Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 43864
Yayın Tarihi : 1/31/2014 4:13:00 PM
تعداد مشاهدات : 565

İslamı Tanıma 100 (Barış ve Güvenlik 7)

İnanç ve düşünce güvenliği: İnsanın tabii ve deruni bir takım ihtiyaçlarının olduğu ve bu ihtiyaçların insan fıtratına işlenmiş olduğu ıspatlanmış bir gerçektir.

 

Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah  Ramazani
Tarih: 12.01.14

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.

Geçen haftaki hutbelerimizde  güvenliğin çeşitlerine  değinmiştik. Bu  günkü hitabemizde  ise  güvenliğin bir  başka çeşidini  el  alığ  inceleyeceğiz…

 

İnanç ve düşünce güvenliği: İnsanın  tabii  ve  deruni  bir  takım ihtiyaçlarının olduğu ve  bu ihtiyaçların  insan  fıtratına  işlenmiş  olduğu  ıspatlanmış bir gerçektir. Tabiki  dünya  bağlılığı, mal ve  mülk sevgisi veya nefsi ve  şehevi  ihtiraslar bu  pak ve  temiz olan ve  Rabbimiz  tarafından  insanın  hilkatına yerleştirilmiş olan   fıtri  ihtiyaçlar ve  yönelişlerin  toz  kaplaması veya  unutulmuşluğa  terkedilmesine  sebebiyet  verebilir. Tabiki  insanlar zorluklarla  karşılaştıklarında ve  maddi  ile  dünyevi  vesilelerin  fayda sağlamadığı ve  her yerden  insanın  ümidini  kestiği  durumlarda  bu  ihtiyaç ve  deruni  yöneliş  tekrar  kendisini  göstermektedir:

Bu husus  Kur’anı  Kerimde  bir  çok  ayeti  kerimede  dile  getirilmiştir.  Denizde  batma  tehlikesiyle  karşı  karşıya  kalan ve  her  yerden  ümidini  kesmiş  olan  insanların  Allah’a  yalvarıp  yakarmaları ve  kurtuluşu  ondan  dilemeleri  gibi. Tabiki  Kur’an,   insanın  tabiatı  itibarıyla  tehlike  anında  Rabbini  çağırdığını  ve  tehlike atlatıldıktan sonra  tekrar Rabbini  unuttuğunu ve nankör  olduğunun altını  çizmektedir.

 

Her  halukarda  bu  temel  deruni ve  fıtri ihtiyaçlar  mevcut  bulunmakta ve  farklı  şekillerde  kendini  göstermektedir. Bu ihtiyaçlardan  bir  de  erdem ve  faziletler  ile  Allaha  kulluk  arayışında  olmak  Olayların  asıl  illetini  saptamak yani sebep-sonuç ilişkisini aramak ve  Rabbul Alemin  ile irtibat  içerisinde  olmak ve  O’na  yönelmektir. Bütün  insanlarda  Allah’a  kulluk ve  ibadet  hissi  mevcut  bulunmaktadır. Ancak  insanlık  tarihine  baktığımızda, insanlardan bir  çoğunun  bu  duygularını  yatıştırmak ve  mabudunu  bulmak  için  yanlış  mabutlar ve  ilahlar edinerek  delalet ve  sapıklığa  saplandıklarını  görmekteyiz. İlahi  peygamberler insanların  derununda ve  fıtratında bulunan  bu  temiz  ve pak  duyguyu inkişaf ettirip  insanları  sahili  selamete ve  saadeti dareyne  yönlendirmek  maksadıyla, insanlık camiasına gerçek  mabud  olan   Halıqı  mutlaq ve  Mabudu bilhaq Rabbul  Alemini  insanlara  tanıtmışlar ve  insanları  tağut  olarak tanımlanan  sahte ilah ve  mabutlar  ile  mabetlerden  sakındırmışlardır.

 

 Bütün  bunlara rağmen,  insanlık  tarihine bir  göz attığımızda  maalesef  çoğu zamanlar  insanların  ya  putperest olduğunu veya  başka şeylere  taptığını  görmekteyiz. Bu bağlamda altını  çizmemz  gereken  bir  diğer  önemli  husus  ise  şudur: İnsanın  fıtrat ve  derununda  Allah’a  yöneliş ve  O’na inanma  duygusunun nakşedilmiş  olmasına  rağmen,  insanlar inanç ve  düşünce seçimi  konusunda  hiç  bir   zorlama ve  mecburiyete  tabi  değillerdir.  Bir  başka  ifadeyle, Din,  Inanç ve düşünce  baskı ve  zorlama  kabul etmez. İnsanlara  kendi  inanç ve  düşüncelerini  özgür iradeleriyle  seçme  hakkı  verilmiştir. Ayrıca  İslam  Engizisyona (inanç teftişine) ve  inancından  dolayı insanların saldırıya  uğramalarına izin vermemektedir. İnanç  ve  düşünce  özgürlüğü  haiz olduğu  öneme binaen, tüm  dünya  ülkeleri ve  toplumları  tarafından resmen  tanınmıştır. İnsan  hakları evrensel  beyannamesinin 18. Maddesinde  şöyle  denilmektedir.

