. Çünkü  artık  kişi tek  başına  değildir.  Gitmek   istediği  yer  başkasının mülkü  ve  kontrolünde  olduğu  için  izin alması gerek. Yani  malikin  izni  olmadan giriş  yapması  caiz  değildir. İzinsiz  olarak  başkasının  mülküne   giren  gasıp  olarak  telakki edilecektir. Öte yandan  başkalarıyla  teamullerimizde ve  ilişkişlerimizde de  bir  takım  ahkam ve yükümlülüklerle  karşı  karşıya  kalmaktayız.  Bu  ahkam ve  yükümlülükleri  her  kes  iyi  tanımalı ve   kendi   vazifesini   en güzel  bir  şekilde  yerine  getirmeye  çaba  göstermelidir. Sosyal ve  toplumsal  hususlarla  ilgli  bu  ahkama veya  kurallara  ilmi  dilde   Ahkam-ül  İctimaiye” denir.  Bunlar  İslam da  oldukça  çoktur.  Toplumda  kaos  ve  anarşi olmaması  için, şari bir  takım  kanun ve  kurallar    koymuştur. Bu  kanunlarla  amel edildiğinde her  kes  kendi  hakkı ve  hukukuna  kavuşmuş  olur.

Aslında bu  taksimat insanın  kendisi ve  yaşadığı  toplum ve  yaşam  çevresiyle  olan  ilişkilerine  çeki  düzen  verir. İnsana  sunduğu  ölçü ve  kriterlerle  doğruyu  yanlıştan  ayırt  etme  gücünü   kazandırmış  olur. Şeriata  böylesi  bir  yaklaşımla  teveccüh  ettiğmizde,  İslamın  kişinin kendisi,  toplumu, yaşam  çevresi ve  Rabbi   ile  olan  ilişkilerini  düzene   sokan ve  yanlış ilişikileri  tashih eden    kapsamlı ve  kuşatıcı  kanunlar ve  kurallar koyduğunu   görmüş  olacağız. İnsanlar  bu  kanun mecmuasıyla  yaşamlarında  karşılaştıkları  sorunlar  kolayca  çözer ve bunları  uygulamakla  yaratılş   hedeflerine  doğru   sağlam ve  muhkem  adımlarla  illerleyip  tekamullerini  yakalamış  olurlar.

Konuyla  ilgili ayetleri  mutalaa  ettiğimizde, insanın  hangi  makam ve  mevkide  olursa  olsun  bir takım vazife ve yükümlülüklerinin  bulunduğunu anlamış  olacağız. Bu  insanın  gerek  inanç ve  gerekse  amel ve  ahlakta  şaşkınlık  yaşamamsı ve sergerdan  olmaması  içindir. Tabiki  bu  kanunların  bir  dizi  katı  ve  kuru  kararlar  olmadığını anlamak  için  bu  kanunların    felsefesini ve  insan  fıtratı ve  beklentileriyle  ne   kadar  uyumlu  olduğunu,  tahmili  olmadığını araştırıp  analiz  etmek  gerek.  Konuyla  ilgili  olarak  bir   ayeti  kerimede  Yüce  Mevla  şöyle  buyurmamaktadır. “Muhakkak ki  biz  insanlar adaleti  uygulasın diye peygamberlerimizi açık  delillerle  gönderdik ve  beraberlerinde kıtabı ve   ölçüyü indirdik.”   Burada “liyequme” ifadesi “liyuqim  yerine  kullanılmıştır. Birinci  kavramda  herhangi  bir  zorlama veya  mecbur  kılma  anlamı  yoktur.  Yani  insanlar fıtrata  uygun  olan ve  insanların saadetini  temin eden  kanunları  tanıdıklarında  kendiliğinden  bunları  uygulamaya  kalkışacaklardır. “ liyuqim  kelimesinde  ise  bir  nevi  mecburiyet yatmaktadır. Bu ifadenin  kullanılmaması,  ilahi  kanun ve  kuralların  insan  fıtrat ve  tabiatına  mutabık  olduğu ve hakkıyla  tanındığında  her  kesin  onunla  amel edeceği dolaylı da  olsa  ifade edilmektedir.

Bir  başka  ayeti  kerimede  ise  Yüce  Allah  şöyle   buyurmaktadır.  Hak  arayışıyla  dine  yönel” ayetin devamında  şöyle  deniliyor: “İnsanların  üzerine  yaratılmış  olduğu  fıtrat  ile’’

Bütün şer’i  kanunlar  insan  tabiatı ve  fıtratına uygun  olarak teşri  edilmişlerdir. İlahi  fırtatın da  değişmediği  kesindir. Allah’ın yaratılışında  değişiklik  yoktur. Bütün  insanlarda müşterek  olarak  mevcut  bulunmaktalar.  Tüm  ilahi  kanunlarda  bu  hususa  dikkat   etmek ve  ondan gaflet  etmemek  gerek.  Bu ayetlere  istinaden  tüm ilahi  kanunların  fıtri  olduğunu  ıspatlamak  mümkündür. Rahman  suresinde  defalarca  tekrarlanan “Öyleyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalan sayabilirsiniz” ayeti  de  bu  hakikata  ışık tutmaktadır. Bu  ayetin defalarca  tekrarlanması, bize şu  muhimmi  hatırlatmaktadır: Her nimeti   tanıyın,  şükrünü  eda edin.  Şurası  da  gün  ışığı  gibi  açıktır  ki,  varlık  nimetinden sonra  Allah’ın  bizlere  en  büyük  bağışı  ve  nimeti ilahi  kanun ve  kurallar ve  bu vesileyle  elde edilen  hidayettir. Bu  kanunlar  öylesine  büyük  bir  önem arzediyor ki  Allah  bunların yorumu ve  uygulanması  için  sayısızca peygamber ve  hüccet  göndermiştir. Bu  kanunların doğru  yorum ve  uygulanması,  sıratı  mustakimdir.

 


نظر شما



نمایش غیر عمومی
تصویر امنیتی :