Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان baskı Kaydet خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
Haber Kodu : 43863
Yayın Tarihi : 1/31/2014 4:08:00 PM
تعداد مشاهدات : 529

İslamı Tanıma 99 (Barış ve Güvenlik 6)

Güvenliğin çeşitleri konusunda, konuyla ilgili bir önceki hutbemizde insanların can ve haysiyet(onur) güvenliğine değinmiştik. Bu günkü hutbemizde ise güvenliğin diğer çeşitlerini ele alıp izah etmeye çalışacağız

 

Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani
Tarih: 03.01.14

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu, nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.
 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.
Güvenliğin  çeşitleri  konusunda,  konuyla  ilgili  bir önceki  hutbemizde insanların can ve  haysiyet(onur)  güvenliğine değinmiştik.  Bu günkü  hutbemizde  ise güvenliğin  diğer  çeşitlerini ele  alıp  izah  etmeye  çalışacağız.

 

Mal  güvenliği:  İslami ve  Kur’ani  öğretilerden özel  mal  ve mulkiyet  hakkında öğrendiğimizi  şöyle  özetleyebiliriz: Hem bizim malımız ve  mülkümüz ve  hem de  diğer insanların  mal  varlığı,  genel anlamıyla yaşadıkları  topluma  aittir.  Dolayısıyla  insanların mal ve mülk  güvenliği  devletin  uhdesinde  bulunan  bir  haktır ve  her  vatandaş  bu hakkı talep  etme  hakkına sahiptir. Çünkü topluma  ait  kamu   servetidir. Buna  binaen  bu  mal varlığını ve serveti korumak, aslında  toplumsal  hayatı ve  toplumun devam  ve  bekasının harcını  korumak  demektir. Tabiki  bu,  insanların  özel  mülkiyet ve  servet edinmemeleri  anlamına  gelmez. İslam  özel  mülkiyet  ile  kamu  mülkiyeti arasındaki  sınırları açık ve  net  bir şekilde çizmiş  ve ilgili  kanunları  teşri etmiştir. İslam açısından  insanların  mal  güvenliği  can  güvenliği  kadar  önemlidir ve  bu  güvenliğin  tüm  vatandaşlar için temin edilmesi  lazım.

 

Nitekim  konuyla  ilgili  olarak  bir  hadisi  şeriflerinde  sevgili  Peygamberimiz  şöyle  buyurmaktadır: ‘’Müminin  malı da  canı  gibi mümine   haramdır’’1 Yani saygınlığının korunması  lazım ve müminin malına her  türlü  tecavüz  gayrı  meşru  ve  haramdır. Tabiki  bu  demek  değildir ki  sadece müslümanın mal varlığı  korunmalıdır.  Toplumun  her  bireyi ve  her vatandaşının  mal  güvenliğnin  teminat altına  alınması  lazım.  Ayrıca  kamu ve  topluma  ait  malların da  güvence  altında  olması  lazım. Yani  hem  makro ve  hem de  mikro düzeyde mali   güvenlik  sağlanmalıdır. Bu  güvenliğin  bir de  uluslar arası  boyutu vardır. Yani devletler  arası  mali ve  ekonomik  güvenlik askeri  güvenlikten  daha  önemlidir. Bir toplumun  ekonomik  kalkınması ve  gelişmesi yatırımcıların ve  sermaye  sahiplerinin  kendi sermayeleri ve  mal  varlıkları  konusunda duydukları  emniyet ve  güvenceye  bağlıdır. Güvenliğin olmadığı  memlekete  ne sermaye  gelir  ve  ne de  yatırımlar  yapılır. Bunun  için  bir  toplumun  ekonomik  adaleti,  ekonomik  emniyet ve  sermaye  güvenliğinden önce  gelmektedir. Eğer bir  toplumda  sosyal ve  ekonomik adalet  olmazsa, zalim, imtiyaz  peşinde  olan dertsiz   tasasız  müreffeh   zengin  kesim halka  ve  kamuya  ait  olan  servet  ve  zenginliklere  el atıp  kendi  kasalarını  daha  bir  doldurmaya  kalkışacaklardır. Böylece  topluma  bir  burjuvazi  toplumu  olur.  Az  bir  grup  tüm  imkanları ellerinde  tutar ve  toplumun  kahir  ekseriyeti  ise  fakr-u  zaruret ve sefalet  içerisinde  yaşamaya mahkum kılınacaktır. Bu tür  toplumlarda  belli  çıkar  grupları bin bir türlü ekonomik hile ve entrikalarla  kamu mallarını  kendi kaslarına  aktarmaya  çalışacaklardır. Bu  tür ekonomik  suistimaller toplumda  ayrımcılık, baskı, zulüm  ve  fakirlik  ile  yoksulluğun  hakim  olmasına  sebebiyet  verir. Bir  toplumda  ekonomik ve  sosyal adaletin teessüsünün  bir  diğer şartı  ise   israf ve  savurganlığı  önlemek  ve  milli üretimin  yükselmesine  halkın katkısını  sağlamaktır.

 

Yargı  güvenliği: Tüm  vatandaşlar  yargı ve  hukuk karşısında  eşit  olmalı ve   hukuki kurum ve  kuruluşlar  ile  mahkemelerin hakkın tahakkuku ve  adaletin sağlanması  için göstermiş  oldukları faaliyet ve  çabaların ikna edici olması ve  insanların  bu  konuda  herhangi bir  kaygı ve  tedirginliğinin olmaması  lazım. Bir  başka  ifadeyle  eğer  bir  vatandaşa  bir  haksızlık yapılmış  ise, vatandaş  hukuk  sisteminin ve  yargının  onun hakkını  savunup  kendisine  iade edeceği  konusunda  tam bir  güvene ve  itimada sahip  olmalı. Kur’anı Kerim  peygamberlerin en  önemli  görevlerinden  birisinin  yeryüzüde ve  insanlar arasında adaleti  ikame  etmek  olduğunu  beyan buyurmakta ve  hiç  bir  kimseye  haksızlık  yapılmasına  müsamaha  gösterilmemesini  vurgulamaktadır. Toplumdaki  genel  atmosfer  yargı  konusunda  her  kese güven vermeli ve   yargı  konusunda  kaygı ve  kuşkulara  mahal  bırakmamalı. İslam  dini  yargıcın davanın  her  iki  tarafına da    her   hususta  eşit  bir  şekilde  davranmasını  emir  buyurmaktadır.  Çünkü  yargıç  bu şekilde  hareket ettiğinde ne  dost  olan bir  yersiz  bir  beklentiye  ve  ne de  düşman adaletin sağlanmasından ümitsizliğe  kapılabilir.   Yargıç şikayetleri  dikkatlice  dinleyip ve  dakik bir  şekilde konuyu araştırıp  incelendikten  sonra hüküm  vermeli  verilen  hükmün  hakkaniyeti  konusunda  güven hasıl  olmalı. Nitekim Emir-ul Müminin  İmam  Ali  hazretleri yargıcın  vazifeleri  ile  ilgili  bir  konuşmasında şöyle  buyurmaktadır: ’ Hakim  olarak  müslümanlar arasında  yargıda  bulunurken bakışlarında,  konuşmanda ve  oturmanda eşit  davranmalısın ki  yakının tamaah etmesin ve  düşmanın da adaletın tahakkukundan  me’yus  olmasın.2’’

 

Sekuni adlı  İmam caferi  Sadık’ın  yaranının naklettiği  bir  rivayette   şöyle  denilmektedir: Adamın biri  Emir-ul  Müminine  bir  kaç  günlüğüne  misafir  oldu ve  bu meyanda  başkalarıyla  kavgalı  olduğu  bir  hususu İmam  hazretlerine  arzetti.  İmam  kendisine  şöyle dedi: Sende  bu  davada  bir  tarafmısın? Adam evet  dedi. İmam  öyleyse  burdan çek  git.

Çünkü  Allah Resulü  taraflardan birinin yokluğunda  yanlızca birisinin ağırlanmasını  nehiy etmiştir (sakındırmıştır)3

 

İslamın  insana ve  onuruna  saygısı oldukça  büyüktür,  bunun için  insan  onur ve  haysiyetinin  zedelenmesine  hiç bir  şekilde  müsamaha  etmez.  Başkası aleyhine  komplo kurmak,  haysiyet ve  şerefiyle oynamak özel hayatını araştırıp  soruşturmak veya  bu  konuda  tecessüste  bulunmak, başkalarını  korkutmak,  delilsiz  töhmet  altında  tutmak veya yersiz kötü zanda  bulunmak ve  benzeri  durumların  hiç  biri  İslamda  caiz  değildir. Bu  hususlar  konusunda  hassas ve  duyarlı  olmak  emniyet ve  asayış  ortamının sağlanması  ve  toplum  bireylerinin  onur  ve  haysiyetinin  mahfuz  kalması  açısından  büyük  bir  önem arzetmektedir.   Çünkü  Allah  insanı  onurlu  yaratmıştır.

 

1-Usulü Kafi  c2.  s359. Hadis 2
2-Aynı  kaynak c 7. Yargının adabı  babı s 412. Hadis 1
3-Vesailuşşia  c 27 Yargıcın eşit  davranmasının mustahab  oluşu hadis 33624

 

 


Yorum



Başkaları Görmesin
تصویر امنیتی :