Her  kes  din, vicdan ve  düşünce  özgürlüğü  hakkına sahiptir. Bu hak  kişinin  kendi  din ve  inancını  değiştirme  özgürlüğünü de içermektedir. Ayrıca her kes kendi  inancını, dini  eğitim, öğretiler, amel ve dini merasimleri   ferdi veya  toplu,  şekilde uygulayarak  ibraz etme  hakkına  sahiptir.’’

 

Almanya Anayasası  dördüncü  maddesi, Amerikanın 1791 de  onaylanan  anayasasına  eklenen ilavenin birinci  maddesinde, Fransanın insan ve  vatandaşlık hakları beyannamesinin  onuncu  maddesinde   inanç ve  düşünce  özgürlüğü resmen  kabul  edilmiştir. Tabiki  bu  beyannamelerde ve anayaslarda  din  insanların özgür  seçimi olduğundan dolayı  saygın nitelenmiştir, yoksa insan  düşüncesinin ve  hayatının bir  kaçınılmazı  olarak değil. Herhalukarda  dünyanın her  yerinde din ve  inanç özgürlüğu ve  güvenliğinin   saygınlığı ve  teminatı ve güvence altına alınması takdire  şayan  bir  durumdur.  Tabiki biz  bu türübünden olayları ve olguları İslam açısından ele aldığımız  için, bu  hususu da islam ve  Kur’an perspektivinden ele  alıp inceleyeceğiz.

İslam  kamil, muterakki ve  kuşatıcı bir din  olması  hasebiyle, insanoğlunun tekvini ve varlıksal olarak  muhtar( özgür)  bir  varlık  olduğunun altını önemle çizmektedir.  İnsan özgür  yaratılmıştır ve özgür  irad ve seçimi   baskı ve ikrah kabul etmez.

“ Söyle,  ikna edici (açık seçik) deliller  Allahındır. O dileseydi  hepinizi  birden hidayete  eriştirirdi.’’(En’am 149)

 

Ancak  durum böyle değildir. Allah   isteme ve  seçme  gücünü  insana  bağışlamıştır.  Konuyla  ilgili  olarak bir  başka  ayeti kerimede yüce  Rabbimiz  şöyle  buyurmaktadır.

‘‘Rabbin dileseydi, yeryüzünde  bulunanların hepsi iman ederdi. Öyleki insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın.” (Yunus 99)

 

İnancın  kalb ve  iradeyle  ilgili bir durum olduğu  gün  ışığı gibi  ortadadır. Kalb  ve irade  ise  baskı ve  zorlama  kabul etmez. Bunun için Yüce  Rabbimiz insanın  kendi  inanç ve düşüncesini özgürce seçmesine  yardım eden ve katkı sağlayan  tüm  imkanları bu cümleden akıl. Fıtrat   kitaplar ve  peygamberler  vasıtasıyla  teşrii hidayeti  sunmuştur. Konuyla  ilgili  olarak hakkında  bir  çok  tartışmanın yaşandığı  ayetlerden  biri  de şu ayettir:

‘‘Dinde zorlama yoktur, artık hidayetle dalalet  birbirinden iyice ayrılmıştır‘‘ Bakara  256 

İslam alimlerinden  bir  çoğu   inanç konusunda  baskı ve  zorlamanın  kabul edilemez olduğu görüşündeler. İslam açısından inanç teftişinde  bulunmak  ta  kabul edilemez.  Allah  buyuruyor.    Tecessüste  bulunmayın’’ Hucurat 13

Bu ve benzeri  diğer  ayetlerden anlaşılan şudur. Kendi  inanç ve dünya  görüşlerini seçmek  için insanlara  özgürlük ve  hür  irade verilmiştir. Tabiki  bu  özgürlük  veya dinini  değiştirme, serbestliği, başkalarının inanç ve  dini değerlerine  hakarette ve ihanette  bulunma  anlamına gelmez.

Dini ve   fikri  inanç ve  prensipleri  korumak için  dünyanın her yerinde  kanunlar ve  kurallar  vardır.  İslamın da  bu  konuda  çok dakik   bir  şekilde  hazırlanmış  olan  kanun ve  kuralları  mevcut  bulunmaktadır. Zamanı  geldiğinde  bunlara da değineceğiz.

 


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :